Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

UBP olmuş, DP olmuş fark etmez…

Doğru veya yanlış, ancak hafta sonu gazetelere düşen kaynağı belirsiz bir iddia hem etik değildi, hem de eğer doğruysa pek yakışık olmadı. Neydi iddia, “Talat-Denktaş prensipte anlaştılar…”
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat basında yer alan bu iddiaların tamamen uydurma olduğunu ve yazılanların hiçbirinin doğru olmadığını söylese de, ne yazık ki hala daha birileri belli ki algı yaratmak, hatta baskı unsuru yaratmak adına bu haberleri yaymayı, milletin kafasını karıştırmayı sürdürüyor.
Biz gazetecilere telefon açıp, kendisinin falanca partiye oldukça yakın olduğunu söyleyerek inanılmaz asparagas haberler verenler var… Hatta kabinede yer alacağı iddia edilen öyle isimler ortaya atılıyor ki, bunların yarısı doğru olsa, yeni kabinenin en az 20 bakandan oluşması gerekecek…
Şu anda en çok milletvekiline sahip ve hükümeti kurma görevini alacak olan CTP’nin kiminle ve hangi şartlarda hükümet kuracağına bizler değil, kendileri ve yetkili kurulları karar verecek. CTP’nin önünde iki alternatif var. Birisi halen ortağı olan DP ile yola devam etmek veya ana muhalefet UBP ile ortaklığa gitmek…
Ancak bu kez, geçmiş ortaklık görüşmelerinden farklı bir yol izlenecek… Yani koalisyon kurma şartı, sadece kimin kaç bakanlık alacağı çerçevesinde olmayacak. Yıllardır o bildik, “hükümet programı” arkadan gelirdi. Çoğu zaman da çala kalem yazılır, eskilerden kopyalanırdı. Zaten yıllardır kurulan koalisyonlarda hükümet programının neredeyse hiç uygulanmadığını biliyoruz…
İşte bu defa, alışılmışın tam tersi yapılıyor. Yani öncelik bakanların dağılımı değil, kurulacak ortak hükümetin icraatlarında… Hem de tarih verilip, takvimlenerek. Aslında CTP’nin olası ortağına sunacağı “taslak hükümet programı” bize gelen bilgilere göre, yaklaşık 20 küsur sayfadan oluşuyormuş. Ekonomiden, Kıbrıs konusuna kadar, 2 yıl içerisinde yapılacaklar, bir takvime bağlanıyor. Olası ortak bu 2 yıllık iktidar sürecinde, neyin ne zaman yapılacağını bilerek ve kabul ederek hükümet olacak. Aslında CTP’nin ve Talat’ın olmazsa olmazları olan bu “şartlar”, yıllardır hem toplum, hem de siyasiler olarak yapılmasında hiç itirazımız olmayan konular… Sürekli dile getirilen, ancak bir türlü hayata geçirmeyi beceremediğimiz uygulamalar…
Onlarca hükümet gelip geçti. Açın ve yazdıkları hükümet programlarını okuyun. Birkaç ideolojik cümle dışında neredeyse bire bir aynıdır. Sonra koltuklar paylaşılır, mevcut sistem kör topal idare edilir… İşte Talat ve CTP’nin yeni yönetimi, bu alışkanlıkları bir kenara iterek ve koalisyonların, “sadece bakanlık paylaşımı” olmadığını söyleyerek, farklı bir yöntem izlemek istediler. Ama başta da dedim, bazılarının derdi, kurulacak hükümetin nasıl icraat yapacağından çok, kimlerin bakan olacağı, hangi parti ile hükümet kurulacağını tartışmaktan öteye bir şey değil…
Halbuki inanın birkaç kişi dışında kimse bunun derdinde değil. Vatandaşın tek derdi, kurulacak hükümetlerin, kendisine ne vereceği, hangi soruna neşter vuracağıdır. Ki bana göre de doğru olan budur… Ama buna rağmen, her ne halse, işin magazin yanını tartışmak daha çok hoşumuza gidiyor…
Dün akşam toplanan CTP yetkili kurulları, partilerle başlatılacak görüşme sürecinin ana hatlarını tartışıp, yol haritasını belirlemeye çalıştı. Şimdi sırada, Meclis’te temsil edilen siyasi partilerle görüşme maratonu başlayacak. Alternatifler belli, kimsenin bu işi uzatma gibi bir derdi olmamalı. Çünkü aylardır vekaleten bir yönetim ve çözülmesi gereken acil sorunlar var. Ne vatandaşın, ne de partilerin daha çok bekleyecek ne zamanı, ne de lüksü vardır. Topluma varlığını hissettirecek, sorunlara acil, pratik çözümler bulacak bir hükümetin bir an önce kurulması, hepimizin beklentisidir. Ha UBP ile ha DP ile.
Ve son bir söz, bu belki de birçok siyasetçi için son şanstır. Ya kendilerine çeki düzen verip güven sağlarlar, ya da yapabilecek birileri mutlaka bulunur. Tıpkı doğanın boşluk tanımadığı gibi, siyasette boşluk tanımaz, boşluğu dolduracak birileri mutlaka vardır…       

YERİN KULAĞI VAR:
İSTENİRSE OLUYOR:

