Eide’nin kopan müzakereleri yeniden başlatmak için gösterdiği çaba olağanüstüdür. Nitekim bu çabalarının sonucunda BM’ler Genel Sekreteri Guterres 5 Haziran’da her iki lideri de New York’ta görüşmeye çağırdı. Buna karşın müzakereler başlasa da yine kopacak çünkü:
ŞUBAT’tan beridir süregelen müzakerelerde aranan iki halkın ortak ve eşit çıkarlarda bir federasyon şemsiyesi altında buluşması değil, Rum’un mülkü ve nüfusu ile yeniden Kuzey’e fakat Türkiyesiz bir siyasi konumda dönmesinin pazarlığıdır!
Annan planı da ayni hedefleri gözetiyordu. Buna karşın Türk tarafı siyasi ve sosyoekonomik yönlerden bugünkünden çok daha büyük zafiyet içindeydi ve AB’e üye olma şansını yitirmemek için Rum tarafına Kuzey’de büyük ödünler vermek pahasına “evet” dediydi! Güney ise onca kazanımına karşın referanduma kadar giderken, bugün de yaşanan ve müzakereleri koparan “Türkiye’nin devam edecek olan garantisi” nedeniyle “hayır” dedi! Ki Rum tarafı hâlâ “Türk askerinin adada kalması ve garantörlüğü benim için tehdittir” diyor! Öte yandan başından beridir yanlış olan ve yanlış devam eden siyasi saplantılar vardır. Mesela:
(1) Yukarıda “Rum tarafının hedefi 1974’de kaybettiği Kuzey’e nüfusu ve mülkü ile dönmektir” dedikti. O zaman eğer bir kısım Türk ahali Güney’e dönmeyecekse bu “birleşik Kıbrıs” lafı nereden çıktı? Çünkü müzakerelerde bu dönüşün lafı bile edilmedi! Dolayısıyla “Birleşik Federal Kıbrıs” lafı muallakta kalan bir yakıştırma olmuyor mu? (2) Denecek ki evet ama çözüm olasılığında AB üyesi olacak Türk tarafı dolayısıyla dört özgürlükten yararlanarak Güney’e serbestçe geçerken (belki) mal mülk satın alma, (belki) ikamet etme, haklarını kullanacaktır. (Oysa henüz Güney-Kuzey sınırlarının nereden geçeceğini, bu geçişlerin nasıl olacağını da bilmiyoruz çünkü kimse açıklamıyor! Dolayısıyle “birleşik Kıbrıs”ın nasıl olacağını da bilemiyoruz!
(3) Müzakereler Türk tarafını dolayısıyla Türkiye’yi çok haksız ve insafsız suçlamalarla başladı! Neydi bunlar:
Rum’un Kuzey’de kurtarılması gereken işgal altındaki mülkü ve toprakları!
1974’de göçe zorlanan mağdur ve mazlum Rum halkının köylerine, evlerine mülklerine dönmeleri!
Rum çoğunluğun Türk azınlığı karşısındaki üstünlüğü bunun federal sistemin yönetim erkine yansıtılması!
Azınlık-çoğunluk gerçeğinde siyasi eşitliğin olamayacağı!
Bu azınlık ve çoğunluğun nüfus oranları ayarlamalarında 1 Türk’e 4 Rum sayısı ile devam etmesi!
ORTAKLIK bu mu? “Birleşik Kıbrıs” böyle mi oluşacak? Yoksa Rum tarafı postu Kuzey’e sermek için mi çözüme bir de “birleşik” kulpu takıldı!
********** HADİ BELEDİYELERİMİZİN GÖZÜ AYDIN!
Haberi daha önce çıkmış köşemizde yorumunu yapmıştık ama detaylarını bilmiyorduk. Ankara 28 belediyeye 2017 yılında 126 milyon TL yardımda bulunacak!
