Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Unuttuğumuz büyük gün: (Kuzey’in yurdumuz olarak tarihe geçtiği gündür)

Bundan 41 yıl önce 14 Ağustos 1974’te Kıbrıs’ın siyasi kaderini belirleyecek olan 2. Barış Harekâtı başladıydı. Fakat kimselerimiz bu kaderin tarihini yazarken çözüm ve barış’ın bu kadar uzayacağını, “masa başı müzakerelerin” savaşmaktan daha zor olacağını ve de her kazanımın bir diyeti olduğunu tahmin edemediydi. Çünkü “bu tarihi olayı” bizzat yaratıp efsaneleştiren politikacılar sonra dönüp kendi eserlerini yine kendileri karaladılar!”

Ecevit ile Erbakan’nın “Kıbrıs fatihi” olmak yarışında nasıl Türk halkının adadaki kaderi ile oynadıklarını yeniden anlatacak değiliz. O kadar çok yazılıp söylendi ki “meçhulü” kalmadı!
TC TARİHİNDE BİR İLK: Olayın asıl büyük yanı Osmanlı İmparatorluğu enkazından doğan Türkiye Cumhuriyeti’nin, eski imparatorluk sınırları içinde kalan Türklük dünyasının en minyatür halkını, “Rum Yunan işgalinden kurtarmasıydı.” Ki 1974’ün o günlerinde 150 bin kişi ya var ya yoktuk! Ve Türkiye işte bu “varlık” için kendi “ulusal varlığını” ortaya koyarak savaştıydı.
ARADAN 41 YIL GEÇTİ: Tutun ki 1974 Barış Harekâtı’na katılan mücahitlerden büyük oranda ölenler oldu. Tutun ki o günleri anımsayanlar gitgide azaldı. Tutun ki çözüm uğruna “Barış Harekâtı olmamalıydı” diyebilen, “vatan, millet, şehitler” kelimelerini “barışçı çözümün düşmanca söylemleri” olarak nitelendiren bir de genç kuşak oluştu! Tutun ki Türklerle Rumların asırlarca bir arada kardeşçe yaşadıkları iddiaları bile tarihi gerçek olarak yutturulmaya çalışıldı! Tutun ki Türk Türk’ü karalara çaldı!
VE NE OLDU? Dün İkinci Barış Harekâtı’nın 41. yılında mesela Mağusa’da “her halde barışçı müzakereleri olumsuz etkilemesin ve her halde asırlarca birlikte yaşadığımız Rumlar gocunmasın, darılmasın, Kuzey’den Güney’e kaçarken Muratağa, Atlılar soykırımını hatırlayıp vicdanları sızlamasın diye… Ne Bayraklar çekildi Mağusa’da ne kurtuluş şenlikleri yapıldı! Ve Kuzey’in resmen Türk vatanı olduğu dün, gazetelerimiz de unuttuydu 14 Ağustos 1974 İkinci Barış Harekâtı’nı!
BAZAN İNADINA DÜŞÜNÜYORUM. Bir gün inşallah layık olduğumuz çözüme kavuşuruz!               
**********     

Bir gün icraatlar da başlayacak: (Hükümet henüz şarkı türkü dönemindedir!)

Zannedersem Köşeci refiklerim için de durum vaziyetler aynıdır. “Bazı konuları veya sorunları değerlendirirken zamanlamaları ile önemlerinin birbirlerine denk düşmeleri” gözetilir. Daha bir amiyane ifadesiyle ortada fol ve yumurta yokken ne yazsanız ayazda kalırsınız!
VE AYAZDA KALDIK! Çünkü hükümet bir türlü “işe” başlayamıyor! Sorunların kıyısında oyalanıyor! Tabii Meclis’in tatilde olması nedenlerden biri olmalı ama ne bakanlarımız ne de milletvekillerimiz aylıkçı memurlar değiller ki! Dolayısıyla her ne kadar artık “vatan millet memleket uğruna” lafları şovenizm olarak kabul görse de en azından “büyüklerimizin olumsuz gelişmelerden” çok rahatsız olmaları gerekir:
Mesela: Türkiye erken seçime gidiyor. Bu ne demek? Kıbrıs siyasi sorununu olumsuz yönde etkileyecek tatsız bir olay demek!
Mesela: TC’nin yeniden seçime gideceği haberleri işitilir işitilmez döviz tavan yaptı! Bu ne demek? Zaten yüksekti daha bir yükselecek ki iflaslar başlasın, alacak verecekler çoğalsın demek!
Mesela: Türkiye’yi saran ateş çemberi içte PKK terörü ile devam ederken ve döviz bizi de vurarak yükselirken bu gelişme ne demek? Yakın gelecekte pahanın beterince azacağı, alış gücünün daha çok azalacağı demek!
Mesela: Tüm bu olumsuzluklar ulanarak uzanırken ne demek? CTP-UBP koalisyon hükümetinin plan ve programlarının aksaması, icraatların dondurulması, reformların hayata geçirilememesi demek!
BAKANLAR KURULU KARARLARI. Yeni hükümet mevcut sorunlar sarmalından ne kadar rahatsızdır bilemiyoruz. Şimdilik harıl harıl giden hükümetin arkasında bıraktığı üst kademe yöneticilerinin de “gitmesi” operasyonlarıyla uğraşıyor… Az sonrasında da yeni üst kademe bürokratları ile müdüran takımları, gidenlerin yerlerine oturacaklar.” Zaten fiiliyat başladı. Önce kadroların halli!
Tabii arada Bakanlar Kurulu kararlar da alırlar. Nitekim geçtiğimiz gün tutun ki zevahiri kurtarmaya yönelik alınan bir dizi karar bu anlamdaydı! Arada bazı bakanlarımız da “tasavvurlarını” açıklıyorlar. Mesela Eğitim Bakanı Dürüst gibi…
VE KALAKALIYORUZ: Geçmişte Türk filmleri şarkılı türkülüydüler. Kız çıkardı yollara bayırlara, bir türkü tuttururdu! Bitmesini beklerdiniz ki filmde varsa eğer “konusuna” dönsün! Hiç bitmezdi çünkü konu yoktu! Dolayısıyla bir düzine şarkı türkü dinler, sonunda da “ama ne oldu” diye şaşkın şaşkın sorardık!
Hükümet henüz rölantide! Hele şarkı türkü fasılları bitsin, konulara birlikte gireriz inşallah!             
***********

Kısaca takıldığım: (Köylerden kentlere göç var!)

Geçtiğimiz günlerde medyada yaşadığımız hengâmeler nedeniyle çok da aldırmadığımız bir haber vardı: “Mesarya’daki gençler hızla köylerini terk ediyorlar…”
Her ne kadar bu küçük coğrafyada kentlerle köyler kasabalar iç içe geçmişlerse de olay düşündürücüdür. Çünkü “köyde kent hayatı kentte köy hayatı yaşanmaz.” Oysa şimdilerde köylerimiz hızla “lüks” olmaya başladılar! Klasik ifadesiyle tutun ki ekmeğini kentten alan köylü!
Bir diğer sorun da şu. Çarpık yapılaşma sürüyor. Ekilebilecek tarlalar arsa oluyor! Bu gidişin sonu yok. Nitekim konunun uzmanları da Lefkoşa’yı “yatay kentleşme” nedeniyle uyarıyorlar! Hem ekilecek topraklar açısından hem de kentin belediye hizmetleri ile altyapı olanaklarını zorlaması açısından! Kısaca hükümetin bu çarpık ve plansız yapılanmayı önleyecek tedbirler alması öncelikli görevi olmalıdır diye düşünüyoruz.