Meclis’in 3 aylık yaz tatili öncesi dün son çalışma günüydü. Gündeminde 3 Yasa Tasarısı, 7 Sayıştay Raporu, bir seçim, bir Araştırma Komitesi raporu vardı. Yani sizin anlayacağınız, aylardır bekleyen birçok iş, bir günde halledildi. Geçtiğimiz hafta da Meclis benzer bir performans sergilemişti. Dün Meclis kürsüsünde Hüseyin Angolemli, kumarhaneler ve bet ofislerin ülkeye verdiği zarardan bahsederken, “Biz küçük bir ülkeyiz, sorunlarımızın çözümü de kolay, yeter ki niyet olsun” diyordu. Gerçekten öyle…

BİTMEYEN KAVGA:
Batalı 5 yılı geçti ama, KTHY tartışmaları bitmek bilmiyor. Taraflar, sorumluluk almak yerine birbirlerini suçlamayı tercih ediyorlar. Şimdi de kayıp olduğu iddia edilen bir 13 milyon davası var ki, siyasiler sorumluluktan kurtulmak için, suçu birbirlerinin üzerine atıyorlar. Söz konusu paranın akıbeti için Ahmet Uzun Ersin Tatar’ı, Tatar ise Mungan’ı işaret ediyor. Oysa hepsi de o paranın sadece bilançoda gösterildiğini, 24 saat içinde geri çekildiğini biliyor. Ne yazık ki, oy birliği ile soruşturmayı engelledikleri için, herkes kafasına göre konuşuyor…

BEN DEĞİL BİZ:
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, Havadis Gazetesi’ndeki röportajında, geniş tabanlı bir hükümetin ülke sorunlarını çözebileceğini söyleyerek, “UBP elini taşın altına koyacak” mesajını verdi. İyi de yaptı. Eskiden olsa, “Nasıl olsa yıprandılar, bırak daha da yıpransınlar da iktidara biz gelelim” derlerdi. Demek ki artık onlar da bu işin şakaya gelir tarafı kalmadığını anladılar. Daha doğrusu, seçmenin iş yapmayanın hesabını sandıkta kestiğini gördüler. En sonunda, “Ben” merkezli politikaların artık prim yapmadığını anladılar…  

BÜTÜN KAVGA 3 KURUŞ İÇİN:
Hükümeti Arpa için verdiği 62 kuruşu kabul etmeyen çiftçiler, bugün eylem yapacak. Çiftçiler Birliği, hükümetin arpa için belirlediği fiyatın düşük olduğunu belirterek, arpa fiyatın 67,5 kuruş olmasını talep ediyorlar. Yani bütün kavga 3 kuruş için… Diğer taraftan asgari ücret belirlenmemiş, memura artış verilmemiş, çiftçiler altlarındaki kombaylara güvenerek istediklerini kopartmanın derdindeler…

KÖTÜNÜN İYİSİ:
Orta dereceli okullarımızda okuyan her 100 öğrenciden 30’u sınıfta kalmış. Buna rağmen Eğitim  Bakanlık Müsteşarı Rauf Ataöv, yaptığı açıklamada, orta dereceli okullarda başarı oranının bir önceki yıla oranla daha iyi olduğunu söylemiş ve başarısızlıkların nedenini, temel eğitimdeki eksiklikler olduğunu savunmuş. İyi de yıllardır giderek dibe vurduğumuzu bilmeyen kalmadı. Eğitimi yap-boz tahtasına benzetirseniz sonucun bu olacağı belliydi. Bahaneler arayıp, timsah gözyaşı dökeceğinize, eğitimdeki kaliteyi artırmaya baksanız çok daha iyi olacak…

BAS TUZU DA KOKMASIN:
Sağlık Bakanlığı, yaptığı denetimlerde, ekmeklerde tuz oranını yüksek bulmuş. 55 çeşit ekmekten, 15’inde tuz oranı, belirlenen kriterlerin üzerinde çıkmış. Neden diye araştırdık, meğer ne kadar fazla tuz katılırsa, küflenme süresi o kadar uzuyormuş. Ayrıca, ekmek istenen şekli daha kolay alıyormuş. Kimb ilir daha neler yiyip içiyoruz. Denetimin önemi bir kez daha ortaya çıktı…

 

ZİRVEDEKİLER
İbrahim Özejder: Yenidüzen’in Okur Temsilcisi Özejder, gazetesinin Aziz Yıldırım için attığı “Terbiyesiz” başlığını eleştirirken,  tam bir etik dersi verdi ve “Evet, tepki gösterilmeliydi ama ölçü kaçınca, yayınlar okurda, Kıbrıs Türk futboluna uygulanan ambargonun baş sorumlusunun Aziz Yıldırım olduğu algısına yol açtı. Aynen, Türkiye futbolundaki kokuşmuşluğun müsebbibi olarak Aziz Yıldırım’ın ilan edilmesi gibi… Bu, Aziz Yıldırım’ın Kıbrıs ziyaretindeki yanlış adımlarının ötesinde bir sonuçtur. Gazetecilerin okurda gerçeğe uygun olmayan bir algı yaratma hakkı olamaz” dedi…

DİPTEKİLER:
Dimitris Hristofyas: Sanki referandumda “hayır” diyen kendisi değilmiş gibi, sanki Talat’la birlikte masaya oturmamış, sonra da masayı berhava etmemiş gibi, şimdi kalkmış mevcut sürece verip veriştirmiş, Türkiye’nin “yayılmacı” olduğu şeklinde, çağ dışı söylemler yapmış. Aslında kendi ülkesine zarar veren, bir andan sosyalist olduğunu söyleyip, bir yandan da vahşi kapitalizmin kölesi olup, kendi halkını ekonomik yönden batıran birinin çelişkilerine kimsenin kulak astığı yok…