Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Uçakla seyahat korkum ile Kıbrıs sorunu arasındaki benzerlik

Benzerlik, iki sorunun çözümüne yönelik arayışın psikolojisindedir.

Benim uçakla seyahat etme korkum var.

Uçakla seyahat etmemek için her yolu denerim.

Araba, tren, gemi…

Bu vasıtalarla seyahat etmenin getireceği maliyet, zaman kaybı ve diğer zorluklar umurumda olmaz. (Adadaki statükocular ile uçağa binmeden seyahat etmekte ısrar edenlerin psikolojisindeki benzerliği görmeye başladınız mı?)

Bu korkumu yönetmeye odaklanıp son dört-beş yıldır sınırlı da olsa uçakla seyahat etmeyi başardım.

Uçakla seyahat etme korkusunu ve buna çözüm bulmanın psikolojisini iyi bildiğim iddiasındayım.

****

Her iki soruna da çözüm bulma sürecinin başlaması için ilk önce ikna edilmek gerekiyor.

Her ikisinde de araya bir sürü aracı giriyor.

Eşim ve çocuklar yetmezmiş gibi, anne, baba ve neredeyse tüm akrabalar, arkadaşlar ‘’inat etme, uçak ile seyahat etmeyerek çok şey kaybediyorsun’’ diye devreye giriyor, baskı yapıyorlar.

Aynen görüşmeleri yeniden başlatmak için anavatanların, uluslararası kurumların ve bu konuya ilgi duyan ülkelerin devreye girdiği gibi.

****

Uçak ile seyahat etme korkusunu yenme eğitimi havaalanındaki eğitim binasında veriliyor.

Kıbrıs sorununa çözüm bulma görüşmeleri de eski havaalanına çok yakın BM kontrolündeki ara bölgede oluyor.

Her iki çözüm arayışında mekanın ayni olması da ironik bir tesadüf değil mi!!!

****

Görüşmelerin başlayıp başlamaması tartışmaları, uçakla seyahat etme korkusu olanların ‘’havaalanına giderim ama eğitimin sonunda uçağa bineceğim anlamına gelmez’’ gibi şartlı şartsız, anlamlı anlamsız tartışmaların yapılmasına benziyor.

Görüşme sürecine başlanacağı haberleri, uçak ile seyahat etme korkusunu yenme eğitimine başlamanın kabul edildiğinde olduğu gibi, ‘’ bu defa olacak’’ diye bundan medet umanları bir heyecan sarmasına sebep oluyor.

Ortada alınmış bir ‘’biletin’’ya da ‘’çözüm planının’’olmaması önemli değil bu aşamada. Süreç başladı ya. O kadar uğraştan sonra çözüm bulunmuş gibi bir iyimserlik hakim oluyor sonuç bekleyenlerde.

Sonra da başlıyor beyanatlar gelmeye.

‘’Siz uçak korkusunu yenin, uçakla seyahat etmeye hazır olun, gerisi kolay. İlk seyahatiniz bizden’’.

Aynen ‘’yeter ki siz Kıbrıs’ta ortak bir çözüm planını ortaya koyun, işin mali yönünü biz büyük ağabeylerhallederiz’’ denildiği gibi.

Halbuki, mesele para değil.

Bunu da yaşayan biliyor, ama gel de anlat anlatabilirsen. Ben dilim döndüğünce anlatacağım.

****

Uçak korkumun üzerine gittikçe anladım ki aslında bendeki uçakla seyahat etme korkusu değilmiş.

Çalışarak, mücadele ederek verilen fırsatları değerlendirerek yakaladığımız hayat standardını kaybetme ve çocuklarıma da onların hiç suçu yokken kaybettirme endişesiymiş bendeki.

Böyle düşününce benim bu uçak korkumun kök sebebiyle Kıbrıs sorununun çözülememesinin ortak sebebi her iki taraf için de ayni değil mi diye düşündüm.

Her iki taraf da anlaşma ile kazanabileceğini görüyor ama inandırıcı ya da sürdürülebilir olduğunu düşünmüyor. 

