Köşe Yazarları

Vergi konuları, İnşaat mağdurları,  ve bu hafta TCMB faiz kararı







Haftalardan beri  gazetelerde yayınlanan ve Maliye Bakanlığı Vergi Dairesine 2018 yılı için sadece ‘sıfır’ vergi beyanında bulunan kişilerin isimleri çıkmaya devam etmektedir. Ve bu kapsamda beyan edilen gelirler de yılda 10-12 bin TL arasında gelir ettikleri yönündedir. Esasen 2018 yılı gelir ve vergi beyanında bulunan şirket ve gerçek kişilerin vergileri yayınlandığı zaman çok büyük iş hacmine sahip, gözle de görülür bir çok yüzlerce binlerce şirketlerin, iş hacimlerine göre çok düşük gelir ve vergi beyanları, halk üzerinde çok olumsuz etkiler ve çeşitli  reaksiyonlara neden olmuş ve her yıl da aynı konular gündem olmaktadır.

Hatta yaşantıları ortada iken binlerce zarar beyan eden vergi mükellefleri de vardır ki bir kısmı devletten sürekli ve çeşitli amaçlarla teşvik de almaktadırlar.

Bulundukları Devlet içinde her türlü imkânlarından yararlanarak kazanılan gelirlerin vergileri, kazançları oranında yasalara göre verilmezse o devletten nasıl hizmet beklenebilir.? Üstelik yasalarımızda da yüksek oranlar olmayıp çok da muafiyetler olduğu gibi fiilen şirketlerin kontrolsüz gider indirimleri vardır. Buna rağmen Vergiden düşülen giderleri yasalar hilafına aşırı istismar edenlerden tutun da çift hesap tutanlar, makbuzsuz ve kayıt dışı işlemler yapan, gelirlerini ve kârlarını gizleyip asgari düzeyde kâr payı gösterenler vb birçok yollara tevessül edenler var.

Burada hükümetlerin beyan edilen vergiler üzerine gitmemeleri gerekli denetimlerin yapılmamasından, cezai müeyyidelerin uygulanmaması ve bundan cesaret alındığını söylemek gerekir. Devlet adına şirket hesaplarını murakabe görevi gören kişi ve kurumların hesaplarını tutan mali müşavir ve murakıpların bir kısmının da maalesef bu  şirketlerin muhasebecisi haline geldiği de açıkça görülüyor. Dolayısıyla devletin vergi ve teftiş kurullarının bu konular üzerine gitmesi ve devletin payına düşen yasal mükellefiyetlerin yerine getirilmesi, ayrıca devlet adına murakabe yapmakla yükümlü olup da yapmayan mali müşavirlere de mükellefiyetlerinin hatırlatılması gerekir.

Maalesef son uzun zamandan beri ihmal edilen bu denetim mekanizmalarının çalıştırılmaması hatta zaman zaman vergi aflarının yürürlüğe girmesi, Bütçe açıkları yanında gerekli elzem  yatırım projelerinin uygulanmaması ve halkın genelinin mağduriyetine ve devletine olan güveninin zaafiyete uğramasına neden olmaktadır.

2000 yılından sonra sistemli bir şekilde azalan direk kazanç vergilerinin azalması ve bu eksikliğin giderilmesi için kolay olan dolaylı vergilere ağırlık verilerek gelirlerin çok büyük çoğunluğunun %75 ‘inin dolaylı vergilerden karşılanması aynı zamanda pahalılığı ve enflasyonu da çoğaltmakta halkın genelinin alım gücünü de gittikçe düşürmektedir. Gelir yelpazesindeki aşırı uçurum ise sosyal sorunları çoğaltmaktadır.

Temennimiz bundan sonra adil vergi sisteminin uygulanması için, devlet denetim mekanizmalarının çalıştırılmasının sağlanmasıdır ki, şimdiki Maliye Bakanı, Vergi Dairesinden yetişmiş Bakanlıkta uzun bürokrasi tecrübesi ve bilgisi olan bir yönetici olarak bunu başarabilir.

