27Sanırım 1991 yılıydı.
Şimdi hayatta olmayan Glafkos Kliridis, rahmetli Özker Özgür’ün başkanlığını yaptığı CTP’nin davetlisi olarak Kuzey’e geçmişti.
Kliridis Anamuhalefet DİSİ partisinin başkanıydı.
Kalabalık bir heyetle gelmişlerdi.
Şimdiki Başkan Nikos Anastasiadis de heyetteydi.
Yanlış hatırlamazsam DİSİ’de örgütlenme sekreteri olarak görev yapıyordu.
Ben Yenidüzen’de çalışan genç bir muhabirdim.
Gelen heyet kalabalıktı ama Anastasiadis dikkatimizi çekmişti çünkü öğle yemeğine oturmamış ve restoranın girişindeki koltuklardan birinde uykuya dalmıştı.
Klerides duruma şaşırdığımızı fark etmiş ve “O öğlen uyumazsa öleceğini zanneder” diye espri yapmıştı.
Önce Kliridis sonra da Anastasiadis cumhurbaşkanı oldu.
Anastasiadis öğlen uykularına hala devam eder. “Savaş çıkmadıkça ve bizim ordu yenilmedikçe asla beni uyandırmayın” diye de tembihler.
Neyse, programa göre Girne’de alınan öğle yemeğinden sonra heyetler Lefkoşa’ya dönecekti.
Yolda programda ani bir değişiklik yapıldı. Kliridis en son 20 Temmuz 1974’den önce gördüğü Girne antik limanına gitmek istemişti.
Ev sahipleri de bu isteği kıramayarak rotayı Girne antik limanına çevirmişlerdi.
Kliridis Girne’liydi. Girne’de evi, limanda da teknesi vardı. Denize aşırı düşkünlüğüyle bilinirdi. Emekliye çıkıp ömrünün kalan bölümünü limanda geçirmeyi planlıyordu.
Kliridis’in isteği üzerine limana gidildi. Her iki partinin heyetleri limanın girişinde kahve içmeye oturdular. Kliridis tek başına limanda yürümeye başladı, ben de peşinde.
Limanı bir uçtan bir uca dolaşıktan sonra açık olan publardan birine girdi ve bir kadeh viski istedi. Öğlen vaktiydi ve haliyle müşteri yoktu.
Peşinden ben de girdim ve uzak bir masaya oturup izlemeye başladım.
2 kadeh viskiyi peşpeşe içti sonra beni fark etti ve “genç arkadaşım gel birlikte içelim” dedi.
Gidip yanına oturdum, bir kadeh de bana geldi.
Nereli olduğumu sordu. Poli deyince gözleri parladı “ama Girne Poli’den daha güzeldir” diye takıldı.
“Polili gel seninle bir yarışma yapalım” dedi, ben şaşkınlıkla “ne yarışması” demeye kalmadan “en çok viskiyi kim içer” deyiverdi. Bu arada üçüncü bardak viskiyi de götürmüştü.
Barmen “sen bununla baş edemezsin” diye ikaz etti. Kliridis barmenin söylediğini anlamış gibi gülümsedi.
O yedinci bardağı devirdiğinde ben üçüncü bardaktaydım ve pes edecektim.
Adam sünger gibi içiyordu.
Meğerse Kliridis İngiltere Hava Kuvvetleri’nde pilot olarak görev yapmış. İkinci Dünya Savaşında da Almanya’yı bombalarken uçağı düşürülmüş, kendisi esir düşmüş, uzun yıllar esir hayatı yaşamış.
“En çok kim içer” yarışması İngiliz pilotlar arasında bir gelenekmiş.
Sık sık bu yarışmayı yaparlar, her defasında da Kliridis kazanırmış.
“Bir defasında tam 27 kadeh viski içtim” diye böbürlenerek övünecekti.
Kliridis o gün bana aklıma kazınan bir şey söyledi;
“Türkiye’ye gücümüz yetmez ama sadece bu limanı almak için savaş açabilirim…”
Aslında bu cümle Kliridis’in limanı ne kadar çok sevdiğini anlatmanın yanında limanın ne kadar değerli olduğunu da tarif ediyordu.
***
Kliridis’in uğrunda savaşı bile göze alabilecek kadar sevdiği o değerli liman şimdilerde dökülüyor.
Hem de tel tel.
Her gelen politikacı “limanı kurtaracağız” diye nutuk atıyor ve sonra çekip gidiyor. Liman ise günden güne daha kötü oluyor.
Sonra “yetki bende değil” kavgası başlıyor.
Üç bakanlığın ve bir belediyenin, bir de komitenin sorumluluğunda olan liman aslında sahipsiz ve kimsesizdir.
Tıpkı bu ülkenin olduğu gibi.
































