Aylardır seçimlerle yatıp kalkıyoruz. Hani ilk turda bitseydi, hepimiz de kurtulacak, bir hafta daha bu sıkıntıyı çekmeyecektik. Ama olmadı, seçmen sandıkta ikinci tur dedi.
Bu turun telafisi yok, ak koyun kara koyun bu pazar belli olacak ve KKTC’nin önündeki 5 yıl görev yapacak olan Cumhurbaşkanı’nı seçecek…
İlk turu şöyle bir hatırlayalım. İkinci tur için en şanslı adaylardan birisi olarak görülen CTP adayı Sibel Siber, ikinci tur şansını kaybetti. “Hiç şansı yok, en çok %10 civarında oy alır” denilen Kudret Özersay ise aldığı %22’lik oy oranı ile tüm öngörüleri yerle bir etmeyi başardı…
Eminim ki birçok kişi, “nasıl olmasa kazanmaz” deyip Özersay’a oy vermedi. Ve belki de bu yanılgı, Kıbrıs Türkü’nün geleceğinde önemli bir kırılma noktası oldu… Sonuçta seçmenin iradesine de saygı duyuyorum…
İkinci turda da kim kazanırsa kazansın, herkes saygı duyacak…
İlk turda gerek propaganda yöntemleri, gerekse adayların birbirlerine yönelik kullandıkları dil ve üslup, genelde seviyeli olmuştu. Ancak ikinci tur için aynı şeyleri söylemek pek de mümkün görünmüyor.
Dünkü yazımı, “gerginliğin kimseye yararı yok” diye bitirmiştim ki, dememe kalmadı haberler bombardıman gibi düşmeye başladı…
Çanak sorulara verilen “manalı” cevapların masa başı bir danışıklı dövüş olduğunu herkes anladı. Öylesine basit, öylesine ilkeldi ki, eminim paralelci denilenler bile böyle bir iddiaya şaşmıştır…
İşte bir gazetenin manşetlerine taşıdığı iddialar, daha doğrusu yalan, yanlış ve tamamen kara propagandaya dayalı yayınlar mahkemece susturuldu. Ben eminim ki bunlar kendi taraftarları tarafından da kabul görmemiştir… Soğuk savaş döneminden kalma “çamur at, izi kalsın” mantığıyla yapılan bu tür yayınların geçmişte de birçok örnekte olduğu gibi ters tepeceğini bilseler de, çirkinliğe tevessül etmekten çekinmediler.
Hatta bu yalan propagandayı öylesine ileri götürdüler ki, TC kökenlileri telefonla arayıp, “Duydunuz mu, sizi gemilere doldurup gönderecekler, dağdaki bayrağı indirecek bunlar” dediklerinin duyumunu aldık dün.
Telefonla arananlarsa “Biz ahmak mıyız” şeklinde tepki gösteriyorlar…
Gerek Sayın Eroğu, gerekse Sayın Akıncı bu ülke siyasetinde yetişmiş iki önemli isim. Hatta bir dönem iktidar ortaklığı bile yaptılar. Pazartesi yeniden birbirlerinin yüzüne bakacaklar.
Ama ne yazık ki, özellikle Eroğlu’nun ekibinden kim oldukları herkesçe bilinen bir grup -grup diyorum çünkü bütün ekibi ayni kefeye koymak doğru olmaz-, kazanmak için her yolun mübah olduğu ilkesinden yola çıkarak, belki de yıllar önce söylenmiş cümlelerden cımbızla çektikleri 1-2 kelimeyi belli gazetelerin manşetlerine taşıtarak, adayları lehine kamuoyu yaratmaya çalıştılar.
Hey saltanat, sen nelere kadirsin!
Ama ne yazık ki artık bu taktikler sökmüyor. Aksine insanları karşı cephede daha da birleştiriyor.
Bu 40 yıllık statükonun ve temsilcilerinin son çırpınışlardır.
Herkese çamur atarak, toplumu 70’li yıllardan kalma “vatanseverler” ve “vatan hainleri” diye bölerek, amaca ulaşmaya alışkındırlar.
