Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

UMUT EN SON ÖLÜR…

Gerçekten kötü bir yıldı.

O kadar çok ve o kadar sık tekrarladım ki  arkadaşlar “kötülüğü davet ediyorsun” diye sitem edip durdular.
Günlük yaşamın getirdiği sorunlar değildi kötülüğün kaynağı.
Ya da insanların yaratıkları değildi baş edemediklerim.
Bu coğrafyada doğmanın hikmetine çoktan alıştım.
Arafta yaşamanın çilesine.
Ne kadar isyan edersem edeyim, bin yıl önce tapınak duvarına yazılan yazı düşer aklıma;
“Yılların geçmesine öfkelenme, gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olursan hatırla ki evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.”

İnsanlar üzdü beni, kendimizin yaratmadığı olaylar ömür törpüledi.
Hiçbirine takmadım.
“Çok kötü bir yıl” deyip geçtim sadece.
Ta ki o korkunç gerçeği fark edene kadar.
Bu lanet ortamda sadece ömrümüzün değil umutlarımızın da törpülendiğini anlayana kadar.
Hani var ya her şey ortadan kalkar ama “umut en son ölür.”
Umutlarımızın da katledildiğini fark ettim.
Ve bizim buna teslim olduğumuzu.
Üstelik kayıtsız, umarsız ve gönüllü bir şekilde.

      ***
Şeyh Edebali’nin  Osman Gazi’ye ettiği nasihati gönderdi bir arkadaş;
“Ey oğul, bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar,
uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…”
Bu tarihin tecrübe imbiğinden süzülüp gelen bu cümleler teselli olabilir mi geçtiğimiz lanet yıl için.
Ya da bugün girdiğimiz için umut olabilir mi?
Yağmur yağmaz, ot bitmez çölden faklı değil bizim buralar.
Keşke bu nasihatleri anlayacaklar olsaydı.
Keşke elinde bir bayrak gibi dalgalandıracağı o muhteşem umutlarımızla birileri önümüze düşseydi.
Keşke yeniden ayağa kalkabilseydik yıkıntı ve yangın yerinden.
Küllerimizden yeniden doğabilseydik.