Köşe YazarlarıManşet

Varlık vergisi yanlış olur

Devlette yöneticilik deneyimi de bulunan ekonomist Kemal Özçakır, Havadis okurları için yazdı:

Konuk Yazar / Kemal  Özçakır-Ekonomist

 

VARLIK VERGİSİ KONUSUNDA NE YAPMALI?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde 2018 yılının ikinci yarısında başlayan ve döviz kurlarında meydana gelen yükselme ile birlikte bugüne kadar süregelen ve bir ekonomik krize dönüşen gelişmeler 2019 yılında da devam edeceğine ilişkin tahmin ve yorumların yapılmasına vesile olmaktadır.

Bu krizin süregeldiği dönem içerisinde hükümet 2019 yılı bütçesini KKTC Meclisinden geçirmiştir. Bu bütçenin analizini yapacak olursak. 7,7 milyar olarak öngörülen bu bütçenin 4,5 milyarlık kısmının mahalli gelirlerden karşılanacağı, bunun da genel bütçenin %71’lik kısmına tekabül ettiği, geriye kalan %29’luk kısmın ise fiyat istikrar fonu, TC yardımlarından, kredilerden ve iç borçlanmalarla karşılanacağı görülmektedir.

Bu hedeflere ulaşılmaması halinde ise alınacak mali tedbirlerle doğabilecek açığın kapatılması yönüne gidileceği bütçe yasasında belirtilmektedir. Bütçenin geçmesiyle birlikte Maliye Bakanlığı %30 oranında bir tasarrufa gidileceğine ilişkin bir genelgeyi de hemen yayınlamıştır.

Bu bütçenin geneline bakıldığında 2018 bütçesine nazaran %29,9 civarında bir artışın hedeflendiği anlaşılmaktadır.

Ülkemizdeki enflasyon oranının %30 civarında olduğu dikkate alındığında 2019 yılı bütçesinin 2018 yılına nazaran reel bir artış göstermediği gözlenmektedir.

Bütçe yasasının meclisten geçmesiyle birlikte mahalli gelirlerle karşılanamayacak bütçe açığının nereden karşılanacağı ile ilgili yorumların tartışmaların ve eleştirilerin devam etmekte olduğunu gözlemlemekteyiz.

Siyasi muhalefet, sanayi ve ticaret odaları ile meslek kuruluşları yanında, özellikle kamuda örgütlü sendikalar, üyelerinin özlük haklarının geriye götürebileceği endişesiyle eleştirileri olmaktadır.

Devlet döviz kurunun yükselmesi ile birlikte başlayan ve ekonomik krize dönüşen gelişmeler sonucunda sınırlı dahi olsa bazı tedbirler alma yönüne gitmiştir.

Devlete karşı olan yükümlülüklerde kur sabitlemesi ve TL ile işlem yapma gibi bazı önlemler yanında, bazı mallarda KDV indirimi yapma gibi önlemler almıştır. Bunu yaparken de Fiyat İstikrar Fonunu güçlendirme gibi bazı adımları da atma yönüne gitmiştir. Tütün ve tütün ürünleri ile alkollü içecekler üzerinden aldığı fon oranını ve miktarını artırmıştır. Bunu da yaparken bu ürün fiyatlarında gözle görülür bir artış meydana getirmiştir.

Tabi ki Devlet ve özel sektörde çalışanlara yapılan maaş ödemelerinin dışındaki tüm koşullarının dövize göre belirlendiği bir ülkede yaşıyoruz.

Devletin sübvansiyonları yapabilmek amacıyla fiyat istikrar fonunda yaptığı artış doğrudan maliyet unsuru olmuş ve fiyatlara yansımıştır. Bu ise sabit ve dar gelirli vatandaşın satın alma gücünü zayıflatmıştır. Krizi avantaja çeviren bir de kesim olmuştur. Devlet de bunu gözlemlemesine ve bazı tespitler yapmasına karşın bu sektörlerde fiyat denetimi yapmanın ötesinde bir adım atmamıştır.

Bakanlar kurulu yetkisi olmasına rağmen fahiş karla satılan malların fiyatlarına narh koymaktan kaçınmıştır.