En büyük pay tabi ki 13 milyon küsurla Lefkoşa’nın. Mağusa’nın payına 11 buçuk milyon düştü. Sonra Lapta, Girne… Sıra sıra işte! Bu parasal yardımlar “alt yapılar” için sarf edilecek. Ve inşallah diyoruz çar çur edilmeden doğru işlerde harcanacak!
ÖNCELİKLER: Yazma ihtiyacı duyuyoruz çünkü artık kentlerimiz için trafik sorunu; kalp, kanser, uyuşturucu gibi “ölümlere” davetiye çıkaran “felâketlerden” birisi haline geldi. Bu trafik felâketinin bir nedeni de sayıları sürekli artan arabalara yolların, trafiği düzenleyecek tedbirlerin, araba park yerlerinin, kaldırımların yetersiz kalmasıdır! Mesela Lefkoşa’da trafik keşmekeşi yanı sıra çukurlardan yürümek mümkün değilken, Mağusa’da kaldırımsız, işaretsiz, sinyalizasyonsuz, çembersiz, ışıksız yollar sorunu vardır ki tümü de yeniden elden geçirilmeyi beklemektedir. Tutun ki TC’nin bu parasal yardımı “hızır” gibi yetişmiştir kıymeti biline!
ŞİKE: Fakat umut edelim ki bu parasal yardımlar önümüzdeki seçimlerde tırnak kadar iş yapmayan, buna karşılık belediyeleri partizanca tutumlarda yeni istihdamlarla şişirip iflasa sürükleyen başarısız “başkanlarını” değil; sadece TC’nin parasıyla memlekete kazandırılan alt yapıları kurtarsın! Ki önümüzdeki seçimde “giderlerken” arkalarından teneke çalınacak çok belediye başkanı vardır, korkumuz olmaya ki bu yardımlar “yaptık ettik” tafralarının seçim propagandalarında “şike” yerine geçsin!
Mağusa belediye başkanına da “işte tam fırsat” diyoruz. Mağusa’yı belki tümden dizayn etmek mümkün olmayacak. Fakat serbest limandan Daü’ye uzanan ve artık trafiğin en yoğun olduğu “merkez” haline gelmiş kentin bu semtini Mağusa’ya kazandırır umudundayız.
*** KISACA TAKILDIĞIM: (GÜZELİM “ERKEN SEÇİMİMİZİ” DE ÇARŞAFA DOLADILAR!)
Yine “erken seçim” lafları sardı afakı! Yeter ki biri gitsin öteki gelsin! Aslında farkları yok birbirlerinden! Bir buçuk yıldır en kabadayısının miadı! Sonra yallah! Meğer 40 yılda 38 hükümet gelmiş gitmiş, sonuncusu da gitti gidecek!
Ne var ki bu kez erken seçim olsa da olmayacak! Usulen belki ama fiilen lâ! Nitekim ne diyor DP milletvekili Arabacıoğlu: “Şu anda bu yeni ‘çarşaf sistemi’ ile seçime gidilse çarşafa dolanacak çünkü sadece sonucunu almaya 48 saat yani iki gün bile yetmeyecek!
Öte yandan diyor ki Arabacıoğlu meclisteki konuşmasında, “seçim pusulalarını basacak bir matbaa da yok! Çarşaf liste olacağı için ada bazında 80 santimetreden uzun ya da büyük, 60 santim eninde çarşaf listeler hazırlanması gerekiyor. Devlet matbaası basamıyor! Bir diğer sorun da şu: Bu listelere uygun kabinler olması, sandık sayılarının artırılmaları, her sandığa düşen seçmen sayısının azaltılması gerekiyor! Hepsi oluşturulsa bile sonucu almak 48 saatte ancak mümkün olabiliyor! Kaldı ki bu teknik açmazlar yanı sıra erken seçime anca 2017’nin Kasım ayında gidebilir diyor Arabacıoğlu!
Yani bir erken seçimimiz vardı doğru düzgün çalışan, uğraşa didine onu da çarşafa doladılar, çık işin içinden çıkabilirsen!
































