Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÜRETİMLE EMEĞE SAYGI GÖSTERİLMELİ

Karagöz perde önüne çıkarken elindeki tefe vurur, “yar bana bir eğlence” diyerek başlardı Hacivat’la söyleşmelerine…

Tam da böylesi “garagözlük” bir ortamda eğlenceye hasret kaldığımızın orta oyuncularına döndük!  Keyfimizi bulamıyoruz. Bulabilmek de mümkün değil!                              ***                              NİTEKİM hayvan besicileri kaç gündür yollarda. İstekleri kabul görmezse eyleme devam edeceklerini söylüyorlar.

Nedir o istekler? Bir daha baktım:                    Sütek’ten günü geçmiş alacakları olan paranın yarısının da olsa ödenmesini istiyorlar.

Arpa fiyatları dondurulsun, koyun keçi inek sütüne zam yapılmasın diyorlar.

Keçi sütüne alım garantisi verilmesini, yanı sıra Tarım Bakanlığının söz verdiği destek paketi açılımıyla yem desteğinin gerçekleştirilmesini  istiyorlar…                                                        ***

TUTUN ki “İsteyenin yüzü   bir kara vermeyenin on kara!”

Fakat bir yandan da şimdilerde sınır kapılarını açan hükümet ne diyor?

“Tüm bu isteklerin karşılanabilmesi için  toplam 188 milyon TL.ye ihtiyaç vardır…”

Yani memurun hayat pahalılığını da dondurmuş olsa hükümet bu parayı hayvancıya veremez!

Buna karşın ısrar ediyorum: “Üretici her zaman haklıdır!”

***

ÇÜNKÜ her zaman sömürülmektedir.  Sadece hayvancılar değil. Öteki tüm üreticiler de bu ülkede yıllardır oluşturulamayan sistemlerden dolayı ürettiklerinin karşılığını alamamanın ötesinde “aracıların, tefecilerin, toptancıların” insafı oranında kazanmaktadırlar.                                                                                    ***

DÜŞÜNÜN  Lefkoşa’da bir “hal” ancak 47 yıl sonra devreye girebildi. Onun da  nasıl faydalı olacağını bir süre izledikten sonra göreceğiz! Çünkü şimdilerde hâlâ “acaba” sorusu ortadan kalkmadı!

Yani “üretici ile tüketici arasında direkt alım satım ilişkisi” kurabildi mi bilmiyoruz.

***

ÇÜNKÜ bu ülkede ne kooperatiflerin faaliyetlerine olanak tanınıyor ne “alım satımlarda” fiyat istikrarını sağlayacak şeffaflık ön görülüyor.

Hatırlıyorum. Bu nedenle olmalı Fuat Veziroğlu yıllar öncesi  Bakanlığı döneminde her gün radyodan gazetelerden tarımsal ürünlerin “alım satım” fiyatlarını açıklardı..

“Eee canım serbest piyasa ekonomisinde böyle bir devlet müdahalesi mi olur” demeyin?

Çünkü bu ülkede “serbest piyasa ekonomisini” yaratacak üretim potansiyeli dolayısıyla “rekabet” unsuru yoktur!

Öte yandan üreticinin daha çok üretmesini teşvik edecek “ihracat” potansiyeli de yoktur.

Bu nedenle patates toprakta, narenciye enginar dalında, sebzeler seralarda kalmaktadır..

Böyle de oldu muydu ürünlerinin parasal karşılığını sağlayamayan üretici ne ürettiğinin bereketini görmekte ne de  yaptığı işten memnun olmaktadır!                                                 ***

KALDI ki asıl büyük sorun eğer yetişmekte olan gençleri toprağa yöneltemezsek baş gösterecek.                        Bugün toprakta çalışanlar babadan dededen kalan tarlalarını bahçelerini idame ettiriyorlar ama onların yetişmekte olan çocukları için ayni gelenekselliğin  devam edeceğini söyleyemeyiz..

