Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TÜRKLÜK RUMLUK DEĞİL, SORUN TOPRAKTIR! (TOPRAK İSE VATANDIR!)

Eğer düşünce fukarası değilseniz bilirsiniz ki ne tek doğru vardır ne de sadece ak ve kara. Zaten bunu görüp anladıktan sonradır ki yaşamın sırrına erersiniz. Bu özellik yalnız insanda vardır ama…
Bu nedenle insan “varlık” nedenlerini kutsayandır. En büyük kutsalı da ayaklarının bastığı, terini akıttığı, ekip biçtiği, üretip tükettiği, sevip okşadığı “topraklarıdır.” Eskiden “vatan” derlerdi, şimdi “yurt.”
Bizim kuşak çok iyi hatırlar. İlkokuldaki “okuma” kitaplarımızda ibretlik hikâyeler, kıssadan hisseler vardı. Ezop’tan masallar, Ömer Seyfettin’in hikâyelerinden pasajlar yer alırdı. Bunlardan bir tanesi de “ben vatansızım” diyen yahut “karnım nerede doyarsa vatanım orasıdır” iddiasında adeta isyanı oynayan bir Amerikalının, nasıl ölene dek bir gemi kamarasında yaşamaya mahkûm edilmesiydi… Okuma kitabımızdaki bu hikâye şöyle biterdi: “Ölümünden sonra bir ömür geçirdiği kamarasına girdiklerinde duvarlarda Amerikan bayrakları ile Washington’un, Jefferson’ın ve Amerika’ya ait pek çok simgesel nesnelerin olduğunu gördülerdi!” Çünkü “vatana inanmayan o adam da vatan hasreti çekiyordu… O hasreti de vatanına ait bayraklar, simgelerle gideriyordu…
BUNU ANLAMAYAN, HİSSETMEYEN DÜŞÜNCE FUKARALARI: Zannederler ki bu adada Türk ve Rum kavgaları “ırkçılık” üzerine oturmuştur. “Türk ve Rum” oluştan kaynaklıdır!
Ve zannederler ki eğer insanlar “şovenizm” dedikleri “ırkçılığı” bir kenara koyar ve de global düşüncede “ortaklaşa insanca yaşamı” yeğlerlerse barış da olacaktır çözüm de!
Ne kolay değil mi? Bütün yapılması gereken Türklüğü Rumluğu bir yana koyup “Kıbrıslılığı” ilke yapmaktır… O zaman bu adada tesis edilecek ortak yaşamlarda, saadet ve refah dolu düzenler kurulacaktır!
Keşke sorun bu olsaydı! O zaman evet kolay olurdu! Oysa sorun “topraklara sahiplik” sorunudur! Toprakları gasp etmek sorunudur! Kısaca toprak (vatan) sorunudur. Çözümü de yine tüm topraklara egemen olmaktır!
Nitekim eğer Rum üç asırdır tüm adanın egemeni olmak istiyorsa, evet tüm adanın mülkiyetini kendi aidiyetine kazımak içindir.
Az biraz tarih bilenler savaşların “ırkçılık” nedeniyle değil, toprak, daha çok toprak kazanmak için yapıldığını da bilirler…
BU NEDENLE: Kuzey’de bile “var oluşun” mücadelesi “aş, iş, yaşam hakkının sağlanması” değil midir? Siyasi partiler bile, insanların oylarını bu “aş, iş, yaşam hakkı arayışlarına” cevap vererek almıyorlar mı? Hangi siyasi parti insanlara daha çok aş iş vaat edebiliyorsa en çok oyu alıp iktidar olmuyor mu? Bu memlekette popülizm bu nedenle yönetselliğin sistemi haline getirilmedi mi? Siyasi parti iktidarları istihdam ve yaşam hakları sağladıkları sürece başarılı addedilmediler mi?           Dolayısıyla bir çözüm sonucunda “ne kadar aşa ne kadar işe ne kadar toprağa” sahip olunacağını düşünüp çözümde mandepsiye basılmaması gerektiğini söyleyip düşünenlere “şoven” demekten vazgeçin, akılsızlığın dik alâsı olmaktadır! Tam aksine vatana, devlete sahip çıkın ki “esir halk” durumuna düşmeye!    