Serbest piyasa koşullarının gerçek anlamda söz konusu olduğu ülkelerdeki rekabet koşulları öne çıkmakta ve bu rekabet fiyatların yükselmesini engellemektedir. Piyasa kendi kendini denetlemektedir. Bizde bu oluşmadığına göre devletin devrede olması gerekmektedir.

Ekonomik olarak zor bir süreçten geçtiğimiz bu dönemde ülkemizde bazı uygulamalar ve bu uygulamaların yeterliliği ağır ağır sorgulanmaya başlamıştır. Artık günlük yaklaşım ve önlemlerle bir yerlere varılamayacağı gerçeğinden hareketle ekonomik ve mali politikaların gereksinimlerimize yanıt verecek, popülist değil realist bir noktaya getirilmesi gerekir.

Ülkemizde kayıt dışılığın %50’nin üzerinde olduğu bir dönemde, dolaylı yani indirek vergilerle bütçe dengesi sağlamaya çalışıyoruz. Halbuki artık direk vergileri ve bu vergilerin yeterliliğinin sorgulanması gerekir.

Meclisten geçen 2019 yılı bütçesinden direk vergilerin mahalli gelirler içerisindeki payı ve 2018 yılı bütçesine nazaran nasıl bir artış öngörüldüğü tespiti yapılabilir. 2019 yılı mahalli gelirlerin 4,512,116,000 TL olarak hedeflendiğinde.

 

VERGİ TÜRÜ                  2018 YILI     2019 YILI      ARTIŞ ORANI    MAHALLİ GELİRLER İÇERİSİNDEKİ PAYI

Beyan gelir vergisi           400 Milyon 700 Milyon         70,7 %                                          15,5 %

Resen gelir vergisi           12,5 Milyon 16,1 Milyon       29,3 %                                          0,3 %

Beyan kurumlar vergisi  370 Milyon   268,2 Milyon    38,14%                                        6 %

Resen Kurumlar Vergisi  1,5 Milyar     1,8 Milyar          20%                                             40%

Beyan KDV                         451 Milyon   646 Milyon      43,24 %                                        14,5 %

Götürü Gelir vergisi          1,7 Milyon    1,9 Milyon       8,57 %                                         0,04 %

 

                2018 Yılı rakamları kesinleşmiş olup, 2019 rakamları ise bir hedeftir.

 

 

Kayıt dışılığın %50’nin üzerinde olduğu, üstelik ekonomik kriz yaşadığımız bir dönemde 2018 yılına nazaran 2019 yılında  beyanen ödenecek gelir vergisinde %70.7 oranında bir artış hedefine nasıl ulaşabileceğini tahmin etmek gerçekten zor.

Maliye Bakanı, 27 Şubat günü düzenlediği basın toplantısında yaşam kalitesi ve varlık araştırması ile ilgili bazı açıklamalarda bulunmuştur. KKTC’de 2011 yılında yapılan nüfus ve konut sayımına göre yaşanan konut sayısı, toplam konut sayısı ve konutların kişilere göre mülkiyet dağılımının varlık hesaplamalarında önemli bir unsur olduğunu ve henüz yapılmamasına karşın tüm taşınmazlarında tespit edilip mülkiyet dağılımına dahil edilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bakan, bu saptamaların artık yeni bir vergi sisteminin kurgulanması gerektiği ile ilgili ipuçlarını politik bir üslupla anlatmaya çalışmıştır.

İhtiyaçlara paralel  daha detaylı analizler talep edileceğini, vergi politikalarının refah dağılımında çok önemli bir enstrüman olduğunu, fakirden daha az zenginden daha çok vergi alınacak bir vergi sisteminin kurgulanması gerektiğini ve bu açıklamalarının basında tartışılması ve eleştirilmesinin kendilerine katkı sağlayacağını söylemiştir.

Gayrimenkul sayısı dikkate alınarak yapılan tespitlerle istatistiki verilere ulaşıldığını ve 200 üzerinde grafik oluşturulduğunu anlatmıştır.

2011 yılında yapılan nüfus ve konut sayımı verileri esas alınarak gayrimenkullerin kişilere ve gelir gruplarına göre mülkiyet dağılımının saptanması bir hareket noktasıdır.

