Başbakan, hükümet programında yeralan “reform”ları gerçekleştirme konusunda yavaş gittiklerini itiraf ediyordu. Ve bu nedenle de Türkiye ile imzalanması gereken ekonomik protokolun geciktiğini savunuyordu. Bunlar arasında kamu reformu, tarım reformu, sağlık reformu, DAÜ yasası, siyasi partiler yasası falan var.
Bunlar da önemli ama, keşke bu yasa işleriyle uğraşırken, biraz daha köktenci hareket edebilseler. Aslında hükümet kurulduğu günden buyana beklentimiz de buydu. Yani çoğu pratik, köklü değişiklikler… Öyle değişiklikler ki, ancak böyle geniş tabanlı bir hükümetin yapabileceği, cesaret gerektiren işler.
Bir süreden beri, konuştuğum herkese “hükümet ne yapmalı” diye sordum. Vatandaş, şu reformu, bu reformu, şu yasası, bu yasası anlamıyor. Doğrudan, açık ve seçik beklentileri var. Bunların bir kısmının hayata geçmesi, bekleyen yasa değişikliği ile olabilecek işler. Ama bir kısmı zaten yasalarda var ve uygulanmıyor.
Şimdi kendimce yaptığım bu anketin sonuçlarını sıralayacağım. Toplumun genelini değil de, belli kesimlerin beklentilerini içerenleri çıkaracağım… Sadece genelin beklentilerini vereceğim…
Beklentiler şöyle;
En çok şikayet kamudan. Vatandaş “küçül” diyor… Küçül ki, daha rahat, daha esnek, daha pratik olabilesin. Herkes çocuğunu memur yapmak ister diye popülizm yapanlar, çoğunluğun şikayetini tuhaf bulabilir, ama çoğunluk adaletsizliğe karşı… “Benim vergimle” diye başlıyor konuşmalar… Mesela memur sayısını orta vadede dondurma ve azaltma yönüne git; geçici, sözleşmeli, arka kapıdan istihdamlara kesin son ver… Koordinatör mevkisi gibi, yandaşa kıyak olmaktan başka manası olmayan gereksiz mevkileri kaldır… Müdürlükleri azalt, benzer iş yapanları birleştir… Ek mesai yoğun yerlerde vardiyaya geç. Yasa buna izin veriyor…
Devlet yapısında da küçül… Milletvekili sayısını da, belediye sayısını da düşür…
Sonra gelirlerin arttırılması meselesi… Hem ekonomideki kaçak, hem de teşvikler milletin canını sıkıyor. Yılbaşı geçti, herkes hala kumarhaneli otellerin ne vergi verdiğini konuşuyor. Vergi vermeyenin yakasına yapış, kaçağa son ver; göz yumanın ayağına bas… Teşvik sistemini elle artık. Bir asansör ilave edip, 5 yıl daha vergi muafiyeti alamasın kimse… Ya da karısına pırlanta alan işadamı, bunu şirket gideri olarak gösteremesin… Memuru azalt ama, vergi, sağlık, inşaat gibi alanlarda denetimci sayısını arttır. Kumarhaneler başka ülkelerde nasıl denetleniyorsa, öyle bir denetime geç, hepsini online yap. Zor mu..?
Daha içeriğini pek anlayamadık ama, bir tarım reformu deniyor… Vatandaş devlet teşvikiyle, dostlar alışverişte görsün misali yapılan üretimin desteklenmesine sinir oluyor. Arpa üretimi pahalıya geliyorsa, ithal edilsin. Su aktı akacak, ürün çeşitliliğine teşvik ver, narenciyeye ver, zeytine ver, haruba ver… Stratejik ürünün neyse, onu destekle…
Çalışan kesimin yüzde 70’i özel sektörde. Devlet 40 yıldır kendi vatandaşına üvey evlat muamelesi yapıyor. Belki 40 sene önce yüzde 20’lerdeydi bu insanlar, ama şimdi ezici çoğunluk. Ve bu insanlar güvencesiz. Onlara devletin güvencesini ver, başlarında bir devlet olduğunu hissetsinler. İşte 13. maaş tartışmaları. Özel sektör çalışanı öylesine diş biliyor ki, böyle bir ayrışma, toplumda hiç de istenmeyen kamplaşmalara neden olmak üzere…
Asayişi birincil sorun olarak al. İnsanlar sokağa çıkamamaktan şikayetçi. Her an neyle karşılaşacağını bilmiyor. Sokakta dolaşan her insan, devletin varlığını hissetsin. Muhaceret online bir sistem. Sınırdan itibaren takip et. Okuyacak geliri var mı, okumaya devam ediyor mu, çalışma izni var mı? Rutin denetim yap. İngiltere’de Home Office’e çağırdıkları gibi, çağır… Gelmezse aranan şahıs ilan et, gereğini yap.
Sağlık, eğitim nerede diye soracak olursanız, bunlar zaten gelirlerin artmasına bağlı.
