Türkiye 40 yıldan fazla bir süredir Kürt sorunu ile uğraşmaktadır. Bu sorunun Türkiye’ye ekonomik maliyeti 3 TRİLYON dolardan daha fazladır.
Üstelik askeri çözümde ısrar etmenin diğer bir yönü, Türk ve Kürt halkları arasındaki kardeşlik ilişkilerini zehirlemesidir.
Kürt Sorunu nedeniyle insan kayıpları da dikkate alınmalıdır. Bu rakamın 50 BİN ÜZERİNDE olduğu birçok çevrelerce dile getirilmektedir.
Ülkelerin ekonomik büyümesinin gerçekçi temeller üzerinde yükselebilmesi için DEMOKRATİK bir ortamda MALLARIN SERBESTÇE DOLAŞIMI gerekmektedir.
Özellikle Güney Doğu’ya yatırım yapıp, Orta Doğu’ya açılımı sağlamak, o bölgelerde ÇATIŞMALARIN DURMASINA bağlıdır.
Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılımının istenilen düzeyde olamaması, LOJİSTİK PROBLEMLERİN SICAK ÇATIŞMALARDAN dolayı ortadan kaldırılamamasıdır.
Irkçı görüşleriyle bilinen Devlet Bahçeli’nin KÜRT SORUNUNDA yeni politikalara geçme stratejisinin nedenlerinden en önemlisinin, Türkiye’deki ekonomik yıkımın dayatmalarından kaynaklandığı mutlaka dikkate alınmalıdır.
Türkiye Kürt Sorununu çözme yönünde ilerledikçe, ister istemez, ülke içerisinde de DEMOKRATİKLEŞMEYE ZORLANACAKTIR.
Zaten demokratikleşme olmadan, Türkiye ekonomisi için acilen gereken DIŞ SERMAYENİN ülkeye girişi mümkün olmayacaktır.
Türkiye’nin ikinci BÜYÜK KAMBURU KIBRIS SORUNUDUR.
Kıbrıs sorununun bu şekliye devam etmesinin, en büyük zararını , Türkiyeli iş adamları çekmektedir.
Bugün AB içerisindeki işlerini takip için VİZE BİLE ALAMAYAN Türkiyeli iş adamlarının, Kuzey Kıbrıs’taki birkaç vurguncu ve KARA PARA baronlarının çıkarlarını savunmalarının devam edeceğini beklememeliyiz.
Türki Cumhuriyetler bile KKTC yerine Kıbrıs Cumhuriyetine yönelerek, Kıbrıs olarak BM kararları doğrultusunda sadece KIBRIS CUMHURİYETİNİ tanıdıklarını herkese ilan etmişlerdir.
Bu ilan gerçekte “BAĞIMSIZ EGEMEN İKİ DEVLET” Siyasetinin ölüm fermanıdır.
Bu yetmezmiş gibi, Kıbrıs, Kuzeyde kalan Rum Malları üzerindeki yapılaşma ve satışlarla ilgili a RUM MAHKEMELERİNİN aldığı kararlar da İNŞAAT sektörü ve konut ve emlak satış sektörlerinin çok kötü günler geçireceklerinin HABERCİSİDİR.
Kıbrıs, Türkiye’nin ULUSLAR ARASI İLİŞKİLERİNDE belirleyici bir engel olarak, her geçen gün daha da büyüyen ana sorunların başında gelmektedir.
Türkiye, Kara Para merkezi haline getirilen ve YAĞMALANAN RUM MALLARI üzerinden servetler kazanan çıkarcıların mı, yoksa 88 milyon Türkiye vatandaşının çıkarlarını mı esas alacaktır. Bu yol ayırımı, Kürt sorununun çözüm yolunda ilerlemesine paralel olarak gündeme gelecektir.
3 Trilyon dolar ve 50 bin’in üzerinde insan kaybının yaşandığı KÜRT SORUNUNU bitirmeye yönelen Türkiye’nin, özellikle AB ile olan ekonomik çıkarlarından dolayı, yakın bir zamanda Kıbrıs Sorununu çözme yönünde YİNE İNSİYATİF alacağını göreceğiz.
Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinin geliştiği bir ortamda BM nin yeniden devreye girmesinin siyasal analizi yapılırsa, bu konuda yeni gelişmelerin kaçınılmaz olarak gündeme getirileceği görülecektir.
Temmuz ayının sonunda ÜÇ GARANTÖR ÜLKE ve İKİ TOPLUM LİDERİNİN BM önderliğinde yapacağı ikinci görüşme, Kıbrıs Sorununda da yeni çıkış yollarının habercisi olacaktır.
Türkiye bu kamburları sırtından atabilmek için, her iki sorunu da BARIŞÇIL BİR YOLLA çözmeye yönelecektir.
































