EğitimKöşe Yazarları

“Üniversite Açtık Hadi Gelin!” Demekle Olmuyor Bu İş!

Mete Hatay yazdı






Eğitimi ekonomik sektöre çevirdik.

Tabii ki bunu yapan tek ülke biz değiliz ama böyle bir maceraya girişirken bunun ekonomik getirisi hariç sosyal yan etkilerinin pek düşünüldüğünü sanmıyorum. Nitelikten çok niceliğe bakıldı. Ne kadar fazla öğrenci gelirse o kadar “sektör” için iyi olur mantığı devreye sokuldu.

Böylece öğrenci sayısı son beş yılda iki misli artarak 90 bine ulaştı.

Dünya’nın farklı ülkelerinden on binlerce öğrenci adanın kuzeyine aktı. Öğrenci seviye kontrolünün ne kadar yapıldığı tartışılan konulardan biriydi bu süreçte.

Burs verirken bile öğrencinin performansından çok, yanında ekstra öğrenci getirmesine bakıldı. Yani öğrencilerden acenteler yaratıldı. “Dört öğrenci getirene tam burs” gibi kampanyalar düzenlendi.

Kuzey Kıbrıs’a gel “yaşa, çalış ve oku” sloganlarıyla sanki burada öğrencilere çok büyük olanaklar sunuyoruz imajı yaratıldı.

İş hazır, ucuz kalacak yerler hazır falan gibi sözler verildi.

Afrika’nın ve Orta Doğu’nun dezavantajlı bölgelerinden gerçekten okumak isteyen öğrencilerin yanında memleketlerindeki ekonomik sıkıntılardan bir an evvel kaçmak isteyen gençler de yavaş yavaş üniversitelerimizi doldurmaya başladı.

Öğrenci olarak gelenlerin bir kısmı ilk sömestr bitmeden inşaatlarda, barlarda, restoranlarda ucuz işçi olarak çalışmaya başladı. Sigortasız, asgari ücret bile almadan.

Tabii bundan ilk etkilenenler diğer yerli ve yabancı işçiler oldu. Sermaye bu yeni ucuz iş gücü kaynağını bolca kullanmaya başladı.

Bu yeni işçilerin ucuz olmaları yanında yaşayacakları herhangi bir zorluk karşısında şikâyet edecekleri Elçilikleri bile yoktur. Yani tamamen korumasız bir haldedirler.

Sonuç olarak birçokları kısa bir zaman sonra okullarından ayrıldılar, tamamen kayıt dışı bir hayat sürmeye başladılar.

Pandemiden kaynaklanan kapanma sürecinde işsiz kalıncalar, 2,500 kadarı açlık tehlikesi bile geçirtti. Bazı yardımseverler ve öğrenci dernekleri olmasa idi durum çok daha vahim olabilirdi.

Tabii üniversitelerimiz “doğal” olarak sadece kayıtlı talebeleriyle ilgilenebildi bu dönemde.

Kayıt dışı bu eski öğrenciler ise tamamen terk edilmişlerdi. Resmi kanallara ise sınır dışı edilmekten korktukları için gitmemişlerdi.

Öğrenci ve ucuz iş gücü yanında kriminal vakalara yatkın bazı kişiler de sızdı gelenlerin arasına. Bu yasa dışı kesim çete, uyuşturucu, fuhuş ve insan ticareti gibi işlere bulaşmaya başladı. Hatta iki üç sene evvel Nijeryalı bazı yetkililer kuzeyi ziyaret ederek sakıncalı kişilerin listesini KKTC yetkililerine verdiler ve önlem alınmasını rica ettiler.

İkaz ettiler!

Bu konuda bir şey yapılıp yapılmadığı ise meçhul!

Gelmiş geçmiş Hükümetlerden bugüne kadar herhangi bir açıklama yapılmadı. Aksine Üniversite sektörü zarar edecek diye konu kamuoyuna yansıtılmamaya çalışıldı sanırım.

Olaylar büyüdü, okumak için adaya gelen öğrenciler şikayetlerini zaman zaman duyursalar da konu yeterince kamuoyuna yansıtılamadı!

Geçen hafta BBC’de son beş senede 100 Nijeryalı öğrencinin adanın kuzeyinde öldüğü ve bazı ölümlerin yeterince şüpheli olduğu ve talep edilmesine rağmen araştırılmadığına dair bir haber vardı.

Ben sayının bu kadar büyük olduğuna inanmıyorum.

Öğrenci dernekleri 15 kadar öğrencinin hayatını kaybettiğini, bunların büyük bir kısmının doğal sebeplerden öldüğünü açıkladı ama bu tabii bazı iddiaları ortadan kaldırmıyor! 15 kişi de az değil zaten!

Geçen yıl ölen bir öğrencinin Nijerya Yüksek Mahkeme Yargıcı olan annesi, çocuğunun ölümünün intihar değil cinayet olduğunu iddia etmektedir. İddiaya göre oğlunun onu telefonla arayıp birilerinin onu tehdit ettiğini söyledikten iki saat sonra ölü bulunduğunu ısrarla söylüyor.

Bu ciddi bir iddia ve hükümetin derhal bunu açıklığa kavuşturması gerekiyor.

Gereğinin sadece “aman sektör zarar görecek, bir şey yapmak lazım” bağlamında değil insani açıdan yapılması gerekirdi. Sonuç olarak bir anne çocuğuna ne olduğunu muhakkak öğrenmek ister.

Etrafta dedikodular aldı gidiyor. Konuyla ilgili hükümetten ise hala daha tıs çıkmadı.

Kadın buradaki yetkililerin olaya yeteri kadar ilgi göstermediklerini iddia ederek Nijerya Diaspora Bakanlığının Kuzey Kıbrıs’ı kara listeye almasını talep etmiş.

Geçenlerde bazı Afrika ülkelerinin uçaklar gönderip öğrencileri geri memleketlerine taşımaya başladığını okuduk. Bu küçük çaptaki “exodus”un büyük bir ihtimalle pandemiyle bir alakası vardı! Ama konu büyürse ve KKTC kara listeye alınırsa aynı uçaklar bu defa adaya gerçekten okumak için gelmiş çocukları geri götürmek için geleceklerdir.

Hiç plansız, hesaplanmamış, sadece kelle hesabı yapılarak Eğitim sektörü büyütülmeye çalışılırsa olacağı bu idi!

Son dönemdeki öğrenci nüfusunun patlaması tabii ki beraberinde burada yaz(a)madığım birçok başka sorunu da getirdi.

Örneğin, toplum içerisindeki bazı kesimlerde yabancı düşmanlığının arttığını görmek için çok derin bir araştırma yapmaya gerek yok.

Ne yapmak lazım o halde? Derhal bu son cinayet/intihar konusunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Bazı kaynaklar otopsi raporunun aileye verilmediğini iddia ediyorlar. Doğru mu? Bu olayla kalmıyor tabii iş. Polisin adada bulunan ve kriminal olaylara karışan kişilerle ilgili daha sıkı tedbirler alması gerekmektedir.

Devlet olarak her gelen çocuğun sağlığından ve güvenliğinden sorumlu olamazsak, Üniversiteler adası Kuzey Kıbrıs hayalinin ömrü de maalesef çok uzun sürmeyecektir.

Pandemiden önce de bu plansızlık, başıbozukluk sorunu vardı, sonrasında da olmaya devam edecek gibi görünüyor!

Eğer bir an evvel tedbirler alınmazsa, çok başka sorunlarla da karşılaşacağımız kaçınılmaz görünüyor.

Çünkü sadece “Biz Üniversite açtık hadi gelin!” demekle olmuyor bu iş!








Başa dön tuşu