Görüşüm açıktır ve asla değiştirmeyeceğim…
Bu ülke ekonomisinin sürekli olarak sorunlu olmasının, bütçe açıklarının, devletin gelir kaybının, milli gelir dağılımındaki büyük adaletsizliğin ana sebebi, asla ambargo, izolasyon, tanınmamışlık falan değildir.
Vergi adaletsizliğidir. Kayıt dışı ekonomidir…
Kaçaktır…
Her yeni gelen hükümetin bu konuda bir devrim yapmasını bekledik. Ancak sistem aynen devam ettiği gibi; gelen de, giden de aflar çıkartarak, insanları vergi ödemeye değil, “nasıl olsa yeni bir af çıkar” düşüncesiyle ödememeye teşvik etti…
Hatta öyle olaylar kulağımıza geldi ki, seçim öncesi, kurultay öncesi koridorlarda vergi pazarlıkları yapıldı.
Neydi mesele, tamamen “gör beni, göreyim seni” meseleleri.
Yani ülke siyasetinin temelindeki, artık çürüyen, kokan zihniyet…
Halkın geneli bu olayların çok da farkında olmadı. Onlar sadece “Ne yapalım gelirimiz budur, ambargo altındayız” bahaneleriyle avutuldular, ama bir yerlerde birileri siyasilerle al takke ver külah malı götürdüler, paraya para, mala mal kattılar…
Hem de haksızca, utanmazca…
Dün Meclis’te Vergi Usul Değişiklik Yasası geçti…
Tamamen teknik bir konu ve upuzun bir yasa olsa da, okuyanın pekala görebileceği gibi, ciddi değişiklikler içeriyor.
Zaruri sebeplerle vergisini ödemeyene eskiden “uygun” bir süre verilmekteydi. İşte size siyasi bir rant kapısı. Siyasi makam, nasıl takdir ederse öyle. Şimdi buna 45 gün gibi bir sınırlama geliyor.
Vergi tahakkuk fişi eskiden posta ile gönderilirken, şimdi tüm çağdaş iletişim kanalları yasa kapsamına giriyor. Yani artık “almadıydım, göndermediydi” yok.
Tüm vergilendirmelerde, beyanlar delile dayandırılıyor. Kesin kanıt isteniyor.
Denetime yeni kurallar geliyor. Ceza ve faizler düzenleniyor.
Bankalar, meslek örgütleri ve diğer ilgili kesimlerle sıkı bir iş birliği ve organizasyon yasal hale geliyor.
Kısacası, en büyük eksiğimiz olanı kayıt dışılığa karşı, kazançlar, harcamalar ve vergiler kayıt altına alınıyor. Defter tutmama, bildirim yapmama, gecikme gibi keyfiliklerin önüne geçecek önlemler alınıyor…
En önemlisi, devlet kendi görevlilerini ve mekanizmasını da yeniden düzenliyor. Bu amaçla da, geçmişte Vergi Dairesi Müdürü’nün yetkisinde olan itiraz konuları için İtiraz ve İtiraz Üst Komisyonları oluşturuluyor. Komisyon’a kamu görevlileri dışında, Barolar Birliği ve muhasiplerden birer temsilci atanıyor. Bu kişilerin oyları belirleyici hale getiriliyor. Yani 5 kişilik komisyonda, 5’te 4 oy çokluğu aranıyor…
Muhalefetin, genelde değişikliği olumlu bulmakla birlikte, sırf muhalefet etme adına ret oyu vermiş olması da ayrıca düşünülmesi gereken bir durum.