Korkunun ecele faydası yok, bugün değilse, yarın kapının önündedirler…
Ben olsam, yalan ve iftira üzerine kurulmuş bir propagandanın parçası olmaktansa, köşeme çekilmeyi tercih ederdim…
YERİN KULAĞI VAR
DEĞER Mİ:
Son 48 saate girilirken ortaya atılan iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Özellikle de Eroğlu kanadının Akıncı’ya yönelik ürettiği kara propaganda hiç de hoş olmadı. Pazartesi kim kazanırsa kazansın, birbirlerinin yüzüne bakacaklarını unutmasınlar. Bir koltuk için değer mi bu kadar seviyeyi düşürmek. Unutmayın ki, kazanan ha Eroğlu, ha Akıncı, ikisi de bu ülkenin insanı. Seviyeyi bu kadar düşürmeye ne gerek var…
KIRGIN VE KÜSKÜN YOK:
Derviş Eroğlu özellikle ikinci turda kendi deyimiyle, “küskün ve kırgınların” oyuna talip. Dün Sim TV’ye konuk olan eski Başbakan İrsen Küçük ise Eroğlu’nun ısrarla vurguladığı “kırgın ve küskünler” sözlerine karşılık, “UBP içinde Sayın Eroğlu’na kırgın ve küskün yoktur. Onun kırgın ve küskün dedikleri aslında, Eroğlu’nun yaptıkları için onu bir daha siyasette görmek istemeyenlerdir” değerlendirmesinde bulundu…
KAYBETME KORKUSU:
Yıllardır her seçim döneminde uygulanan baskı ve korkutmalar, bu seçimde bir kez daha gündem oldu. Özellikle ilk turun son günlerinde Kanal T’de yaşananlardan ders almayanlar, bugünlerde yine aynı oyunlarını sürdürmek isteyince deşifre oldular. Bir adayın akıl hocaları işi öyle ileriye götürmüşler ki, programcıların konuklarına bile karışmaya, hatta tehdit etmeye bile cüret etmişler. Bu hırs ve kini biliyorum, ama yine de anlamakta zorlanıyorum. Bunun adına bizde, “kaybetme korkusu” denir…
KONUŞMADIĞINDA DAHA KARLIYDI:
Aslında Eroğlu, TV’lere konuşmamakla daha iyi yapıyordu. Tabii kendisi açısından. Konuşmaya başlayınca, her gün kendini tekzip etmeye başladı. Önce “vefa” ya tepkiler geldi. “Herkesi kastetmedim, bir kaç kişiden bahsettim” diye çevirdi. Sonra da çanak “paralel yapı” sorusuna verdiği “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” cevabını çevirmeye çalıştı. Bugüne kadar hiç yaşanmadığı kadar karanlık bir propaganda süreci gördük. Hırs gözleri bürümüştü…
SADECE ŞİKAYET:
Ticaret Odası’nın sektörlerin sorunlarını analiz etme amaçlı ziyaretleri takdire değer, tabii elde edecekleri tespitleri sonuç alıcı çalışmalara dönüştürüp, baskı unsuru olabilirlerse… Bu arada ziyaret ettikleri “çok yıldızlı” bir otel yöneticisinin söyledikleri ilgimi çekti. Devletin turizm fuarlarındaki yetersizliğini kınamış. Peki ama bu arkadaşa ben de şunu sorayım; burada komünist, devletçi bir rejim mi var? Hala bir fuar standını süslemeyi bile neden devletten bekliyorsunuz ki? Otel sahipleri olarak, kazancınızla orantılı lüks reklamlar yapmak sizin göreviniz değil midir..?
SUNİ GÜNDEM YETTİ ARTIK:
Sterlin 4 liranın üstüne çıktı. Vatandaşın büyük bir kısmı sterlin borçlusu. Euro ha keza. Tükettiğimiz her şeye yeniden, yeniden zam demek… Resmen bir çılgınlığa dönüşen cumhurbaşkanlığı seçimleri şu anda halkın aklını almış gibi görünse de, pazartesinden itibaren gündeme döneceğiz. Ve bu süreçte halkının içine düştüğü batağı düşünen bir hükümet görmek istiyoruz. Ya herkes görevinin gereğini yapar, kılını kıpırdatır, ya da bu halk onları da oradan kıpırdatacak…
ZİRVEDEKİLER
Lefkoşa Kaza Mahkemesi: Seçim arifesinde yaptığı yayınlar nedeniyle İzzet İzcan’ın açtığı davayı görüşen mahkeme, verdiği ara emri ile Kıbrıs Volkan Gazetesi’nin, İzzet İzcan ve BKP aleyhine yalan, iftira ve İzzet İzcan’ı küçük düşürecek ve halk arasında nefret uyandıracak asılsız yazı veya fotoğraf veya benzeri yayın yapmasını, basmasını ve yaymasını yasakladı. Kutlarız… Özellikle de, seçimlere saatler kala böyle bir kararın alınması, olası daha büyük tartışmaları önlemesi açısından yerinde oldu…
DİPTEKİLER
Andreas Theophanous: Adam Güney’deki “Avrupa ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi” Başkanı… Bilimsel analizler yapan bir akademisyen olarak, objektif olmasını beklersiniz değil mi; hiç de değil. Konu saplantılı Kıbrıs politikaları olduğunda, bilimin esamesi okunmuyor. Bakın ne buyurmuş: “Türkiye’nin onayı olmadan Kıbrıs’ın kuzeyinde hiçbir şey yapılamaz. Türk yönetiminin Rumlarla uzlaşmak, Kıbrıs sorununu çözmek yönündeki açıklamalarına rağmen Türkiye’nin tek isteği, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni eritmek”… Yuh yani…
































