Geçen günkü müzakerelerde “zor konular” dediğimiz yönetim, mülkiyet ve toprak konusu “başlıkları” açıldı. Akıncı’nın açıklamasına göre bundan sonrası müzakerelere bu başlıklarla devam edilecek. Bu nedenle müzakerelerde en zorlu dönemece girildi. Eğer dananın kuyruğu kopmaz ve masada uzlaşma sağlanırsa “referandum” yolu açıldı demektir. Şimdi bu konulara bir daha bakalım:
YÖNETİM: Önce 14 Şubat’ta varılan ortak uzlaşıyı hatırlatalım. Birleşik Federal Kıbrıs Devleti biri Rum diğeri Türk, siyasi eşitliğe sahip iki Kurucu Devletten oluşacak. Kıbrıs Federe Devleti (yahut Cumhuriyeti) tek kimlikli, tek temsiliyetli yapıda olacak. Ancak kanatlar kendi içlerinde özerk yapılanma ile kendi yönetselliklerini de oluşturacaklar.
YASAMA: Annan Planı’nda Yasama, Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşuyordu. Yapıları şöyleydi:
Senato. Federal devletin muhtemelen Annan Planı’nda olduğu gibi (bugünden bilemeyiz) eşit sayıda Türk ve Rumlardan oluşan bir Senatosu olacak. (Annan Planı’nda 24 Rum 24 Türk Senatörden oluşuyordu.)
Temsilciler Meclisi: Annan Planı’nda Temsilciler Meclisi’nin seçilmiş vekilleri nüfus oranına göre en çok 36 Rum ve en az 12 Türk temsilciden oluşuyordu. Şimdi varılan uzlaşıda “eşitlik” söz konusu olur ve Anastasiadis kabul ederse Rum ve Türk temsilciler tutun ki 25’er kişiden oluşacaklar.
Mülkiyet konusu: İşte yıllar boyu devam edecek bir tartışma hatta kavga konusu! Sadece şunu aktarayım. Annan Planı’nda bu konunun izahı şöyle yapıldıydı. “…Mülkiyet düzenlemelerinin sadece 1963 ile Kuruluş Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi arasındaki olaylardan etkilenmiş malları ele aldığına dikkat edilmelidir. Plandaki Mülkiyet Rejimi (tüm düzenlemeleri ve kısıtlamaları ile) geçici bir rejimdir. Tüm etkilenmiş malların muamelesi tamamlandıktan sonra bu hükümler ortadan kalkacaktır…” (Dikkat: Mülkler sorunu Annan planına 1963 olayları baz alınarak konduydu.)
Toprak Ayarlamaları: İşte dananın kuyruğunu kopartacak asıl büyük kapışma! Hocaya sormuşlar: Kıymet ne zaman kopacak? “Karım öldüğünde küçüğü, ben öldüğümde büyüğü kopacak” demiş! “Toprak konusu” o büyük kıymeti kopartacak sorunlardan birisidir. Ki unutmayın. Annan planında bize kalan topraklar yüzde 29.2 olarak belirtilmişti. Kademeli olarak da Güzelyurt ve Maraş’ın da kapsamında olduğu pek çok yöre ve köy mesela Maraş, Vadili, Paşaköy, Çayönü, Güvercinlik, İncirli, Akdoğan… Olmak üzere ve çok kısaca Mağusa Lefkoşa yolunun Güney’i Rum tarafına verilecekti. (Yine dikkatinizi çekerim: TC’den gelecek su borularla ilk etapta bu Güney bölgelerine akıtılacak deniyor ki yeni ayarlamada Rum’a verilmeleri söz konusu olmamalı…)
DURUM VAZİYETLER: Bu üç büyük ve önemli başlık müzakereciler tarafından tatlıya bağlanırsa hiç şüpheniz olmasın bu kez çözüm tamamdır…
**********
Yeni hükümet: (Neden UBP-CTP koalisyonu olmasın?)
Her hükümet büyük umutlarla göreve başlar. Başbakan’dan bakanlara, parti yönetimlerinden partililere varıncaya kadar “ulusal görev” için kabaran heyecanlarla birlikte soluklar tutulur ve start almak için “düdük sesi” beklenir. Tutun ki o düdük çaldı çalacak ve yeni bir Koalisyon Hükümeti oluşurken “beklentiler” bir kez daha yinelenecek!
