Bir yerde mahalle bakkalları ortadan kalkınca o yer şehirleşmiş mi olur?
Mahalle bakkallarının olduğu yer “kasaba” mı?
…
Lüzinyan döneminde yaşayan “Rum” tarihçi Mahera’nın Lefkoşa’ya “i hora” dediği belirtilir.
Kıbrıslı Türkler de Lefkoşa yerine “şeher”” derlerdi…
…
Şeher ortadan çoktan kalktı; onunla birlikte mahalle bakkalları ve birçok meslek de…
…
Şimdiki “gelişmiş” kentler, yabancılaşmış kalabalıkları barındıran yerleşim yerleri haline dönüşmüştür.
İnsanı birbirlerinden uzaklaştırmayı bırakın, kendi kendinden bile uzaklaştıran kentler…
Güvensizlik ortamlarının arttığı; adi olayların her an patlak verdiği kalabalıklar…
…
“I hora” veya “şeher”de hayat bunun tam tersiydi.
Günümüzde hayatı kolaylaştırıcı olanaklar o dönemlerde olmamasına rağmen, insanlar arasındaki ilişkiler sıcaktı.
Zaten bugünün olanakları o dönemlerde niye olsundu ki?
Her dönem kendi olanakları ile kendi koşullarını şekillendirmez mi?
…
Bir büyük “market”in patronunu belki ölünceye kadar hiç görmeyeceksiniz.
Ama mahalle bakkalınızın aklınızdan ve hatıralarınızdan çıkmasına olanak yoktur.
Ve budur; şeher’den şehirleşmeye sıçrarken, mahalle bakkalının kaybolması o hayatın, o insanların da kaybolmasına neden oluyor.
Doğup büyüdüğünüz sokaklar,
Gidip geldiğiniz caddeler, meydanlar, parklar, bahçeler, okullar bir anda yok oluyor; mesele mahalle bakkalının ortadan kaybolması ile sınırlı kalmıyor…
…
Bir parkta sizin de üzerinde kopça vurduğunuz bir salıncakta torununuz da eğleniyorsa, o şehir şehirdir.
Evlerde soba yerine klima kullanılması şehri değiştirmemeli…
…
Bir kent hatıraları ile yaşanır.
O hatıralar bir kentin bahçesinde, evinde, parkında, okulunda, meydanında, pastanesinde, kahvehanesinde, hastanesinde, sokaklarında, terzisinde, berberinde, kasabında, bakkalında, çarşısında ve pazarında sinip kalır… hatıralar ancak oralarda canlanır…
…
Neyse ki Dikomo mezarlığı duruyor!
































