Baykan Gürses Özdağ’ın, UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile Havadis için yaptığı röportaj, ülkedeki siyasetin ne kadar kaypak bir zeminde olduğunun en somut örneği…
Ne yazık ki iç siyaset yıllardır bu zemin üzerinden şekillenmiş ve bugün yaşanan sıkıntıların temelini oluşturmuştur…
Kimse kızmasın ama siyasette kimin neyi savunduğuna, nerede olduğuna, ilkelerine, prensiplerine ve hepsinden önemlisi sözlerine güvenmeniz mümkün değil. Her an her şey değişebiliyor.
Ama bu değişim, bizlerin yıllardır siyasette özlediğimiz değişim değil tabii… O oradan buraya geçsin; öbürü şunu değil, bunu desteklesin; dün sövdüğünün bugün yanında yer alsın… Bu değil. Değişim derken, sadece kişilerin değil, kafaların da değişmesi gerektiğinin altını çiziyoruz… Konumuza dönüp, UBP Genel Başkanı Özgürgün’ün Havadis Gazetesi röportajında öne çıkan satır başlarına bakacak olursak, UBP içerisinde bir yönetim ve otorite boşluğunun açık seçik ortada olduğunu söyleyebiliriz… Haftalarca gündemi meşgul eden ve DPUG ile yerel seçimlerde yapılması planlanan ittifak konusunda Serdar Denktaş’ı suçlayan Özgürgün, “Sağda bir birlikteliği ve ileride atılacak adımları durdurdu. Tabanda istek olduğu sürece bunu durduramaz. Sağ tabanda bu istek de vardır. Bunu Serdar Bey üstte bitirmiş berhava etmiş olabilir ama sağda tabanda bu istek olduğu sürece günü gelecek bu olacaktır. Ancak bugün için berhava olmuştur” değerlendirmesinde bulunuyor… Daha düne kadar “Asla olmaz” dediği CTP ile olası bir hükümet formülü konusunda “açık kapı bırakması” ise, Özgürgün’ün hala daha siyaseten yalpaladığı şeklinde değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeyi sadece, CTP ile hükümet kurmayla ilgili söylediklerine dayanarak değil, geçmişte de buna benzer siyasi zig-zagları olduğu için söylüyorum.
Bugün UBP içerisinde ciddi bir otorite eksikliği yaşandığını söylersek yanılmış olmayız. Yerel seçimlerle ilgili olarak izlenen yol ve gerekçesi ne olursa olsun, ittifak hamlesinin sonuçsuz kalmasının temel nedeni DPUG olduğu kadar, UBP içerisindeki çok başlılığın da etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bazı kararlar ince elenip sık dokunacak yerde, ne yazık ki günü kurtarmak, hatta dönemi kurtarmak adına yapıldığından ya başarılı olmuyor, ya da kamuoyunda beklenen etkiyi göstermiyor… Bu şekilde yalpalayarak alınan kararlar da aynı zamanda Parti’nin tabanını yıpratıyor. 2013 Genel Seçimlerinde sadece kemik oyunu alabilen UBP, bu yolda devam ederse, o gücünü de kaptıracak…
Aynı röportajında Özgürgün, “En sert muhalefeti yapıyoruz, eleştirinin en sertini yapıyoruz” diyor ama, ana muhalefet adına yaptıkları o, “çok sert” muhalefet nedir diye sorsak, ne diyebilir ki..? Benim bildiğim kadarıyla bütün propagandasını, 366 istihdam üzerine oturtmuş. Bunun dışında hangi konuda muhalefet yaptılar, çıkıp söylesinler…
Kamuoyunda sıkça konuşulan ve Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun partinin içişlerine karıştığı yönündeki iddialarla ilgili olarak ise Özgürgün “Eroğlu’nun UBP’ye müdahalesi kesinlikle mümkün olamaz. Benim yapımı bilenler, böyle bir şeyin mümkün olamayacağını da bilir. Derviş Bey beni çok iyi tanır, bunu yaparsa ters tepeceğini bilir. Ama istişare edip fikrini alıyoruz” diyor. Aslında işlerin hiç de öyle olmadığı, parti içi dizaynı Sayın Eroğlu’nun yaptığını herkes gibi o da biliyor. Zaten Eroğlu’nun direkt olarak partiye müdahale etmesine gerek de yok. Partide kendi için çalışan onlarca kişi varken, niye böyle bir yola başvursun. Baksanıza Hüseyin Özgürgün, partisinin hiçbir organında karar üretmediği halde çıkıp, “Cumhurbaşkanı adayımız Derviş Eroğlu’dur” diye açıklama yapabiliyor. Gündemde olmayan bir konuda, böyle bir açıklama yapma gereğini neden duydu o zaman..? Bugün UBP gerek idari, gerekse mali konularda sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Ne yazık ki, bu sıkıntıları aşmak adına atılan adımlar da, bumerang gibi geri gelip kendilerini vuruyor. Bence bu dönemde atılabilecek en doğru adım, sil baştan UBP’yi yenilemek olmalıdır. Artık eski siyasi anlayışın prim yapmadığını görmelidirler…