Önemli olan niyet…
Ya bu yasa dışılıktan kurtulup, gerçekten hukuk devleti olacağız, ya da öyle sokaklarda “kendi ayaklarımızın üstünde duracağız” diye boş nutuklar atmaktan vazgeçip, eski hamam eski tas devam edeceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
HAYAL:
Kıbrıs Sosyalist Partisi bir açıklama yapmış. Dışişleri Bakanı Nami’nin Almanya temaslarına değinmişler ve “Emperyalistlerden Kıbrıs Rumları aleyhine destek arıyor” yorumu yapmışlar. Rum’un yaptığı nedir acaba? Haydi bırak Anastasiadis’i, AKEL de yapmadı mı, Çipras da aynısını yapmıyor mu? Yunan Dışişleri Bakanı’nın yaptığı nedir? Günümüz gerçeklerinden bu kadar uzak bir yaklaşım da ancak radikal uç olarak kalır…
KHK KONUSU ACİL:
Denetim, denetim diye bağırıyoruz, Vergi Dairesi’nin ihtiyacı olan memurları alması için istediği münhaller, aylardır Kamu Hizmeti Komisyonu engeline takılmış duruyor. Keyfiliğe bakar mısınız. Umarız Cumhurbaşkanı Akıncı ilk iş olarak Komisyon’u demokratik, şeffaf bir konuma ulaştırır. Zaten propaganda döneminde bu konudaki düşüncelerini çok net olarak açıklamıştı…
ADAY DEĞİLMİŞ:
UBP’de başlayan başkanlık yarışında adı geçen genel sekreter Sunat Atun’un aday olma gibi bir düşüncesi olmadığı iddia edildi. Atun’un yakın çevresine, “Bu dönemde UBP Başkanlığı’na aday olmak için, adamın aklını peynir ekmekle yemesi lazım” dediği duyumları geliyor. Hani haksız da sayılmaz, hele de bu işe talip 5-6 kişi varken…
AYNI HAMAM AYNI TAS:
UBP’de yapılması düşünülen tüzük değişikliğinin de, aslında “kocakarıyı boyamaktan” öteye geçmeyeceği iddia ediliyor. Genel başkanlığın 5 kurultay süresince yani 10 yılla sınırlandırılması düşünülüyormuş. Şuna ömür boyu deseler ya… Diğer taraftan partilerin en büyük sorunu olan delege yapısında da pek bir değişiklik düşünülmediği de gelen iddialar arasında…
OLMAZ OLMAZ DEMEYİN:
Bir gecede kurduğu ÖRP ile Kıbrıs Türk siyaset tarihine geçen ve kısa süre sonra kapanan partinin Genel Başkanı Turgay Avcı, siyasetin bir virüs olduğunu ve bu virüsten kurtulmanın yolu olmadığını söyleyerek, yeniden siyasete dönme sinyali verdi. Özellikle son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Eroğlu’na verdiği destek ile gündeme gelen Avcı, bir zamanlar bırakıp gittiği UBP’den aday çıkmış ama seçmenin onayını alamamıştı. Şimdi kalkıp bir de, Ahmet Kaşif gibi, UBP başkanlığına aday olursa, hiç şaşırmayacağım.
VAH SERDARLI VAH:
Biz sadece siyasette alengirli işlerin döndüğünü sanırdık. Meğerse futbolun da ondan kalır yeri yokmuş. Özellikle bu yıl süper ligin son haftasında yaşananlar, taraflı tarafsız herkesi, “perde gerisinde bir kurgu var” düşüncesine itti. Bir takımın bile bile, hem de defalarca uyarılmasına rağmen, ısrarla sahaya çıkmamakta direnmesini başka nasıl izah edebiliriz ki..?
ZİRVEDEKİLER
İzzet İzcan: BKP Genel Başkanı İzcan, “Bundan sonra daha düzgün siyasete, ideolojiye, sınıf bilincine, bilime, programa dayalı bir siyaset sahnelenecek bu ülkede. Bir dönem kapandı derken bunu söylemeye çalışıyorum. Siyasi kültür de, siyasi anlayış da iflas etti. Parlamentodaki siyasi partilerin DP’si de, UBP’si de, CTP’si de mevcut yönetimleri ile iflas etti” diyor… İyi de alternatif kim..?
DİPTEKİLER
Sudan Tartışmalar: Özdil Nami’nin Başmüzakereci atanması tartışılıyor. Oysa aynı görevi, 2008-2010 arasında adı “özel temsilci” olarak yine yapmıştı. O zaman da itirazlar olmuş, daha sonra herhangi bir sakıncası olmadığı görülmüştü. Aynı mütalaa bugün için de geçerli değil mi? Özellikle de bu işin peşine düşen Mehmet Çakıcı’yı anlamakta zorlanıyorum…
































