Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim.
Evvela bu kitabı, bu ada ile ilgilenen herkese hararetle tavsiye ederim. Çünkü kitap, adanın çok önemli ama ‘unutturulan’ bir döneminde geçiyor.
İnsanlar, “yakın tarih” dedikleri her ne ise, onu görmezden gelmeye pek meyillidirler. Bilhassa o “yakın tarih”i bilinçle yaşayanlar. O zamanın aktörleri yani… Yaşanılan travmalar arttıkça yakın tarih daha fazla göze batmaya başlar. Bu bir “men dakka dukka” hikayesidir.
Aslında tarih kendini böyle var eder: İnsanlar uzaklaştıkça, tarihin belirginleştiği görülür.
Söz gelimi Adnan Menderes devri, benim kuşağım için Sultan Hamid devrinden farksızdır. İşte bunun gibi…
Ama ilgisizlik, hatta görmezden gelme olgusu; tarih gibi kıymetli bir alan söz konusuysa eğer, oldukça sıkıntılı sonuçlar doğurur. İyi bilmeli, iyi anlamalı, bunları yapmadan da konuşmamalıdır insan… Çünkü rezil olma tehlikesi kadar, geleceksizlik de baş göstermeye başlar.
Geçmişi bilmeden geleceğini çizemezsin. Bunun yolu da tarihini iyi bilmektir. Çaba sarf etmek, enine boyuna ve objektif esaslara dayalı araştırma yapmak, doğrudan ve hakikatten kaçmamak… İşte tüm bunlar bize geçmişimizi öğretir. (Geçmişi öğreneceğim derken geçmişe takılı kalmak, insanoğlunun başka bir savunma mekanizmasıdır ve de hiç muteber bir şey değildir ama.)
Lafı daha fazla uzatmayalım: Hakan Karahasan, “Umut Zamanları”nda unuttuğumuz, travmalarımız dolayısıyla toprağa gömdüğümüz, yüzleşme cesareti gösteremediğimiz bir zaman dilimini, kuyumcu titizliğiyle incelemiş ve ortaya yıllar sonra da dönüp bakılacak, kaynak niteliğinde bir kitap ortaya çıkarmış. Tebrik ederiz. Üslubundaki samimiyet, anlatımındaki canlılık bize kendimizi düşündürdü, o dönemi, yaşananları… Her şeyi bir daha sorguladık ve bu bir “akademik zorlama” bünyesinde olmadı, adeta bir hikaye izleğini yaşadık kitabı okurken. Bunlar bir yazar için kolay elde edilemeyecek şeyler.
Hele ki 2003’teki meşhur “kapıların açılması” serüveninin böylesi bir “umut” teması etrafında işlenmesi… Oldukça isabetli olmuş.
Onunla olan bire bir sohbetlerimin birinde demiştim ama galiba kendisi bu söze daha çok anlam atfetti… Söz şuydu: “Hiçbir şey olmasa bile, uzun vadede etki edecek birçok şeyin fitilinin ateşlenmesiydi bu açılım”. Mealen ifade ediyorum tabii…
Şimdi dönüp baktığımda “nereden nereye” dememek işten bile değil.
Yarın da öyle olacak…
































