Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tutun ki çözüm oldu!

KÖŞEMDEN: TUTUN Kİ ÇÖZÜM OLDU. (BEDELİNİ NASIL ÖDEYECEPĞİZ?)

Yeniden başlayacak müzakerelerin, daha önceki müzakerelerden ne farkı olacak? Taraflar çitalarını aşağı mı çekecekler? Mesela Rum Tarafı garantilerin bir süre daha devam etmesini mi kabul edecek? Türk tarafı Omofo’nun iade edilmesini kabul ederken belirli bir süre mi isteyecek?

Eide diyor ki toprak konusunda ilerlemeler oldu. Hangi taraf açısından? Söz konusu Kuzey’se verecek taraf da Kuzey! İlerleme oluyorsa demek ki Türk tarafı öncesine oranla daha çok ödünde bulundu!

Anastasiadis diyor ki “endişe ve beklentilerinizi karşılamayacak hiçbir çözümü önünüze koymayacağım.” Eee! Güney’in endişelerini biliyoruz. Biliyoruz ki TC’nin garantörlüğünün devam etmemesidir! Beklentilerini de biliyoruz, Omorfo’dan Karpaz’a kadar iade edilmesini istemediği yer kalmamıştır!

BUNLARA KARŞIN: Müzakerelere koptuğu yerden yeniden başlanıyor ve kafama takılıyor! Eğer tüm pazarlıklar Kuzey üzerinde yapılıyorsa… Dolayısıyle ödün verecek taraf Türk tarafıysa… Çözümün olabilmesi için bu ödünlerin Rum tarafını tatmin etmesi gerekiyorsa… 18 aydır devam eden müzakereler sonunda çözüm olursa Kuzey ne kazanacaktır?

Bilir misiniz: Anastasadis’in de vurguladığınca 42 yıldır devam eden bu sorunun sonunda çözüm elde ederken vereceğimiz diyeti çok ağır olacaktır! Çünkü:

Bu çözüm olacaksa Türkiyesiz olacaktır!

Bu çözüm olacaksa Karpaz’sız Güzelyurt’suz, Lefkoşa Mağusa anayolunun Kuzeyindeki yerleşim yerlerinin iadesi ile olacaktır!

Bu çözüm olursa Rum halkının çoğunluk, Türk halkının azınlık olduğunun tescili ile olacaktır!

Bu çözüm olursa Rum egemenliğinin ağırlığı altında bir Türk halkı gerçeğiyle olacaktır!

FAKAT: Bu çözüm olursa Kıbrıs Türk halkı ayni zamanda AB’li de olacak! Her ne kadar bir federal sistemde ne kadar tanınmış olacağı ile dünya hukuku içinde yer alacağının anayasal hükümlerinı henüz bilmiyoruz ama diyorlar ki “dünya hukukunun” içinde yer alacağız! Alacağız da bu “egemenliği” “kurucu devlet  olarak kullanma hakkımızla haddimiz ne kadar olacak, işte onu da bilemiyoruz!

KISACA: Kıbrıs Türk halkını bir siyasi çözüm mü yoksa Rum-Yunan ve tabi AB tezgâhlı bir siyasi macera mı bekliyor bilemiyoruz! Buna karşın böylesi bir bilinmezlikte bile aldık başımızı giderken, “çözüm diyoruz!” Ki olursa ve Türkiyesiz’se bu son müzakerelerle birlikte her bir şey hitama erer! Çünkü adada Rum’la yalnız kalırız! Doğrusu düşünülmesi bile insanı ürpertmeye yetiyor! **********GEÇEN HAFTA BERBATTI!

Geçen hafta “karanlık günleri” yaşadımdı! Neydi o karanlık günler? 1963 Kanlı Noeli ve sonrası günler! Hani insanlar aileler 103 karma Türk köyünden Rum zülmü ve saldırıları sonucu göç yollarına düştülerdi! Kendimizi boşlukta ve çok kötümser hissediyorduk. Mağusa Surlariiçi’nin daracık yollarında volta atarken çok çaresizdik. Geleceğe yönelik en küçük bir ışık zerresi bile yoktu görünürde…

Geçen hafta kendimi benzer bir karamsarlık içinde buldum. Çözümsüzlüğe karşın tanınmamışlığın tüm kahrını çekerken 43 yıllık bu fedakârlıkla  devlet oluşa layık olmadığımız bir toplum durumuna düştüğümüzü düşündüm! Eğer bir gün çözüm olursa federal organlarına seçip göndereceğimiz, “bu yöneticiler” mi olacak diye hayıflandım! Dahası bu sendikalar, bu gençler, bu siyasi partilerle mi Kurucu devlet olacağız dedim?