İngilizlerin  uğradığı mağduriyet;  Son günlerin önemli bir konusuna da değinmek isterim. İngilizlerin paralarının tümünü vererek satıcıdan aldıkları evlerinin çeşitli haksız fiillerle ellerinden alınması çok ciddi bir sahtekârlık kapsamına girer.. Bu olay karşısında Hükümet ve devlet yetkililerinin en sert bir biçimde konu üzerine gitmeleri KKTC’nin varlığı ve uluslararası alanda yayılarak göreceği  reaksiyonlarla prestij kaybı ve ciddiyeti açısından, bu olaylara neden olanların, Hükümet ve Devlet kurumlarınca, peşlerinin bırakılmamasıdır. Bir hak gaspı söz konusudur, ve açıkça ‘dolandırıcılık’ kapsamına girmez mi? Tasarlayarak yapılmış bir işlem değil midir? Çünkü satışı yapanlar bir taahhütte bulunmuş,  parasını almış ve karşısındakileri dolandırmış olmuyor mu? Mevcut yasalarımızın buna yeterli olması gerekmez mi? Benzer davalarda tutuklanarak yargılananlar vardır. İlgili makamlarımızca Kamu yararına kamu davası olarak ele alınamaz mı? Bu da başka kötü niyetlilere de örnek olması bakımından kanaatimce Hükümet ve tüm ilgili devlet kurumlarınca öncelikli olarak ele alınması gereken en önemli konulardan biridir.

Devletine sahip çıkmak demek, Devletin temeline dinamit koyanlara engel olması demektir. Bir ülkede her yönüyle ‘güven’ ve ‘adalet’ birinci önceliktir. Sosyal huzur için, yatırım için, sermaye birikimi ve sermaye celbi için, kalkınma için, uluslararası saygınlık kazanabilmek için, bir devlette ‘ciddiyet ve güven’ en gerekli unsurlardandır.

TCMB, BDDK’nın Faiz indirim kararı;

TCMB bu hafta 75 baz puan daha faizlerde indirim yaparak politika faizlerini %11.25’e indirdi. Bazı analistlere göre enflasyon göz önüne alındığında faizlerde kısa sürede ve süratli bir iniş olduğu yönündedir. Gerçi KKTC’de Türkiye’ye göre Bankalarca daha yüksek faiz uygulanmaktadır. Tabii ki borcu olanlar için olumlu bir karar olmakla beraber TL kaynak ihtiyacının azalmaması ve dolarizasyonu önlemek için de dengeyi iyi tutmak gerekir.

Türkiye’de İTO Başkanı akabinde memnuniyetini ifade eden açıklama yaptı. Finansmanın ucuzlamasının reel sektörü geliştireceği ve yatırımı artıracağı yönünde beyanatı oldu.

Enflasyon beklentilerinin %10’lar değil de altına düşmesi halinde ve TL mevduatlarını ürkütmemek kaydıyla maliyetler açısından da olumlu olabilir. Ancak getiri düştükçe TL mevduatından kaçış ve kaynak düşüşünün olmaması yönünde, takibi gereklidir. Çünkü kaynak  yetersizliği bu defa dış borçlandırmayı ve dövizle borç yükünü arttırabilir. Şu anda yapılan istatistiki resmi açıklamalara göre en yüksek dış borç stoku özel sektöründür. Ancak devlet kefaleti söz konusu olduğunda bu da bir devlet borcu sayılır.

Geçen gün uluslararası değerlendirme kuruluşu Fitch, yapılan geniş çaplı faiz düşüşüne Türkiye’nin durağan görünümündeki BB- kredi notu üzerinde baskı yapmayı sürdürdüğünü belirtti.

Diğer yönden 2020 yılı için ekonomide olumlu bir seyir olması ihtimali yüksek görünmektedir. TL’sının belli döviz aralıkları içinde seyrettiği ve ekonomik toparlanmanın olması, düşen enflasyonun, ABD yaptırım riskinin düşmesi ve uluslararası  para politikalarındaki genişleme ve bu nedenle finansman imkânlarının çoğalması veya koşullarının dış para politikalarındaki genişlemeden dolayı iyileşmesi Türkiye’nin lehine olduğu görülmektedir.

 








Başa dön tuşu