YERİN KULAĞI VAR
TOP EROĞLU’NDA:
Anayasa değişikliği konusunda belli maddeler üzerinde anlaşma sağlayan partiler, değişiklik maddelerini en geç 25 Mayıs gibi Meclis’te oylayıp, imza için Cumhurbaşkanı Eroğlu’na göndermeyi planlıyorlar. Eroğlu’nun imzalaması halinde değişiklikler için, yerel seçimlerle birlikte referanduma gidilmesi hedefleniyor. Ancak Eroğlu’nun imzalamaması halinde ise, referandum bir başka bahara kalacak…
DAHA NELER ÖĞRENECEĞİZ:
Meclis’te konuşulanlar çarpıklıklarımızı bir bir ortaya seriyor. Mesela ülkede kaç aracın kayıttan düştüğü bilinmiyor… Ya yükümlülüklerini yerine getirmeyen şirketlerin kapatılıp, başka isim altında yeniden açıklaması? Demek ki e-devlet, kayıt, sistem falan hepsi boşmuş… Salih Coşar hocam her fırsatta envanter, envanter derdi. İşte en basit konuda bile envanter yokmuş. Ya da mesela ağır vasıtalara egzoz ölçümü yapılmadığını kaç kişi biliyor? Oysa havayı kirleten esas araçlar onlar…
KKTC ŞİRKET ÇÖPLÜĞÜ:
Maliye Bakanı Zeren Mungan,”KKTC şirket çöplüğü haline geldi çünkü insanlar şirket kuruyor, sıkıştığı anda şirket faaliyetlerini sonlandırıyor, A şirketi B oluyor, devlete karşı mükellefiyetini yerine getirmeden hayatını sürdürüyor. Buna fırsat vermemeliyiz” demiş. Doğru da söylemiş. O zaman hükümet olarak gerekli önlemi almak sizin göreviniz. Bazı uyanıkların -ki sayıları epeyce olduğu anlaşılıyor- devleti sövüşlemesine “dur” demekle mükellef olan sizsiniz…
BİR MUSİBET…:
Başımıza bir felaket gelmeden tedbir almak adetimiz değil. Sanayi bölgesinde çıkan yangından sonra Sanayi Odası, o bölgeye bir itfaiye ekibinin gerekli olduğundan bahsetti. Bu da tamam da, özellikle Lefkoşa sanayi bölgesinde her gün bir felaket yaşanması o kadar doğal ki. Bir kere her türlü atık ortalık yerde durmakta. Dağ gibi yığılmış yanıcı maddeler kağıtlar, kablolar, lastikler, bidonlarla kimyasallar… Pislik, düzensizlik… Acaba iş yerlerinin bu açıdan da denetimi yapılıyor mu? Aslında yapılmalı. Sadece güvenlik konusunda değil, çevre açısından da. Ama devlet yolunu yapmadığı, çöpünü doğru dürüst toplamadığı yere denetim için de girmiyor anlaşılan…
SAHİ NE OLDU O HAVA YOLU:
Hükümetin göreve gelişiyle birlikte Serdar Denktaş her fırsatta yeni bir havayolunun 2014’de hayata geçeceğinden bahsediyordu. Hatta Londra’da turizmcilere bunu söylediğinde, onlar da hayretlere düşmüşler, “Hiçbir altyapısı yok… Gerçeklerden uzak” değerlendirmesinde bulunmuşlardı. Nitekim öyle olduğu zaten biliniyordu da, senenin ortasına geldiğimiz bugünlerde çok daha iyi anlaşılıyor…
TURİSTLER FESTİVALDE:
Avrupa’da her ne sebeple olursa olsun, gittiğim tüm şehirlerin Pazar yerlerini ziyaret ederim. Benim için kültür turu budur. İnsanlar ne yerler, nasıl yaşarlar, neler üretirler yakından görürsünüz. Bir süreden beri Girne Çarşamba Pazarı’nın turistlerin tur programına alındığını görerek mutlu olmuştum. Şimdi bunlara festivallerin de eklendiğini öğreniyoruz. Eminim karşılıklı müthiş bir etkileşim yaratmıştır. Yaygınlaşması tek dileğimiz…
ZİRVEDEKİLER
KAMU-SEN: Sağlıkta ebe ve hemşirelerin kadro sorunlarını protesto etmek üzere Sağlık Bakanlığı önünde eylem yapan sendika üyelerinin taşıdığı pankartlar oldukça ilginçti. “Okuyun Dediniz Okuduk, Sınav Dediniz Geçtik. Kadro Yok Da Ne Demek… Partizanlığa Para Çok, Sınav Geçtik Kadro Yok…”.
DİPTEKİLER
Ahmet Kaşif: Yıllardır sorun olan, Girne-Lefkoşa anayoluna çıkış konusunda, tek bir şirket için tali yol izni verilmesi tepkilere neden oldu. Hele de yolun karşısında ikamet eden yüzlerce insan, hali hazırda mağdur durumdayken… Söz konusu şirkete çıkan yolun da bizzat Ahmet Kaşif’in inisiyatifiyle, apar topar Bakanlık tarafından yaptırılması, sonra da göstermelik olarak kapatılması, bir çok soruyu akıllara getiriyor. Trafik Kazaları’nı Önleme Derneği’ne göre yol, gereken izinler alınmadan yapılmış. Şehircilik Dairesi, Karayolları Dairesi, Trafik Birimi, Polis bu işe ne diyor..? Yoksa emir demiri mi kesiyor…
