***

HÜKÜMETE dönecek olursam. İki devletli çözüm isterken eğer Ankara para akıtmış olmasa memurunu bile ödeyemeyecek..                  Dolayısıyla bırakın  üreticinin isteklerini  karşılayabilmeyi, kendine bile yar olamayan  hükümet olma  gerçeğinde KKTC’i bu zafiyet ve çarpıklıklarıyla kimselere devlet olarak  kabul da ettiremez!                                                                                   ***

PEKİ çıkış yolu,  kurtuluş nedir? Federasyoncular bunun cevabını “federal çözüm” olarak verirler..

Biz “devletçiler” iki devlete dayalı çözüm diyoruz ama başımız eğik gönlümüz kırıktır! Çünkü bu devlet yapısallığıyla “Rum kabul etse” de devlet olamayız! Rum tarafı bizi kısa sürede hap gibi yutar!                                                                              ***

KISACA TAKILDIKLARIM: (KAPILARI  AÇTIK AMA? VESAİRE…)                                           Sadece kapıları değil yurt dışından gelişler de bazı kriterin uygulanması koşulunda gerçekleşiyor.

Tabidir ki bir yılı aşkın süredir kendimizi topluluklar içine karışmaktan ve pek çok sosyal faaliyetlerden uzak tutup adeta kendimizi kendimizden bile   tecrit ederek  yaşamaya çalışırken, bu “geliş gidişler” bize yeni soluk bir yeni  devinim kazandıracaktır..

Hem ekonomik hem de sıkılan canlarımızı havalandırırken moral yönünden..                                                 ***

NE var ki Rum tarafındaki günlük vaka sayılarına bakarken doğrusu sınır kapılarının açılmasıyla oluşacak  rizikolarından korkuyorum.  düşünmeden yapamıyorum..                                                       Tek bir virüslü kişinin bile binde bir ihtimaliyetle “denetimden” nasılsa kaçması, onlarca virüs vakasının, o vakların da ötesi vakları tetiklemesinin nedeni olabilir.

Ne var ki kaderde ve adada böylesi bir “komşuluk” varken, artık Kıbrıslı Türk ve Rumlar olarak birbirimizden sürekli uzak kalmanın bir anlamı olmamalı..

Tutun ki siyasi yönden hiçbir konuda anlaşamamaya nazire, vürüs karşısında kader birliğine varıyoruz. Yada varmak gerektiğine inanmalıyız..

(Doğrusu Anastasiadis’li Rum toplumu rahat dursa böylesi iş ve insani kader birliktelikleriyle  çözüme bile ihtiyaç duymayacak bir barışçı ortam yaratabiliriz. Ama ne dedikti dün? Domuzun kuyruğu düzelir Rum’unki asla!)                                              Oysa Rumlar o sınır kapılarından geçip Kuzey’e geliyorlarsa.. Biz de  Güney’e gidiyorsak.. Alışveriş yapıyor.. Sohbet ediyor.. Kuzey’de cazinolarda buluşulabiliniyorsa.. Euro ile Türk parası takası yapılıyorsa.. Hatta ve hâlâ doğan çocuklarımıza Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği bile çıkartıp ceplerimizdeki Kıbrıs pasaportu ile Larnaka hava alanından  dış ülkelere uçabiliyorsak…

İşte barışçı çözüm! Yani daha başka nasıl çözüm olmalı ki? Türk Rum halkları kendi aralarında ve çarşı pazarlarında o çözümü çoktan sağlamışlar.                                        Bizim bir ayağımız Güney’de, Rum’un bir ayağı da Kuzey’de..                                                                              ***

Kİ yeri geldi yazayım: “Daha dün füzelerin patladığı, uçakların bombardımanıyla yerle yeksan edilen Gazze’ye karşın İsrail ile Filistin de farklı konumda değildir.

Şimdi durum nedir bilmiyorum ama savaştan önce Filistinliler her gün sınırı geçip İsrail’deki İnşaatlar gibi işlerde çalışırlardı. Sonra da geri dönüp tüneller kazar sabotajlar yaparlardı!

Neyse ki bu adada Rum tarafıyla böylesi bir tuhaflık yaratılmadı.                                       Tutun ki pandemiyle mücadeleyi pek alâ da birlikte sürdürebilecek kadar “yararlı ve insani ilişkiler” içinde olabiliriz.