Yalnız varlıklarla ilgili açıklanan bu raporla ülkemizdeki vergi uygulamalarından biri olan emlak vergisi yasası gibi bir varlık vergisi yasası düşünülüyorsa bunun sakıncaları vardır. Böyle bir yasayı hayata geçirebilmek için vergi usul yasası ile gelir vergisi yasasında değişiklik yapılması gerekmektedir. Sanırım anlatmaya çalışılan bu değildir.

Şu anda yürürlükte olan 24/1977 sayılı vergisi yasası ile 27/1977 sayılı vergi usul yasası amir hükümleri gelir ve vergi dairesine herhangi bir yükümlüden servet beyanında bulunmayı talep etme yetkisi vermektedir. Servet beyannamesinde yükümlü mülkiyetinde olan gayrimenkuller ve taşınmazlar yanında diğer servet ve gelir unsurlarını beyan eder.

Tabi bu beyan bir servet ve genel mali durum incelemesi maksadıyla talep edilirse daire, bu yükümlü beyanıyla sınırlı kalmayıp kendi araştırmasını da yapmak suretiyle bazı sonuçlara ulaşır. Burada anlatmak istediğim sağlıklı ve gerçekçi bir yükümlülük tespiti için bilgiye her zaman ulaşılabilir.

Basından izlediğim kadarıyla 2011 nüfus ve konut sayımı baz alınarak gayrimenkul kişilere göre mülkiyet dağılımının tespiti yapılmıştır.

Yalnız aradan uzunca bir zaman geçti. Bahse konu gayrimenkul mülkiyetlerinin kişilere göre dağılımında muhakkak ki farklılıklar olmuştur. Onun için güncel verilerle belirli tespitleri yapılırsa daha sağlıklı ve daha gerçekçi sonuçlara ulaşılabilecektir.

Bahse konu yaşam kalitesi ve varlık araştırmasını hazırlayan Maliye Bakanlığı danışmanı bir sosyologdur. Gayet de iyi bilmektedir ki sosyolojide tümden gelim ve tüme varım diye kavramlar vardır.

Bir bütünü oluşturan unsurların tümünü bir araya getirmeniz halinde varacağınız sonuçta bütünsellikten bahsedebilirsiniz.

Bir iki gelir unsurundan hareketle yükümlülük tespiti ile ilgili genel sonuçlar elde edemezsiniz.

Vergi uygulamalarında gelirin yıllık bütünlüğü ana ilkedir. Sadece gayrimenkul ve taşınmaz malların mülkiyetlerinden hareketle sınırlı bir vergi tarhiyatı yapmaya çalışırsanız verginin adalet boyutunu tartışılır hale getirirsiniz.

Bir konuyu ülke tabanına yayabilme gibi bir noktaya getirebilme başarısını gösterebilirsiniz. Bunu vergi ve vergi uygulamaları gibi toplum hassasiyeti olan bir konuda da yapabilirsiniz. Ancak vergi konusunu kamuoyu gündeminde tutma safhasında, yaşam kalitesi ve varlık araştırması raporunda belirtilen refahın adil dağılımını, Adalet duygusunu ve herkesin zihninde yer eden ve vergi uygulamalarının temelini oluşturan fakirden daha az zenginden daha çok vergi alınmasının tam olarak gerçekleştirilemediğinin ve şu andaki vergi uygulamalarının yarattığı anomalilerin sizin uygulamalarınız ile birlikte nasıl ortadan kalkacağını anlatacaksınız ve inandıracaksınız. O zaman yeni bir vergi sisteminin gerekliliği ortaya çıkar.

Ülkemizde su anda uygulanan vergi sistemi beyana dayanan bir sistemdir. Yani beyan esastır. Vergi sistemimizin öngördüğü ve özellikle gerçek gelir tespitine yönelik yapılan uygulamalarda bazı temel yasalar esas alınır.

Kurumlar vergisi yasası, vergi usul yasası, gelir vergisi yasası ve katma değer vergisi yasası, vergi uygulamalarının çerçevesini oluşturmaktadır.

Bu çerçevede KDV yasası temelinde oluşur. Yani uygulamalarda hareket noktası genel anlamda KDV yasasıdır.

