“Doktorlara ikinci iş yasağı” ile başlayan tartışma, Yüksek İdare Mahkemesi’nin “gereğini yapın” demesi ile yeni bir boyut kazandı.
Ve gelinen aşamada…
Vallahi korkuyorum, billahi korkuyorum…
Eğitime bir bakın…
Devlet okullarına güven azaldı.
Özel sektör gelişti…
Eğitime artık bir servet harcıyoruz…
Sağlıkta bizi bekleyen aynı tehlike…
Halk altında ezilecek, halk altına kalacak…
Özel hastaneler, doktorlar kazanmaya devam edecek…
Bizler de daha iyi bir sağlık hizmeti alma adına, gençken çocuklarımızın eğitimine, yaşlanınca da sağlığımıza servet harcayarak bu ömrü tüketeceğiz…
Gereği yapılmalı…
Bu tespiti yaptık ya…
Şimdi konuyu biraz açalım…
Bu ülkede, doktor azlığı ile başlayan bir süreç vardı…
O dönem, özeldeki doktorlardan kamuda da yararlanmak adına, “hastaneye gelin ama kliniklerinizi de kapatmayın” diye bir hizmet alındı.
Daha sonra bu tersine döndü…
Devlet hastanesinde çalışan doktorlar, özelin de yükünü çeker oldu.
Devlet hastanelerindeki alt yapı…
Doktorların düşük maaşları derken…
Bugün geldiğimiz nokta burası…
Kim devlette, kim özelde belli değil…
Özelde kazanılan para, elbette tek motivasyon unsuru değil ama, genç doktorlara vaat edilen maaşlar, kamuda çalışmalarına olanak sağlamıyor.
Bir doktorun Türkiye’de ayda 30- 40 bin TL kazanabildiği bir ortamda…
Kardiyoloji…
Onkoloji gibi alanlarda devlet hastanesinde nasıl doktor bulacaksınız…
E ama ödüyoruz…
Olaya sadece doktor açısından bakmamak gerek…
Uzağa gitmeyelim, ben mesela…
18 yaşımdan beridir sosyal güvenlik içerisinde olmak için vergi ödüyorum…
Sosyal sigortam yatıyor…
Neden?
Elbette önceliğim sağlık hizmeti…
Ödüyorum ki, karşılığını alabileyim.
Ödeyen vatandaş, devletinden sağlık hizmeti almak istiyor…
Devletin güçlü sağlık hizmeti vermesinin tek nedeni de bu değil…
Vatandaşını özelde harcayacağı servetten kurtardığı gibi…
O ülkedeki sağlık hizmetlerinin standardı da kamu sağlık hizmeti ile belirlenir.
Üstelik, sağlık, anayasal olarak ücretsiz bir şekilde devletin sorumluluğundadır…
Kaos daha da büyüyecek…
Sermayenin gelişmesi, yeni yatırım alanları araması derken…
Türkiye’de “özel sağlık yatırımları” patladı…
Ama bizim örnek alacağımız alan, Türkiye’de bu değildir.
Türkiye, sağlıkta uyguladığı “kamu hastane alt yapı” yatırımları ile bize örnek olabilir…
Ancak, bu küçük toplumun örnek alacağı nokta, “özel sağlık hizmetlerinin kamu sağlık hizmetlerinin önüne geçmesi” değildir.
Özel de devlet de olacak…
Ama bu doğru kurgulanacak.
Eğitime bir bakın…
Yazımın girişinde bahsettim.
Öğretmenlerin kendi çocuklarını KKTC devlet okullarında okutmadığı bir döneme geldik.
Herkes her ay kamudan aldığı bir maaşı harcama uğruna, eğitim hizmetini özelden alıyor.
Devlette okuyan çocuğun da özel derse harcadığı para muhakkaktır.
Şimdi sırada sağlık var…
Eğitime bak, sağlığın geleceğini anla…
Fırsat bu fırsat…
Yüksek İdare Mahkemesi bir karar verdi…
Bu tabloda, hekime, “ya özel ya devlet” dersen…
Kamu sağlık sistemi çöker.
Hekim kalmaz…
Atılan doğru adımlar da geriye gider…
YİM, siyasete altı ay tanıdı…
“Hemen yarın” demedi…
Bu elbette bir fırsata dönüştürülebilir.
Ben Faiz Sucuoğlu’nun yerinde olsam, altı ay uyumam…
Varsın altı ay uyumasın…
Geçmişin hatalarından ders alsın, geleceği kurgulasın…
“Efendim, basit yasal değişikliklerle ek işi mümkün kılarak, toptan bir çözüm de bulunabilir…”
Bunu savunanlar da var…
Sucuoğlu, “adil” olanı yapmak zorunda…
Kamu- özel kavgasını bitirecek…
Doğru kurgulayacak…
Kamu hekimini daha çok hastanede tutacak…
Bunu da “paraya” kurban etmeyecek bir sistem var…
Dünyada da örnekleri var…
Altı ayda, devlet kurulur, devlet bozulur…
Sağlık sistemi mi organize edilmeyecek?
“Vatandaşın ödeyeceği paranın” üzerinden giderek iğrençleşen bir kavga var…
“Hastanın cebindeki parayı daha fazla kim alacak” tartışması, Hipokrat yemininin ruhuna da aykırıdır…
Doktorlarımız da bunu bir daha düşünsün…
Fırsat bu fırsat…
Altı ayda değiştirebiliriz…
































