Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ve okullar açılacak

Kendimizi öyle zannetsek de dünyanın odağı değiliz. Fakat artık biz de “koronavirüsü” paylaşan,  virüsle yaşamak zorunda kalan  bir dünya ülkesiyiz.

Eğitim Bakanlığının, okulların açılmasına an kala açıkladığı tedbirlere bu düşünceyle baktım.. Fakat korkarak! Çünkü  söz konusu olan yüzlerce öğrencinin bir arada olacağı “okullarla derslikleridir..

Tutun ki koronavirüs’ün en sevdiği ortamlar!

Bu nedenle Eğitim Bakanı Sn. Çavuşoğlu’nun alacağı tedbirleri çok merak ediyordum.. Henüz tamamını okumamışsam da basında çıkan açıklamalarından  ne anladığımı yazayım.

BU tedbirlere bir “başlık” koymak gerekseydi “seyreltilmiş dönüşümlü eğitim”  demek yerinde olurdu.

Eğitim Bakanının açıklamasına göre öğrenciler yeni tedbirler doğrultusunda “bir gün okula gedecekler bir gün gitmeyecekler!” Yani okula “günaşırı”  gidecekler.

Peki neden? Çünkü derslikler 20 öğrenciye indirildi. Bizde okullar bile öğrenci sayılarına yetmezken  sınıfları 20 kişi ile sabitlemek zorunda kalınınca doğal olarak böyle bir tedbire başvurulmak zorunda kalındı.. Bu durumda demek ki  artık öğrenciler okula münavebe ile gidecekler. (Şimdilik anladığım bu..)

YİNE de sorun “büyüktür” diyelim çünkü bu “bölünmelerle ayarlamalar” kağıt üzerinde değil, yüzlerce  öğrencileriyle anaokulundan İlkokula, ortaokullardan liselere kadar uygulanacak bir yeni sistem olacak.

En olumsuz yanı öğrencilerin okula intibakları konusunda yaşanacak.                       Çalışan ailelerin bu “günaşırı” uygulamaya adaptasyonları da kolay olmayacak!                                                               Öte yandan müfredat sil baştan yeni bir  düzenlemeyi gerektirecek ama unutmamak gerekir. Başka da çare yok.. Eğer virüs’ten korunmak bulaşı önlemek amaçsa  tabi ki kalabalık sınıflardan, öğrencilerin üst üste olduğu okullardan kaçınılmak gerekecekti zaten olan da budur..

…Sn. Bakanın açıklamasına göre 42 sayfalık bir “pandemi” sürecini kapsayan “Okullarda Alınacak Tedbirler Kılavuzu” hazırlandı. Bu kılavuzlar velilere dağıtılacakmış..

Öte yandan online eğitim de yapılacak deniyor..

BAŞKA ne tedbirler var? Yine açıklamaya göre alınan tedbirlerin analizi için okullar 1 Eylül yerine 15 Eylül’de açılacak. Öncesinde ilk ve ortaokullar için online eğitim başlatılacak. Kısaca 14 Eylül’de yüz yüze eğitime geçilecek.

ANLIYORUM  ki Sn. Bakan  epey tedirgin. Bu büyük sorumluluğu  yüklenmek kolay olmasa gerek. Nitekim açıklamalarını Sağlık Bakanıyla gerçekleştirdi.

Üniversitelerde eğitime ise 1 Ekim’de geçilecekmiş..                                             KISACA “İşe başlamak” bile başarı olmalıdır. En azından  öğrenciler 2020-2021 ders yılında  büyük kayıplara uğramayacaklar. Yani tam da  Polyanna gibi düşünmemiz gerekir:  “Ya maazallah bu yıl okullar  açılmasaydı!”                                                                        ***

KISACA TAKILDIĞIM: Bizim kuşak iyi hatırlar.  Türkiye’ye “anavatan” dediğimiz üniversite yıllarımızdı. İstanbul’un Ankara’nın yollarında yürürken  duvar diplerine çökmüş küme küme dilencilerden çok utanırdık, bir türlü Türkiye’ye yakıştıramazdık..  1960’lar öncesi ve sonrasıydı. Türkiye bir toplu iğne yapamaz diye hayıflanırdık. “Nacet jilet, lüks sabun” götürür satardık. Kapış kapış giderdi. Hele İngiliz kumaşı satanlar kazandıkları parayla bir dönem krallar gibi yaşarlardı…        Türkiye yoksuldu! Sadece tarım memleketiydi.. Sanayisi yoktu. “Zip” bile yapamıyordu…

SONRA Türkiye’yi, “beni izlemeye devam edin” modunda  özellikle 1974’lerden sonra çok daha dikkatle takip etmeye başladıktı.. Tutun ki gözlerimizin önünde büyüyen bir çocuk gibi gelişmesini serpilmesini bir büyük dünya devleti olmasını   gördüktü.

Sonunda kendi imkânları ve tamamen kendinin sahip olduğu sondaj gemileri  ve ilgili araçlarıyla Karadeniz’de gaza da ulaştı..      Bazı arkadaşlar olayı küçümsediler hatta tatsız esprilerle benzetmeler yaptılar..

Oysa eğer “Türkiye nereden nereye geldi” diye düşünürseniz olay büyüktür.. Kıvanç vericidir.. Her şeyden önce dünyasal bir başarıdır.. Bu başarı karşısında “Türküm” diyen insanların “sevinmelerini” kutsamak gerekir, yermek değil!