Köşe YazarlarıSeyahatYaşam

Van: Sahip çıkılmayı bekleyen şehir


Doğu Anadolu’daki en kalabalık ve Türkiye’nin yüzölçümü en büyük 6. Şehri olan Van havaalanına vardığımızda bir anlaşmazlık sonucu önceden bizi bölgeyi gezdirecek olan arkadaşı bulamadık alanda.

Bir taksiye atlayıp yerimizi önceden ayırttığımız otelimize gittik. Taksimetre 40 tl yazdı. İlk gün şehri Figen’le bir başımıza gezmek zorundaydık. İlk günü Gevaş ilçesinin Akdamar adasında geçirdik. İkinci üçüncü günler Van’ın pek çok ilçe ve köyünü bölgeyi çok iyi tanıyan Hakkarili bir genç arkadaşın arabasıyla o kadar detaylı ve hesaplı gezdik ki. Bunları da sosyal medyadaki sayfamda paylaştım.

Üçüncü günün akşamüzeri ile dördüncü günümüzü de Van şehrine ayırdık.

Van “Kedi Evi” bende büyük hayal kırıklığı yarattı. Tavuk kümesi gibi bir yere kapatılmış beş-on kediden ibaretti. Hepsi de kar beyazı olan kedilerin kiminin gözlerinin biri mavi diğeri kehribar, kimininkinin her iki gözü de maviydi. Kapatıldıkları kümes temiz, tertipli ve bakımlıydı. Ama hiçbir doğal ve sevilecek yanı yoktu. Hele de özgürlüğüne düşkün ve başına buyruk olmalarıyla bilinen kediler için bu mekanın oldukça sıkıcı olduğu tahmin etmemek için bir neden bulamadım.

Van Kedi evinin 1 km. ötesinde bir kayalık üzerine inşa edilmiş Van Kalesi şehrin pek çok noktasından görülüyordu. Giriş için 2 kişi 6’şar tl’den 12 tl ödedik.

Karşımıza ilk olarak geleneksel Van evi olarak inşa edilmiş iki katlı bir konak çıktı. Müze olarak belirli saatlerde ücretsiz olarak içerisini gezmek mümkün. Biz gezip gördük. Konağın içerisi dönemin gündelik yaşamında kullanılan eşyalara göre döşenmişti. Ahşap karyola, ahşap beşik, ahşap korniş, üzeri işlemeli ahşap sandık, ahşap trapez, ahşap iskemle, yastıkları işlemeli çeşitli minderler, yer sofrası takımı, gümüş sürahiler, gülümdanlık, ocak, alaturka tuvalet vb. Duvarlar, eski Van şehrinin bir ve iki katlı evlerin bulunduğu siyah beyaz fotoğrafları ve duvar halıları ile bezenmişti. İkinci kat’a çıkılan maun renkli ahşap merdivenlerin başında iki katın birbririnde ayrılmasını sağlayan ahşap bir kapı vardı.

Konu Van’dan açılmışken şehrin “Eski İpek Yolu” üzerinde yer aldığını ve çevresinin de volkanik dağlarla çevrili olduğunu ve de şehir ismini verdiği Türkiye’nin en büyük gölünün, yani Van gölünün kıyısında yer aldığını hatırlatmış olayım.

100 metre yükseklikte yer alan Van Kalesine gelince. Güneyden yani Edremit yönünden Van’a girişimizde kaleyi değil ama üzerindeki dik kayayı görmüştük. Çünkü kalenin yer aldığı kaya güneyde sarp ve dikti. Bu nedenle kaleye Güney cephesinden yürüyerek çıktık. Önce burç ile kale duvarı arasındaki kemerli kale girişi çıktı karşımıza.

Yürüdükçe yükseldik. Biz yükseldikçe manzara güzelleşti. Kalenin en üst noktasına çıkmak kolay olmadı. Ama çıktığımıza da değdi Bu arada unutmadan yazmış olayım Kale Urartular tarafından MÖ 9’uncu yüzyılda inşa edilmiş.

Batıya bakan yönünde Süleyman Han Camisi ve minaresi ile Osmanlı döneminde askeri amaçlarla inşa edilmiş kerpiç yapıların bulunduğu noktada nefeslendik. Batıda güneş bulutun arasından çıkarken, güneşin ışık huzmeleri altında yakamozlanan Van gölünün ortasında ilerleyen feribotun fotoğrafını çektim. Harika bir güzellikti.

Güney’de aşağıda bir zamanlar Urartuların başkenti olup şimdi aşağıda bataklık gibi duran birer çukurdan ibaret olan harabeler Tuşpa antik kenti olmalıydı. Bir de yarım minaresiyle Osmanlıdan kalma Van Ulu Cami yer alıyordu.

Van Kalesinde pek çok yapılar yıkılmış. Ayakta kalmakta güçlük çekenler de bakımsızdı. Kalede rastladığımız ve yakınlarda bir yerde kaldığını öğrendiğimiz bir genç de dört-beş yıl önce kalede pek çok kerpiç yapının bulunduğunu ama geçen zamanda çoğunun yıkılmış olduğunu anlattı bize. Kalede yer alan otlar bile, yakılarak temizlenmeye çalışılmış, pek çok yer yanmış otlardan simsiyahtı.

Kalenin doğuya, Van şehir merkezine bakan en uç ve en yüksek noktasından manzara güzeldi.

Kalenin aşağıda Van şehrinin kuzeyini gören bölümünde henüz açılmamış Van Müzesi ile nispeten daha yeşil mahalleler bulunuyordu. Sanırım evlerden birisinde bir düğün vardı ve bunu da çalınan Kürtçe şarkılardan ve arada bir havaya sıkılan silah seslerinden anlamak mümkündü.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı