Hemen her yazımda ve konuşmamda ısrarla şunu savunurum: “Çözüm kesinlikle iki bölgeliliğe oturtulmaz, belirli sınırlar çizilmezse bu adada çözüm olsa da barış olmaz!”
Annan Planı’na “hayır” derken nedenim buydu. Çünkü plan büyük oranda iki bölgeliliği deliyor, Güney’deki seksen bin Rum’u Kuzey’e taşımayı ön görüyordu…
Oysa bu adada ne kadar kanlı olaylar savaşlar olmuşsa, hepsi de iki halkın iç içe olmasından, ayni kent ve köylerde karma olarak yaşamasından, Türk’e tahammül edemeyen Rum şovenizminden dolayı oldu…
YA TÜRK: O kadar güçsüz ve nüfus yönünden azdık ki ancak kendimizi müdafaa edecek kadar takatimiz vardı… Onu da başaramadığımız yerde göç yollarında savrulduyduk…
Ha, “Türkiye geldi de işte 1974’ler yaşandı…” Türkiye gelmedi, Rumlar tarafından zorla getirtildi çünkü başka çare bırakmadılardı!
Her neyse bu küçük hatırlatmayı yaptıktan sonra sadede geleyim: Kaç aydır müzakerelere başlamak için Anastasiadis’in paşa keyfinin gelmesini bekliyoruz! En azından, “ortak açıklamanın” içeriğini oluşturmak için masaya oturabilirdi, “hayır” demeye devam ediyor!
Üstelik dayattığı ve Türk tarafının tartışmasız kabul etmesini istediği, bu nedenle adına “ortak” dediği “metin” öyle yenir yutulur da değildir… Resmen adanın Rum aidiyetine gireceği “Tek egemenlik” çağrısı yapıyor! Fakat Türk tarafının bu egemenlik içinde hangi haklara sahip olacağını, federe kanat olarak siyasi ve hukuki yönlerden hangi yetkiler ve sorumluluklar taşıyacağını söylemiyor. Dolayısıyla bunlar Türk tarafı “tek egemenliği” kabul ettikten sonra başlayacak olan müzakerelerde tartışılaşacak “teferruat” haline getiriliyor!
ŞİMDİ SORALIM. “Tek egemenliği” kabul ettikten sonra altını nasıl doldurursunuz? “Tek egemen devlet statüsüne uygun” değil mi? Şimdi hem nüfus oranları hem de siyasi yönden o statüyü oluşturacak Türk ve Rum halklarının durumuna bakın ve başlayın düşünmeye:
Tek egemenliğin altına bu nüfusla hangi oranda gireceğiz?
Tanınmamış ve hala alnında lök gibi yapışık “korsan devlet” yazan Kuzey’deki Türk halkının o egemenlikteki statüsü nasıl olacak?
Tek egemenlik olacaksa Türkiye’nin adadaki yeri ne olacak?
Siyasi ve hukuki paylaşımlar eşitlikçi mi yoksa nüfus oranına göre mi olacak? Falan…
UZUN LAFIN KISASI: Ortak açıklama ile masa başına oturmak peşin peşin Güney’deki Rum’a lades olmaktır! Geriye tek çare kalıyor:
Türk tarafının “artık biz bu maskaralığı daha fazla sürdürmek istemiyoruz” deyip Anastasiadis’e rest çekmesi… Yalnız bir “mim” koyalım: “Yapamıyoruz ve ileride de yapamayacağız değil mi?” Çünkü çözümsüzlüğü sürdürüp götürecek kadar rahat değiliz. Hatta çok rahatsızız! Dolayısıyla bu kaderi yenip istikrarlı bir Kuzey yaratmadan, Rum bize bin defa rest çeker ama biz bir defa bile çekemeyiz!
**********
HÜKÜMETİN İRADESİ NE KADARDIR?
Döviz fena vuruyor… Sonuçta her gün pek çok ürüne zam geliyor… Enerji gitgide pahanın pahasını aşıyor… Devlet dolaylı vergilerle paçayı kurtarmaya çalışıyor… Elektrik sorunu baş ağrıtıyor… Trafik canlar almaya devam ediyor… Çevre pisliği yüzümüzün karası olarak yansıyor… Belediyeler batıyor… Döviz borcu olanlar sıkboğaz oluyor… Kuraklık köylünün çiftçinin korkulu rüyası haline geliyor… İnsanlar zehirli kalıntılar nedeniyle sebze meyve yemekten çekiniyor… Gıda denetimleri yetersizliği nedeniyle yenilip içilenlere şüphe ile bakılıyor… Falan…
HÜKÜMET NE YAPIYOR: Söz verdi önümüzdeki günlerde harekete geçecek! Peş peşine kararlar alacak, memleketin önünü açacak!
Tabii memlekette günlük hayatı esir almış bunca sorunu hükümetin şıp diye aşmasını beklemiyoruz… Çünkü hepsi de kendi iradesinin dışında oluyor!
O zaman da şöyle düşünmek gerekiyor: Demek ki memlekette iki irade vardır. Birisi “siyasi iktidara ait irade!” Diğeri “Hükümete rağmen oluşan irade!” Şimdi bakalım hükümet ne kadar irade sahibidir ve mesela diyelim:
Hükümetin elektrik konusundaki iradesi Elektrik Kurumu’nun zırt pırt elektrikleri kesmesini engellemeye yeterli değildir! O irade Kıb-Tek’e aittir!
Dövizin ha bire yükselmesi hükümetin iradesi dışındadır. Çünkü zaten yönettiği devletin parası kendi parası değildir! İstese de müdahale olanağı yoktur!
Trafik kazalarında canların yitip gitmesi de hükümetin iradesi dışındadır. Çünkü yolları radarlarla doldurmasına karşılık insanların sürat ve dikkatsizlik iradelerini durdurup önleyememektedir!
Çevre pisliğinin önüne geçmek için çaba sarf etse de bu iradeye sahip değildir. Çünkü o irade çevreyi pisleştiren pis insanlara aittir!
Belediyeler parasal gelirler fukarası olduklarından birer birer batmaktadırlar. Fakat hükümetin bu batışları önleyecek iradesi yoktur çünkü belediyeleri bataktan kurtaracak parası yoktur!
Hükümet kuraklığı durduracak iradeye de sahip değildir. Zaten böyle bir teşebbüs Allah’a şerh koşmak olacaktır. Oysa hükümet Allah’tan korkmaktadır!
İnsanlar zehirli kalıntılar nedeniyle sebze meyve yiyemez duruma gelmişlerdir. Ne var ki Hükümet bu konuda iradesini kullansa da yeterli olamamaktadır çünkü “zehirleme iradesine sahip insanların” becerileri karşısında beceriksiz kalmaktadır!
Fakattt! hükümet şu veya bu şekilde zam üzerine zam bastırarak dolaylı vergileri artırma konusunda tek irade sahibi ve tek yetkilidir ki kendinden öte tüm “irade sahiplerinin” anasını işte bu şekilde ağlatmaktadır…
İnsanları ağlatacak kadar iradeli hükümete bir bravo…
**********
ELEKTRİK SORUNUNA ARTIK BİR ÇÖZÜM BULMAK GEREKİR
Ben “özel sektörün” şu veya bu yanını değil, “aklını” beğenirim. Neden mi? Böylesi bir memlekette özel sektör olarak ayakta kalabildikleri için. Bu mucizeyi yaratan “kafalardaki beyinler” kesinlikle zekidirler
Dolayısı ile ne zaman Sivil Toplum Örgütleri saflarından sesleri ile önerilerini işitsem kulak kabartırım. Çünkü hantal merkeziyetçi devlete ve yarattığı popülist tutumlara karşılık onların “patronaj sistemleri” çok daha tutarlıdır… (Tabii her zaman eleştirilecek yanlarını unutmadan!)
Nitekim elektrik sorunu konusundaki son öneri Kıbrıs Türk Ticaret Odası’ndan geldi. Sadece “işte önerilerimiz” demesi bile “demek ki memleket elektriğinin patronu olsaydı sorunu çözmek için bunları yapar, elini bunlar için taşın altına koyardı” imajını yaratmakta… Bu da inandırıcılıkları için yeterli kanıt olmaktadır.
PEKALA TİCARET ODASI NELER ÖNERİYOR: Kaba başlıkları şunlar:
Elektrik üretim maliyetlerini düşürülmesi…
Elektrik arzının çeşitlendirilmesi…
Kıb-Tek’in mevcut alacaklarının sistematiğe ve zamana bağlanması…
Bağımsız Enerji Üst Kurulu’nun oluşturulması…
Elektrik Kurumu özelleştirilmeyecekse “dağıtım ve tahsilat” özelleştirilmeli…
Elektrik sistemi Türkiye ve Güney ile bağlantılı olmalı…
Elektrik Kurumu’nda personel giderleri yüzde 7’i geçmemeli…
…Gerçekte bunlar çok öncelerden gelen öneriler. Mesela geçmişte Maliye Bakanı Tatar ile konuşurken bana, “İngiltere’de olduğu gibi elektrik dağıtım ve tahsilatının özelleştirilmesinin mümkün olacağını” söylüyordu…
BUNA KARŞILIK: Bir süre önce Güney’de elektriği özelleştirme konusu gündeme geldiğinde AB karşı çıktıydı. Nedeni de “rekabetsiz” olacağı ile mevcut nüfusun yüksek maliyetleri karşılayamayacak azlıkta olmasıymış… Bizdeki sorun da dönüp dolanıp hep aynı kapıya çıkıyor. Bu nüfusla ne Sosyal Sigortaları ne de Elektrik ve Belediyeler gibi kurumları idame ettirmek mümkün olmuyor… Ben sık sık ne diyorum. Öyle bir nüfusumuz vardır ki hangi yatırımı yapsanız rizikolu olmaktadır. Tutun ki Mağusa’nın yamacındaki Sandallar köyüne süpermarket yapmaya benzer bir olay!
Buna karşın kısa vadelere de sıkıştırılmış olsa artık elektrik sorununu halkın kamburundan çekip almak gerekir çünkü çok fena çarpıyor!
































