48 Yıl sonra (çocuklarım da ayni yaştadırlar) bir 20 Temmuz’u daha kutladık. Uzunca bir süre televizyonlardaki ilgili programları izledim. Bazen üzüldüm, bazen gözlerim yaşardı ağladım fakat çoğunluğunca gururlandım, sevindim ve dedim ki kendime: “Kıbrıs Türk halkında bu yürek bu mücadele cehdi bu vatan sevgisi varken bu adada ilelebet yaşarız da varız da…”
BAŞARDIKLARIMIZ “küçük bir cemaat oluşumuza karşın büyüktü!” Çünkü çok iyi yönetildiydik.. “Çok planlı, çok örgütlü, çok ciddi ve çok inançlı..”
Bırakın ayları yılları yılları.. Günün yirmi dört saatini bile plan ve programlara böldüktü.. Bir saat değil, bir dakikanın bile hesabı yapıldıydı. Tek bir mücahidin, görevlinin kendi keyfince harcayacağı ne zamanı vardı ne lüksü!
BU NEDENLE başarmamak mümkün değildi.. Nitekim başardık. Belki bu adada bugün değil ama, yarın ve sonuçta Rum toplumu ile şu veya bu barışçı anlaşmayla da KKTC’nin dünyaca tanınan Devlet oluşunu inşallah sağlayıp başaracağız. “İnanmanın” önünü hiçbir güç önleyemez, yok edemez…***NE VAR Ki ZAYIF DÜŞTÜK! Tüm bu olumlu ve toplumsal hasletlerimize karşılık hâlâ çok iyi değiliz! Çünkü ve artık iyi yönetilemiyoruz! Dolayısıyla iyi organize olamıyor en kötüsü ne istediğimizi bile bilmiyoruz çünkü toplumsal hasletimiz olan “mefkûreyi” yitirdik!
ÇÜNKÜ bizim çocuklarımız da olsalar, koltuklarımızın altında yetişseler de hatta ağabeylerini aşıp büyük ve önemli görevlerin sahibi olmuş hatta memleketin siyasi ve sosyoekonomik kaderini görevli devlet memurları, seçilmiş politikacılar olarak yüklenmiş de olsalar…
NASIL SÖYLESEM? O ruh var ya? Şu 1974’lerin ruhu! Öncesi sonrası mücadele ruhu! Yurda sahip çıkma cehdi…
HANİ, bırakın yurdun tek taşını yerinden oynatmayı; onun yanına KKTC’yi yaratıp yeni bir yurt inşa etmek için yeni taşları diken, yükseltip yücelten o ulusal ceht! Artık yok!
VE galiba bu ulu duyguyu yitirdik! ***
ARADAN 48 YIL GEÇTİ: Bu süre içinde Kuzey Kıbrıs Türk yurdu ile mahsuplaştık mı çok emin değilim ama bakın Kıbrıs sorunu bitmedi! Çünkü Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar da bitmedi aksine katmerlendi! Kİ eninde sonunda “vuruşmaktır” bu gidişin sonu! Kimsenin kazanmayacağı, kimsenin amacına ulaşamayacağı bir çatışma da olsa taşların yerine oturması ak ile karanın anlaşılması için o vuruşma olacak! Bu nedenle: ***
AYDINLIK YARINLAR UZAKLAŞIYOR! Ve olay biliniyor. Rum-Yunan tarafı durmuyor dürtüyor, sürünüyor, maraza çıkarmak için elinden geleni, yapıyor! BU nedenle olmalı Akdeniz havzasının ortasındaki şu adamızın “adalıları” olarak yaşarken, geleceklere çok da büyük umutlarla bakamıyorum! Yada üzerine öyle büyük umutların yakılacağı aydınlıklarını göremiyorum. Çünkü bu dava bitmedi.KALDI Kİ Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizini odağına almış tartışma ve sürtüşmeleri sonlandıracak tek olasılık da “savaşmaları” üzerine gelişmekte! Korkunç bir tecelli ama gerçek! ÜSTELİK bu kez Yunanistan bir adım önde gözüküyor çünkü ülkesini Amerika’nın askeri üssü haline getirdi!
Yunanistan’a yan gözle bakacak olanın gözünü bu kez Amerika oyacak!Ki çoktandır ne adanın geleceklere yönelik amacı ile anlamı kaldı ne de bizim ve TC açısından stratejisi ile NATO ve Üyeliğinin önemi! Ne de BM’ler çerçevesinde “insanlık” adına ülkeler arası barışı sağlayacak ittifaklar var umutları yeşerten! ***
TAM AKSİNE: Artık dünyada “düşman kamplara ayrılmış bloklaşmalar” yaşanmakta.. Bu nedenle artık Kıbrıs’ta ne 2. Bir Barış Harekâtı olur yanlışlarla eğrileri düzeltsin ne de hakkaniyete sığan anlaşmalar gerçekleştirsin!
BU NEDENLE diyoruz: Kuzey Kıbrıs’ta her zamankinden daha güçlü olmak zorundayız! Ve Rum tarafı ile Yunanistan’ı hem BM’lerin hem NATO’nun anlayıp kabul edeceği barışçı anlaşmalara zorlayacak politikalar üretmeliyiz..
KOLAY olmayacak ama başarmak zorundayız. Üstelik “başarmamızı” gerektirecek zorlayıcı nedenler de oluşmakta. Şöyle: ***
PANJDEMİDEN BU YANA İLK UMUTLU AÇILIM: Geçen gün medyada Planlama Dairesinin verileri yayımlandıydı. 2021 yılının ilk ayında hava ve deniz yoluyla KKTC’ye gelen yolcu sayısı 63 bin 106 iken 2022 Ocak Haziran dönemi için bu rakam yüzde 78 oranında artarak 550 bin 224 oldu..
ELBETTE bunun bir nedeni söz konusu ülkelerle olagelen ilişkilerimizdeki olumlu gelişmeler ve bu konudaki çalışmalardır..
Yoksa kimse kimsenin ülkesini kişisel tercihi ile ziyaret etmez..
BUNA karşın eğer KKTC’nin sektörel anlamda “turizmden” öte bir başka şansı yoksa bu gelişmeye “iyi” dedikten sonra kalındığı yerden çalışmalara daha çok hız verilmelidir.
KKTC belki cennet değildir ama tüm siyasi fasaryalarına karşılık hâlâ asude bir turistik beldedir.
Kİ artık “Girne” den ötelere açılmak gerekir. Örneğin yeni açılan “Maraş” gibi!
Her ne kadar bir mahallesini de olsa (halâ ne için açtığımızı bilmesek, bu konuda bir karara varmasak da) Maraş’ı siyasi sorunun ilgi odağı yapabiliriz.. BELKİ dünyada emsali olmayan kilometrelerce uzanan kumsalı, restorasyonu gerektirse de dizi dizi otelleriyle turizmin yeniden hizmetine sokulabilir..
KALDI Kİ: Bizatihi Kıbrıs’ın ekonomisi “turizm sektöründen” öte bir şansa sahip değildir..
Gelecekte de eğer Tarım sektörü bir evrim geçirecekse, Turizm Sektörüne katkıda bulunacak turizmi besleyecek, konumunun gelişmesini sağlayacak plan ve projeleri öngörecektir..
Aklımın bir köşesinde olsa da belki hatırlanıp dikkate alırlar diye yazıyorum. Bu kurak çorak adada turizmi sektörel anlamda öne çıkarmaktan başka çaremiz yoktur.
