Bana göre, eğer bunlar yapılacak olan yeni düzenlemelerin içinde yeralmazsa, ne yasa çıkartırsanız çıkartın, bir devrim olmayacak. Sadece, mevcudun makyajlanması olacak…
COLONY OTEL’E ÖZÜR BORÇLUYUZ
Kurşunlanma olayına adı karışan otel, Savoy’du malum. Ancak, dün yayınladığımız mesajda, sehven “Colony Otel” demişiz. Büyük bir hata. Adı hiç bir zaman kötü bir olayla anılmayan, Girne’nin güzide Oteli Colony’den bu yanlışımızdan dolayı özür dileriz…
YERİN KULAĞI VAR
NE GARİP İRONİ:
Bir sene sonu 13. maaşı ödeyebilmek için havaalanını satıyorsun, çok değil, sadece 4 yıl sonra yine bir yıl sonunda, bu sefer uğruna öldüğün 13 maaşın kaldırılması tartışılıyor… Ne ilginç bir memleketiz. Tek kelimeyle izahı var bunun; istikrarsızlık… Hem de bu istikrarsızlık, toplumsal zihniyette… Her seferinde başka kesimler başı çekiyor, oradan oraya savrulup duruyoruz…
HAYIRLI OLSUN:
Beklenen oldu, Halkın Partisi kuruldu. Adı ne olursa olsun, Özersay’ın Partisi diye anılacak… Şaka bir yana, demokrasilerde her yeni oluşum heyecan vericidir. Tüm kesimlere, konumlarını yeniden düşünme, toparlanma, kendine çeki düzen verme şansı verir. Bu da iyi bir şey… Umalım söylediklerini hayata geçirme adına kararlılıkları devam eder… Ve dileriz büyür, güçlenir… Şimdilik ufukta seçim görünmese de, şu an için en büyük faydası, iyi bir denetleyici, iyi bir muhalefet olmak olur. Beklenti de bu yönde…
YEREL SU KAYNAKLARI KONUSU:
Önceki akşam BRT’de yayınlanan Basın Odası’nın konuğu Tarım Bakanı Erkut Şahali idi. Su konusunda halk arasında en çok tepki çeken konuya açıklık getirdi. Hani Türkiye’nin teklifinde bahsedilen “yerel su kaynaklarıyla” ilgili madde vardı ya. Hepimiz de bunu “işletmeci şirketin tekeline verilecek” diye okumuştuk. Bakan Şahali, bunun söz konusu olmadığını, ancak yeraltı su kaynaklarının beslenmesi amacına uygun olarak, herkesin kafasına göre hareket etmesini engelleyecek bir yasanın çıkarılması şeklinde açıkladı. Bilmem içinizi rahatlattı mı..?
BİR İLK:
Kudret Özersay başkanlığında dün resmen siyaset sahnesine çıkan Halkın Partisi’nin, kuruluş dilekçesini verdikten sonra düzenlediği basın toplantısı için seçtiği yer, bence günün en ilginç haberi olmalıydı. Yer olarak bugüne kadar, hiçbir siyasi partinin kullanmadığı, Ticaret Odası’nın seçilmesi bence oldukça düşündürücü ve verdiği mesaj bakımından da hayli ilginçti…
GİTMEYİN O ZAMAN:
KTOEÖS Başbakanlık ve Türkiye Elçiliği önüne siyah çelenk bıraktı. Hem tanımıyoruz, hem de ‘vesayet’ istemiyoruz diyorsanız, o zaman protestonuz anlamsız kalır. Benim o çelenkten anladığım “para gönder” talebidir. Sizin bu yaptığınıza hem nala, hem mıha denmez de ne denir söyler misiniz…
UYAMAYACAK:
Yüksek İdare Mahkemesi, ara emri kararı ile Girne Üniversitesi isminin ticari unvan olarak kaydedilmesine ilişkin Şirketler Mukayyitliği’nin işleminin yürütmesini durdurdu. YİM’in aldığı bu karar ile, bundan sonra dava sonuçlanıncaya kadar Girne Üniversitesi bu ismi kullanamayacak. Şimdi yollara dikilen tabelaları, okulun üzerinde yazan “Girne” ibarelerini de kaldırmak gerekmez mi? Ama bakın görün, mahkeme kararına rağmen hiçbiri yapılamayacak. Geçmişte bunun çok örneklerini gördük…
ZİRVEDEKİLER
Arslan Mengüç: Seveni çoktu. Belki hakettiği kadar değer veremedik. Hoş sohbetleri, derin kültürü ve Kıbrıs Türk toplumuna kazandırdığı 17 kitabı, 72 yıllık hayatına sığdırmayı başardı. Dış Basın Birliği eski başkanlarından, araştırmacı yazar-gazeteci-televizyon programcısı ve öğretim üyesi Arslan Mengüç tedavi gördüğü İsveç’te hayatını kaybetti. Arslan hocaya Allahtan rahmet, ailesine ve basın camiasına başsağlığı diliyorum…
DİPTEKİLER
Ali Çıralı: KTSO Başkanı Ali Çıralı, kamu çalışanı ve emeklilerin dört gözle beklediği 13. maaşların, piyasalara önemli bir etkisinin olmadığını belirterek, “13. maşlar bizi üretimden koparır. Dışa bağımlı hale getirir. Boşunadır. Bu açıdan baktığınız zaman ekonomiye bir faydası yok, hatta zararı bile var diyebiliriz”…
