Anlaşma ile kaybetme ve gelecek nesillere kaybettirme ve ‘’aptal’’ ya da ‘’hain’’ olarak anılma endişesi daha ağır basıyor.

Çözümün önündeki en büyük engel her iki halk nezdinde ileriye yönelik olarak kaybetmeyim de ne olursa olsun görüşüdür.

Bizim tarafta, 1974’te savaşla kazandığımözgürlüğümü ve toprağı, mülkükaybetmeyim.

Diğer tarafta da siyaseten ve ekonomik olarak kazandığımı, kurduğum düzeni paylaşmaya kalkarak bir kez daha kaybeder duruma düşmeyeyim endişesi var.

Bu görüşün her iki toplumda kökleri o kadar derin ve sağlam ki herhangi bir örgütlenme ve propagandaya bağlı kalmadan kendiliğinden bir refleks olarak ortaya hemen çıkıyor.

Aynen uçak ile seyahat etme korkusunu yenme sürecinde olduğu gibi, nasıl olsa gerekçelerimiz hazır diye ilk fırsatta bir söylemin arkasına sığınılıyor.

‘’Uçağa binmem’’.

‘’Binersem en ön sırada ben otururum.’’

‘’Ya düşerse.’’

‘’Ayağım yere basmadığı sürece içim rahat değil.’’

Görüşme sürecinde ne zaman çözüme yaklaşıldığı düşünülse tarafların üç aşağı beş yukarı söylediği bunlar değil mi?

Hâlbuki iki toplumdaki marjinal unsurları bir kenara bırakın, her iki tarafta da defansif bir psikoloji söz konusudur.

Varsın iki ayrı araçta yollarımıza devam edelim görüşü, içgüdüsel olarak bilinmeyenle karşı karşıya kalmaktan ve toplamda kazanma ihtimalinden ve pastayı büyütmekten daha ağır basıyor.

****

Görüşmelerin gidişatı ile ilgili söylenenler doğruysa bu iki toplumu ayni vasıtada seyahat etmeye kabul ettirir, hatta uçağa bindirir mi?

Böyle bir şey olacaksa, olası çözümün içerikle birlikte uygulamadaki yönteme de bağlı olması gerektiği düşüncesindeyim.

Varılacak olan bütünlüklü anlaşmayı tümüyle ayni anda değil, aşamalı bir şekilde uygulamaya koymak ve gerekirse bunun sonunda referanduma sunmak bana daha akılcı ve rahatlatıcı bir yaklaşım olarak geliyor.

Niye böyle düşündüğümü yine uçak korkumu nasıl yendiğimle açıklayayım.

Uçak korkumu ben havanın müsait olacağını düşündüğüm ilkbahar ve yaz aylarında kendimce daha risksiz olacağını düşündüğüm gündüz gözüyle ve kısa mesafeli uçak yolculuklarıyla yendim.

Bunu da kendimden ziyade çocuklarımın yaşadığımız ortamın ötesindeki dünyayı görmeleri, anlayabilmeleri için birlikte seyahat ederek yaptık.

Kendimce çok büyük risk aldım. Bunu da ailemle birlikte uçak seyahatiyaparak aşabileceğimi söylemem rahatlatıcı bir etki yaptı.

Hala daha uçakla seyahat etmekle ilgili tereddüdüm ve stresim var ama çocuklarım o kadar mutlu oldu ki…

****

 

Eşimin ve çocuklarımın telkiniyle uçak korkumu yenmek için destek almayı kabul ettiğimde, eğitime katılanların üçte birinin havaalanında teorik eğitimin sonunda yapılan gerçek uçuştanönce ‘’tuvalet neredeydi’’ diye sorup, bir daha geri gelmediklerini söylediler.

Ara bölgedeki görüşme binasındaki tuvaletin görüşmelerin son raundunda iptal edilmesini öneriyorum!

Bu konudaki olası benzerlik benim teorimi doğrulayacak olsa da,ille de çözüm istiyorsak ne olur ne olmaz herkes ihtiyacını kendi bölgesinde halledip toplantıya gelse olmaz mı?