Ben artık iki ayrı hükümet olduğuna inanıyorum.
Ortak hareket edemeyen, ortak projeler yürütemeyen, ortak bir politikaları olmayan…
Gerçekten de öyle değil mi sizce…
Biri başka telden çalarken, diğeri tam tersini söyleyebiliyor.
Son olarak TFF’nin, KKTC’de temsilcilik açma girişimine Serdar Denktaş, “Muhteşem” derken, Başbakan, kendisine katılmadığını söyledi. CTP’nin Genel Sekreteri de, milletvekilleri de, tabanı da Denktaş’a açıktan tepkilerini gösterdiler.
Şimdi sizler hükümet çatırdayacak diye düşünebilirsiniz. Ama beklemeyin.
Bu örnek ne ilk, ne de son olacak…
Mesela bakın, hükümetin ilk kurulduğu dönemde, geçicilerle ilgili DP’nin verdiği bir değişiklik önergesi vardı. CTP “istenen düzenlemelerin kamu reformunda da olduğu” gerekçesiyle önergeye Meclis’te ret oyu vermişti. Muhalefetin önünde sergilenen bu tutum çok ciddiye alınmıştı, ama unutuldu gitti. Ne kamu reformu çıktı, ne de geçiciler meselesi halloldu…
Sonra, Polis Genel Müdürü konusu… CTP’nin ataması Cumhurbaşkanı’ndan döndü defalarca. CTP medyası günlerce gündemde tuttu. Ama diğer taraftan Serdar Denktaş “Rahatsız” olduklarını söyledi ve “Cumhurbaşkanıyla zıtlaşmayalım” dedi. Peki ne oldu? Polisin içinde ciddi bir otorite boşluğuna, çalkantılara neden olduğu halde, aylardır bir Polis Müdürü atanamadı. Bir anlamda kamu yönetiminin kurallarından taviz verildi… Baypas yapıldı.
Yine geçenlerde futbol konusunda, Başbakan’ın futbol hakem ücretlerine 600 bin TL’lik katkı sözüne karşılık, Serdar Denktaş Demirören’in önünde, “Bu parayı vermeyeceğim. Başbakan’ın bana sormadan söz vermesini doğru bulmuyorum” diyordu.
Benzer bir konu, Ercan konusu. Serdar Denktaş ihaleyi sonlandırmak istemiş, “20 bin ağaç kesilecek” demiş, Başbakan “Aynen devam edecek” dediği için geri çekilmiş.
Halkın ya da ülkenin yararına mı olmuş, belli değil…
Karşılıklı istihdam baskıları, birbirlerine takılan yönetim kurulu atamalarıyla kurumlar doğru dürüst çalışamıyor…
Tarihte ilk kez bir bürokrat, Turizm Müsteşarı, Maliye Bakanı’nı eleştirebiliyor…
Diğer taraftan, DP’nin UBP ile iş birliği girişimlerine CTP’den gelen tepkileri hatırlayın… Aman aman, kıyametler kopmuştu. Hani ne oldu? Ne olacak uyum sağlandı… Baksanıza iki ortak gayet uyumlu bir şekilde, değişik adayları destekliyor…
Kavga etsinler demiyoruz tabii ama gündemi boşuna meşgul etmesinler, işlerini yapsınlar…
Mesela, Eğitim Bakanı eğitimin sorunlarından bezip istifa etti, sonra bıraktığı yerden başka birisi treni içeriden sallamaya devam etti…
Serdar Denktaş’ın “gemiyle elektrik getirme projesi”, yeni havayolu kurma meselesi, hepsi de ağızdan çıktığı anda buhar olup gidenler…
Daha bunun gibi, hep birlikte uyutulduğumuz nice sabun köpüğü projeler…
Bir bakıyorsunuz, bunlardan herhangi birinden dolayı bir patırtı çıkıyor. Bir kaç gün ortalık çalkalanıyor, sonra sus pus.
Taraflardan biri sessizce geri adım atıyor ve bir daha da o konuyu ağzına bile almıyor.
İşte Kıb-Tek konusu. İsmet Akim, kurumu babasının malı gibi idare edip, herkese atıp tutarken, CTP kendi Mali Sekreteri olan birinin fazlaca üstüne gidemiyor. Kılıfını da “özerklik” olarak bulmuşlar… Benim bildiğim Serdar Denktaş buna karşı çıkardı. Tüm toplum bunu konuştu, ama DP’den tık yok. Ben hala merak etmekteyim. Serdar Denktaş, Akim’in tutumunu onaylıyor mu? Yoksa o konuda da “sin de gulle geçsin” durumu mu var…
Nereye varmak istiyorum biliyor musunuz; bir hükümetçilik oynanıyor.
Geçen 2 yılda, yukarıda aldıklarım gibi, daha onlarca çatışma örnekleriyle, hem ağlayıp, hem gitmeye çalışan bir hükümet görüntüsü ortaya çıkıyor.
Onlar birbirlerine tavizler vererek koltuklarda oturmaya, atadıkları adamlar da makamlarını korumaya devam ediyor…
Ama her ikisi de, ipin iki ucundan çektiklerinden, ülke herhangi bir yere gitmiyor.