UNUTMAYIN AMA! Resmi açıklamalara göre Nejat Konuk’la başlayan parlamenter sistemde 1975’ten 2013’e kadar bakın neler oldu:
*15 kez milletvekilliği seçimleri yapıldı!
*36 ayrı hükümet kuruldu!
*Görev süresini sadece üç hükümet tamamlayabildi!
*Bunlara karşılık Başbakan sayısı 9 kişide kaldı!
*Hükümet oluşumları ya “erken seçimlerle” veya hükümet bünyelerinde değiştirmelerle” gerçekleşti!
Tutun ki her iki buçuk yıla bir hükümet sığdırdık. Her halde böylesi bir süreci “parlamenter sistemin cici demokrasisi” olarak değerlendiremeyiz. Tam aksine “neden kurulan hükümetler bu kadar geçimsiz ve muzır kadrolardan oluşmaktadırlar ki üç yıl bile iktidar olmaya dayanamıyorlar” diye düşünmek gerek!
Türlü çeşitli nedenlerini sorgulamak da abes çünkü gelip giden Hükümetlerle o “nedenleri” yaşattıkları için zaten yaşıyoruz! Hem de 1975’lerden beridir teker teker adlarını koyarak: İşte memleketin canına okuyan o safhalar:
Ganimet devri! Rant ekonomisi! TC’den kaydırılan yanlış seçimli nüfusun iskân ve toplandırma devri! Alam da kaçam mı devri! Puanlar devri! Yağma Hasan’ın devri! Seçim kazanmak uğruna keşfedilen Popülizm devri! Dolayısıyla yalan dolan devri! Kıyaklar devri! Üçlü kararnameler devri! Parayı pompaladıkça “ekmek elden su gölden” devirleri ile para bittikçe grevler, eylemler, protestolar derken Hükümetleri yıkma devirleri!
YENİ HÜKÜMET: Bu kaderi değiştirebilir mi? Öyle geldi böyle gider kuralına barikat çekebilir mi? Bilmiyoruz! Ancak KKTC’nin bugün en çok ihtiyacı olan istikrardır bir, iç barıştır iki, başarılamayacak vaatlerde bulunmamaktır üç!
Bunları sağlayacak hükümet güçlü olmalıdır. Ki ben her devrede CTP-UBP Koalisyonu dedim. Nasılsa her iki parti İktidarın kaymağını da yaladılar, olanaklarından da nemalandılar! Artık birbirlerine ne Sol diyerek çatacak halleri var ne de Sağ diyerek küçümseyecek sicilleri! Maşallah Sol da Sağ da hem lafta kaldılar hem sınıfta!
İşte bir olanak daha: Güney’in Rum’u ile Birleşik Kıbrıs’ı oluşturmak için onca uğraş verilirken neden CTP ile UBP bir koalisyon Hükümeti kuramasınlar?
**********
Kısaca takılığım: (Soyer’in IMF benzetmesi!)
Eski ve muzip Başbakanlarımızdan Ferdi Soyer geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında Türkiye’yi IMF’mize benzetiyor ve kısaca şöyle diyordu.
“…Türkiye ile ilişkiler IMF’nin diğer ülkelerle olan ilişkilerine dönüştü. Her ay uygulamalarıyla ilgili rapor vermesi lazım. Her ay raporları değerlendirip ertesi ayın desteğini serbest bırakması lazım…”
Tuhaf memleket olduk dedik ya! TC’ye “artık biz senin yavrun değil olsak olsak kardeşin oluruz” diyen biz! “Ayaklarımızın üzerinde durmak istiyoruz elini yakamızdan çek” diyen biz! Dahası çok canımız sıkıldı mıydı “al askerini git” diyen yine biz!
Vaktaki konu TC’den akacak paralara ve denetimlerine gelir Ooo! “Sen ne biçim Anavatansın ki bize IMF gibi davranıyorsun olur! “Bize besleme gibi davranıyor da cabası!” Karar verin ya iki ayrı devlet gibi ilişkiler kuracağız ya da besleme olmaya devam edeceğiz. Fakat unutmayın. Önce devlet gibi devlet olmamız gerek!”
































