Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VALS, RUSSEL CROW VE İMAM

“Vals yapıyorlardı fraklı, valsli, şampanyalı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapıyorlardı, Cumhuriyet adına millet tariz ve hatta taciz edildi…”


Gönderme Mustafa Kemal’eydi.
Cumhuriyet Bayramlarında Atatürk’ün vals oynadığını biliyor, ona gönderme yapıyordu.

Bunlar Osmanlıcı ya!
Onu da berbat ediyorlar.
Sultan Abdülaziz besteciydi.
Batı formunda besteleri vardı.
1867 yılında İngiltere’ye bir ziyaret yapan Sultan Abdülaziz, Kraliçe Viktorya’nın saray orkestrası tarafından karşılanmış,
Orkestranın karşılama parçalarından biri onun bestelerinden seçilmişti.
Abdülaziz’in, Valse Davet (Invitation à la Valse) adlı eseri de var.
Bu eserler Batı’da notaya aktarılmıştı.

Bilmem kaç Osmanlı askeri giysisi içinde merdiven ayaklarına dizilen temsili askerlerle Osmanlı hayranlığını dile getirmeye çalışan ve sözde “Değişim” yapan baş imamın cumhuriyet resepsiyonu, tam bir cumhuriyet karşıtlığına dönmüştü.

Russel Crowe’un Son Umut (Teh Water Diviner) filminde Avustralyalı çiftçi bir baba,
Çanakkale savaşına gönderdiği üç oğlunu aramak için Türkiye’ye gelir.
Ölen oğullarının peşine düşer,
Onları bulursa bu bedbaht olaydan oğullarını kaybeden ve intihar ederek yaşamına son veren annelerinin yanına götürecek.
İçinde belli belirsiz bir umut var.
O umudu sonunda bulur.
Bir oğlu esir alınmış hayattaydı.
Bazı Türk subaylarının yardımı ile oğlunu bulacaktır.
Ama bundan önce Ayşe ile tanışır.
Bir müddet Ayşe’nin ona, onun Ayşe’ye karşı duygusal yakınlaşmaları olur.
O sıralarda Mustafa Kemal Anadolu’dadır.
Bazı kuvvai milliyeciler onun safında toplanmaya başlarken,
Oğlunu bulmasına da yardım ederler.
Neticede,
Avustralyalı çiftçinin son umudu gerçekleşmiş, hayatta kalan oğluna kavuşmuştur.
Hikaye bununla bitmez,
Avustralyalı adam oğlunu bulduktan sonra, son kez Ayşe’nin bulunduğu otele gider.
Bir kahve söyler.
Daha önce aralarında bir kahve muhabbeti geçmiş,
Ayşe ona Türk usullerinden bahsetmişti.
Kahvesini içerken, kahvenin içine atılmış şekeri fark eder.
Bu Ayşe’nin onda gönlü olduğu anlamındaydı.
O an ikisinin de gözleri aşk dolu birbirlerine bakakalırken,
Hikaye bu sıcak mesajla biter…

Savaşın acıları içinde doğan bir aşktı bu.
Bir Osmanlı kadını olan Ayşe piyano çalıyor,
Muhtemel vals de biliyordu.

Russel Crow bile bir filmde Türkiye’de cumhuriyete giden süreci kavramıştı…

İmamın cumhuriyeti vals üzerinden yermesi,
Vals bilmemesine bağlanabilir mi?
İçeriden nasıl gözükür bilmiyorum ama,
Dışarıdan bakıldığında cumhuriyetten çok, Türkiye’ye karşı imiş gibi algılanıyor…