Bireysel olarak fark yaratan bakanlar yok mu, var tabii, kendi inisiyatifleriyle yapabileceklerini yapıyorlar.
Ama genel anlamda hükümet temel görevleri olan, eğitim, sağlık, ulaşım, halkın cebine giren para, üretim ve yatırım anlamında ne yapıyor derseniz, ben de somut bir örnek bulamıyorum.
YERİN KULAĞI VAR
GÖZDEN KAÇANLAR: Toplum olarak 19 Nisan seçimlerine kilitlendik ister istemez. Halbuki en az bu seçim kadar, seçimden sonra yaşanacaklar da önemlidir. Sonucu ne olursa olsun, kim kazanırsa kazansın, esas fırtına seçimden sonra yaşanacak. CTP, UBP ve DP-UG bu fırtınayı yaşayacak olan partilerin başında geliyor. Her üç partide de, fatura birilerine kesilecek ve kurultaylarla birlikte büyük bir ihtimalle yönetim değişiklikleri yaşanacak. Bence seçim sonrasını da gözden kaçırmamak gerekir…
MÜSAİT DEĞİLİZ:
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Eide, kesilen görüşmelerin yeniden başlaması için önümüzdeki hafta adaya geliyor. Rum tarafını bilmem ama bizim “müsait” olmadığımız kesin. Müzakerelerin kopmasını, seçim propagandalarında tepe tepe kullanan Eroğlu bu fırsatı kaybetmek istemez. Onun şimdi müzakerelerden daha önemli meseleleri var. Eide, biraz daha bekleyebilir. Nasıl olmasa Sayın Eroğlu yeniden seçilip, 2 yılda bu işi bitirmeye adamış kendini bu günlerde…
OLDU MU ŞİMDİ:
Özellikle aşı konusunda Avrupa ayarında olduğumuzu ve bu konuda Türkiye’den bile ileride olduğumuzu iddia eden Sağlık Bakanı Gülle’nin bu açıklamasının henüz mürekkebi kurumadan hastanelerde aşı krizi yaşandığı iddia edildi. Sen kalk, aşı konusunda iddialı sözler söyle ama birkaç gün sonra bu söylemlerin elinde patlasın. Oldu mu şimdi…
AB DE STATÜKODAN NEMALANIYOR:
Türkiye’nin AB Büyükelçisi Selim Yenel, AB’nin Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi vizyonundan yoksun olduğunu söylemiş. Aynen öyle. Eğer böyle bir bakış açıları ya da stratejileri olsaydı, Rum tarafının her türlü şantajına, blöfüne karşın, yapmaları gerekeni yaparlar, masaya getirirlerdi. Maalesef AB hem bir bütün olarak, hem de içindeki güçlü devletler tek tek Kıbrıs’ta bir anlaşmadan çok, mevcut durumun devamından yanalar. Bence onlar da statükodan nemalanıyorlar…
BİZDE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN:
Kanada’nın Taber kenti belediye meclisinin aldığı bir kararla, “bağırmak, çığlık atmak, yerlere tükürmek, kavga etmek, yüksek sesli müzik dinlemek ve söylemek, gece 23.00’ten sonra halka rahatsızlık vermek, başıboş dolaşmak ve dilencilik yapmak” yasaklanmış. Bunları yapanlara 500 dolar ceza kesiliyormuş. Lefkoşa Belediyesi’nin de böyle bir karar aldığını düşünün. Bir yıla kalmaz, tüm borçlarını sıfırlar ve paraya para demez…
EYLEMLERLE İLGİLİ İDDİALAR: Bazı sendikaların aniden memleketi kilitlemeye soyunmaları, sanki de bir Cumhurbaşkanı adayının lehine yapıldığı hissi uyandırıyor. Toplum içerisinde daha da fazlası konuşuluyor. Seçim sonrası şu anda hükümette olmayan diğer partilerin koalisyonuna zemin hazırlandığı iddiaları var. Anlaşılan seçime kadar eylemler devam edecek. Şeytanın gör dediği bu…
ZİRVEDEKİLER
Hasan Sertoğlu: TFF’nin girişimini “muhteşem” olarak değerlendiren Serdar Denktaş’ı eleştiren KTFF Başkanı Sertoğlu, “Demirören’e teşekkür edermiş, yazıklar olsun… Bazıları Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan Yardımcısı’na gücün yetmez diyor, çok yakında yetip, yetmediğini göreceğiz, bu toplum arkamda olduğu sürece bu kavga devam edecek” dedi… Yakında kim haklı, kim haksız göreceğiz…
DİPTEKİLER
Hem Ağlarım Hem Giderim: Hükümetin ahvali bu… Sakın bana tez-anti tez-sentez demeyin. Bu tartışmalardan hayırlı sonuçlar çıkıyor mu? Kesinlikle “hayır”… Çünkü bu çekişmeler, bu taban tabana zıt tutumlar, halkın yararı için üretilen politikalarla ilgili değil. Ya da kim daha yararlı bir iş yapacak yarışı da değil. Sadece sen-ben kavgası. Her şeye rağmen, başta bir hükümet var, var olmasına da, birbirlerinin ayağına dolanmaktan, iş yapmaya fırsat bulamıyorlar…
