KDV yasası belge düzenini diğer bir ifadeyle faturalı yaşamı öngörür. Belge düzeninin yerleşebilmesi için yapılan vergi denetimleri özelde kişi ve kurumların daha gerçekçi beyanlarda bulunmalarına genelde de ekonominin kayıt altına alınmasına katkı koyar.

Teknik boyutta ifade edilmesi gerekirse; Belge düzeninin yerleşebilmesi için yapılan yaygın-yoğun piyasa denetimlerinde elde edilen bilgi ve bulgularla kişi ve kurumların mal-hizmet, alış-satış ve stok üçgeninde kayıtların gerçekçiliğine ulaşılabilir.

Denetimle birlikte tespit edilen bilgi ve bulgularla Gelir ve Vergi Dairesine sunulan KDV beyanlarının doğru olup olmadığı tespiti yapılabilir. Yükümlü beyanı ile tespitler bağdaşmıyorsa bu inceleme nedenidir.

Gelir ve Vergi Dairesi, yasalarda öngörülen 7 yıllık zaman aşımı süresi içerisinde kişiler ve şirketler nezdinde inceleme başlatabilir.

Şirketlerin sunmuş olduğu muhasip-murakıp – mali müşavir raporlu hesapların incelenmesi yanında, kişiler nezdinde de bir gelir vergisi incelemesi olan servet ve genel mali durum incelemesi yapabilir.

KKTC’de şu anda uygulanmakta olan vergi yasalarının öngördüğü hükümler, genel anlamda gerçekçi ve adil bir vergilendirme için yeterlidir.

Sistem ve sistemin yeterliliği üzerinde tartışma yaratılacağı yerde, vergi uygulamalarının nasıl etkin hale getirilebileceğine odaklanılırsa daha gerçekçi bir yaklaşım olur diye düşünüyorum.

Eksiklik ve hata sistemde değil uygulamadadır. Ekonomi politikaları belirli sektörlerde vergi istisnası gümrük vergisinde indirim veya muafiyet, düşük faizli yatırım kredisi gibi avantajlar öngörebilir. Bu bir teşviktir. Vergilendirme ise bir maliye politikasıdır. Yani bir tedbirdir. Teşvik ile tedbir birlikte yürütebildiğiniz oranda sağlıklı, kalıcı ve gerçekçi sonuçlara ulaşabilirsiniz.

 

Mevcut sistem içerisinde Gelir ve Vergi Dairesini vergi uygulamaları ile ilgili olarak daha etkin bir konuma getirecek düzenlemelerin ve yapısal bazı değişikliklerin yapılması gerekmektedir.

Şöyle ki;

  • Belge düzenini sağlayacak daha yaygın- yoğun ve süreklilik arz eden denetimlerin yapılması
  • Denetimlerde elde edilecek bilgi ve bulgularda bir vergi kaybına sebebiyet verildiği tespitinin yapılması halinde KDV, gelir ve kurumlar vergisi incelemelerinin başlatılması
  • Merkezi ve her türlü donanıma sahip özellikle vergi incelemelerini yapan bir inceleme ekibinin oluşturulması ve bu ekibin hizmet içi eğitim yanında TC Maliye Bakanlığı hesap uzmanları kurulundan uzmanlık eğitimi katkısı talep edilmesi ve bu eğitimin bir program dahilinde yapılması.
  • Yasal değişiklik yapılmak suretiyle oluşturulmaya çalışılan üst itiraz komisyonu ile ilgili tüzüğün bir an önce çıkarılması ve oluşturulacak komisyonla vergi itirazlarının daha hızlı bir şekilde sonuçlandırılması.

Bir de  kayıt dışılığı ortadan kaldırılmasına katkı koyacak olan KDV iade yasası kapsamının genişletilmesi gerekir. Çünkü toplum olarak şuanda sahip olduğumuz vergi kültürü böyle bir uygulamayı gerektiriyor.

 

Ülkemizde zorlulukların olmasına karşın KKTC Meclisi yapacağı yasal düzenleme ile artık İhtisas Mahkemeleri’nin oluşumunu devlet kurumsal yapısının bir gereği olarak gündemine almalıdır.

Bu yapı içerisinde kurulacak Vergi Mahkemeleri ile birlikte hukuk sürecine giren vergi davaları daha hızlı bir şekilde sonuçlandırılabilecek.

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı