Köşe Yazarları

MİDYE KABUĞU

Ahmet Okan yazdı




Ağustos ilk yarısını geçti mi, sonbaharın belirtileri olurdu havada; parçalı bulutlar gelip geçer, ikindi vakitlerinde rüzgar sertleşir, denizde dalgalar yükselirdi.

Derlenip dürülürdü çadırlar.

Deniz kenarında çadır kurup yaz tatili yapanlar, eylüle hazırlanmak için terk ederlerdi mavi suları.

Böyle zamanlarda Lefkoşa baştan aşağı güneş yanağı.

Sadece Lefkoşa mı? Tekmil Kıbrıs.

Sarı taşlar güneşten biraz daha solmuş, biraz daha yorgun; kerpiç duvarlar serin rüzgarları korumakla meşgul…

Ağır geçerdi günler ve her gün her saat 33’lük bir plak gibi döner dururdu mütemadiyen.

Havada sonbaharın belirtileri olmasına rağmen yağmur çok uzaklardaydı ve hasretle beklenirdi.

Bu coğrafyada hiçbir politikacının sonbahar yağmurları kadar kıymeti olmamıştır; hiçbir şey insanların yüzünü yağan ilk yağmurlar kadar güldürmemiş, sevindirmemiştir…

Siyah beyaz televizyonların parazitli olduğu dönemlerde hayat midye kabuğuna benzerdi.

Herkes kabuğuna çekilmiş, öylece nefes almaktaydı lakin hayat bu kapanmaya rağmen güzeldi.

Bu güzelliği yaratan şey insanlardı kuşkusuz ve bu hayat tarzının hikmetinden sual olunmazdı; öyle bilinir öyle yaşanırdı hayat.

Ve onca yokluğa rağmen insanların yüzü gülerdi.

İki tane üç tane sineması, iki tane üç tane restorandı, iki tane üç tane parkı bahçesi, üç dört tane pastanesi vardı çok çok şeherin.

Ama yeter de artardı bile.

Bayrak törenlerini festival alanına çevirmesini bilen; hisarları gezinti alanı yapan, hisaraltlarını oyun meydanlarına çeviren bu ahalinin kendisiydi.

En kapalı dönemlerde en açık dönemlermiş gibi yaşamasını bilen de bu ahaliydi.

Her şey birden bire bozulacak, birdenbire dağılacaktı ama o dönemlerde bunları hayal etmek bile düşünülemezdi…

Ağustos kendi sıcaklığında kendi kendini tüketirken, kışa dair hayaller kurulurdu.

Okullar açılacak,

Kışlık elbiseler hazırlanacak,

Yağmurlar yağacak,

Evlerde mangallar yakılacak, üstüne kestane atılacak, soğuk kış gecelerinde salep içilecekti.

Kendi kabuğunda bir hayattı ama yazıyla ifade edilemeyecek kadar ve bir tuvale aktarılamayacak kadar güzeldi…

 









Başa dön tuşu