**********    
SERDAR DENKTAŞ’LI DP-UG YEREL SEÇİM
SAHNESİNİ VİRAN EYLEDİLER!

Belli ki Serdar Denktaş “politika oyunlarını” seviyor. Ne var ki “zaman” mefhumu yok, sonunda kaybediyor! Oysa rahmetli Babasının en büyük özelliklerinden bir tanesi o müthiş “zamanlamasıydı.” Ne zaman hangi adımı atıp nerede geri çekileceğini biliyordu!
Oğul ise dere tepe düz gidiyor. Dolayısıyla ne oluyor, sağ cenahı param parça ederken yerel seçimlerde CTP’ye büyük avantaj hediye ediyor!
YİNE DE SORALIM AMA? Bundan sonra ne olacaktır?
Önce şunu vurgulayalım. İrsen Küçük sonrasında dağınıklığa giren UBP, Hüseyin Özgürgün’ün elinde yavaş yavaş istikrar kazanıyor. Anti parantez yazayım. Zaten öteki siyasi partilerde de görüldüğünce hatırı sayılır bir “gençleştirme” operasyonu başladı. Bu da “heyecan ve çalışma” demektir. Zaten bu gençlerin yapısallıklarına baktınız mı hemen tümünün de “AB’lerden çıkışlı, dil bilen, görgü ve bilgileri üst düzeylerde politikacı olduklarını” görürsünüz. Bu insanların siyasi partilerimizin üst kademelerinde görev almaları kesinlikle “geleceğimizin” güvencesidir…
Özgürgün bu politikacılardan birisidir. Partiye hakim oluyor. Tabii “ben UBP’liyim” diyen Sn. Eroğlu ile ilişkilerini dürtmek istemiyorum, sadece olağandır diyorum…
DP FIRSAT KAÇIRDI: Serdar Denktaş’ın Başından beri Başbakan ile anlaşamadığı bir gerçek! Eğer Yorgancıoğlu’nu çıldırtma pahasına UBP ile oluşturduğu güç birliğini devam ettirmiş olsaydı 26’ı bulan milletvekilleri ile yeni hükümet alternatifi olacaklardı. Bu silahı da tepe tepe, Hükümetin başı olan CTP’ye karşı kullanacaklardı…
S. Denktaş dayanamadı! Özgürgün’ün de deyişi ile “Alan’lıyı Yeniiskele’de aday göstermekle bardağı taşırdı.” Sonuçta ayrıldılar, bundan sonra herkes kendi yolunu yürüyecek.
PEKALA UG’NİN POZİSYONU NE? Hiç sesleri işitilmiyor! Oysa Küçük’lü Kurultay’da memleketi kaldırıp oturttulardı! Şimdi bakıyoruz sanki Serdar Denktaş’a “halel gelmesin” havalarında! Yani her hal’u kârda DP-UG birlikteliğine devam diyorlar…
Diyorlar da şimdi tüm hesaplar bozuldu! Artık Sağ üç parçadır: UBP, DP, UG. Yerel seçimlere bu parçalanmışlıkları ile girecekler ki işte şimdi büyük yörelerin belediye başkanlıkları CTP’nin yüzüne gülmekte…
Ve tabi ki Ağustos’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri de Eroğlu açısından dezavantaja dönüştü. Eğer büyük Belediyeleri CTP kazanırsa Eroğlu’nun oy potansiyelinde erimeler olacaktır. En azından Lefkoşa, Mağusa, Girne gibi yörelerde beklediği oyları alması mümkün olmayacaktır. Ve tabi ki Talat bu durumda bir adım öne geçecektir…      
Kısaca Serdar Denktaş eğri gemi doğru sefer derken yerel seçimleri karaya oturttu!

**********
KISACA TAKILDIKLARIMIZ: (OKULLARDA DAYAK VE PİSLİĞİN İÇİNE BATIŞIMIZIN İBRETLİK ÖRNEKLERİ!)
Kaç kezdir şu “okullardaki dayak olayını hani da yazacaktın” diyorlar. Bazı öğretmenlerin adını da verdiler…
Önce vurgulayalım: “Okullarda öğretmenlerin öğrencilerini dövmesi olayına artık hiçbir öğrenci ile velisi müsamaha bile bakmıyor!” Aksine polise de gidiyor, gazetelere de yansıtıyor. Kaldı ki eğer yönetmelik değişmediyse galiba okullarda dayak “yasaklanmıştır.”         
Buna karşılık bazı öğretmenler, “ben öğretmensem döverim arkadaş” ifadelerini kullanarak öğrencileri dövmeye devam ediyorlar! Hem de fena halde! Oysa okullarda cezalandırmaların bir kuralı, yönetmeliği olacaktır. Cezalandırma söz konusu olacaksa buna göre olmalıdır… Eğitim Bakanlığının dikkatini çekeriz…
VE ŞU PİSLİK OLAYI: Gazimağusa Belediyesi büyük bir temizlik kampanyası başlattı. Doğruya doğru her taraf tertemiz… O boş arsalar, alanlar, parklar, budanan ağaçlar, temizliğin ve tertibin bir kenti nasıl değiştirdiğinin, nasıl gönülleri okşadığının ispatını çakıyorlar… Pislikler gitmiş “etraf buz gibi” derler ya, işte öylesine tertemiz…
Fakat o da ne? Yahu “pislik” bu memleket insanının ruhuna işlemiş! Yahut ırsi hale gelmiş! O tertemiz arsalara, boş alanlara sen kalk evinden çıkan ne kadar pislik zibillik varsa yığ! Bir tek eksiği tabi ki kendisi!
Oysa haftada en az beş gün kapıların önünden geçen belediyenin çöp arabaları çöpleri almakta üstelik “almaktayız” diye de sık sık duyurular yapmaktadır. Kaldı ki zaten belediye bu çöpleri alırken “temizlik” adıyla vergisini de almaktadır… Buna karşın o ne kafa ve anlayıştır ki çatır çatır parasını ödediği o “temizi” göremez, “anında gider içine eder!”
Tabii bu kadar da değil. Geçen gün bir arkadaşın başına geldi anlatıyordu. “Önümdeki arabada giden bir genç camdan kağıt attı, kornayı çaldım yavaşladı “ne var dedi?” Attığı kâğıdı işaret ettim ne yaptı bilir misiniz? Arabayı sürerken yola bir kâğıt parçası parçası daha attı!”
İşte insanlarımız! Eh haklılar! Sen eğer yaşadığın topraklara “vatan” dedirtmeyi zül saydırırsan, insanlar da öyle ederler içine!