Ve Dünya hukuku içinde yer almak uğruna sürdürüp götürdüğümüz müzakerelere nazire kendi hukukumuzu tepelerken ne kadar devlet olabildiğimize bir daha baktım!

PROVOKASYON! Bir trafik kazası oldu. Olmadığı ölümle sonuçlanmadığı gün mü var? Ve bu ülkede trafik alt yapısından trafik denetim ve eğitimine kadar bir sürü sorununun çözümlenmesinin gerektiğini bilmeyen mi var?

O halde “yeni” olan neydi? İnsanları, gençleri, sendikaları, siyasi partileri yollara döken hangi etkendi? Dahası “trafik kazasını telin ederken, saatlerin geri alınmasını isterken, neydi o genç kalabalıkların hedefi? Türkiye! Hem de “saatinden, adadaki varlığına kadar!” İşte geldiğimiz yer! Kaç defa isterseniz düşünün.


KISACA TAKILDIĞIM: (YAVRUDAN ANAVATANA SİTEMİMDİR!)

Sen anamız biz de “yavrunsak” hadi yazalım: 43 yaşına bastık ama hâlâ memelerini emmeden doyamıyoruz!

43 yaşına bastık ama hâlâ cebimize harçlığımızı koymaz, idamemizi sağlayacak parayı vermezsen ayaklarımızın üzerinde duramayız!

43 yaşına bastık ama halâ hukukuna uymaktan dünya hukuku içinde yer alacak ne siyasi ne ekonomik fırsatı bulamadık!

43 yaşına bastık ama hâlâ siyasi çözümsüzlükle ambargolar altında vizilemekte, üstelik bu nedenle olmalı nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun diyebilecek açmazlara düşmekteyiz!

43 yaşına bastık ama hâlâ devletiz dediğimiz KKTC’de Sn. Büyükelçiliğinizin direktif ve denetimleri içinde yaşamakta, devlet olarak borçlana borçlana öteki dünyada bile ödeyemeyeceğimiz borç batağına saplanmaktayız!

43 yaşına bastık ama 300 bin kişilik bu toplum hâlâ yollarını, kaldırımlarını yapamayacak, küçücük ülkede trafik sorununun bile üstesinden gelemeyecek, burnuna kadar pisliğe batmışlığında bu talihsiz kaderi yenemeyecek acizlikte!

43 yaşına bastık ama hâlâ müzakere masasında bile nasıl çözüm istediğimizi bilememekte, Rum’un sümüğünü çekerken, ha gittik ha gidiyoruz korkularında titremekteyiz!

43 yaşına bastık ama hâlâ Türkiye’den ithalatı dövizle yapmakta, Mersin gümrüğünü aşamamakta, rakımızı bile TC’de satamamakta, buna karşılık toplu iğnemizi bile Türkiye’den almaktayız!

Dert çok, derman bulan yok! Afrika’nın Somali’si kadar bile olamadık indinde!

Evet doğrudur. Kıyamet gününe kadar sana borcumuzu ödeyemeyiz! Bize sağladığın güvenliğe duyduğumuz minnet sonsuzdur. Fakat aradan 43 yıl geçti ve hâlâ türlü sıkıntı, meşakkat, stres, Rum komplolarıyla sarmalanmış hayatlarımız süreçlerinde canlarımız çıkıyor. Sonuncusu TL olan parandan dolayı yediğimiz döviz vurgunudur!

Eee, ne yapsındı o insanlar  eylem yaparken yapmaları gerekenden başka ey anavatan? “Şükür sana büyük Türkiyem” mi desinlerdi? Eee “dedirt” ama artık! Dedirt ki kapında kulun kölen olalım!