Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TÜRKİYE’NİN ARTAN ÖNEMİ: (TÜRKİYE BÖLGENİN BAŞROL OYUNCUSUDUR.)

Bir devrelerde Ahmet Davutoğlu çok sık tekrarlardı. “Kimse sabrımızı test etmeye kalkmasın..”  Ne var ki  sonuçsuz kalan olaylar çoğalınca neredeyse Davutoğlu’nun sloganı haline gelen bu  “test” lafını bir daha ağzına almadıydı!  Oysa geçen gün sınır ihlali yapan Rus savaş uçağının düşürülmesi olayında tam da yerli yerinde söylenecek bir laftı… 
Aslında Türkiye bunu hep yapıyor. Mesela 1963’den sonra Rum televizyonu ile radyoları Türkiye’nin adaya müdahale edemeyeceğinin inancında  “bekledim de gelmedin” şarkısını belki de günde beş on kez döndüre döndüre çalardı!.  Günü geldi Türkiye askeri ile bir geldi pir geldi. Rum kırk bir yıldır adadaki  Türkiye’yi  ne edip eylemişse tırnak kadar bile yerinden kıpıdatamadı! Bu gidişle bundan sonra da uzaklaştırmaz!
TÜRKİYE GÜÇLÜDÜR: Biz eskilerin bir lafı vardı. Bir kelimesini değiştirerek  yazıyorum: “Yılda bir defa komşunu korkutacaksın..” Türkiye bunu yapıyor. Filistin sorunu devam ederken, “van münit” diyerek İsrail’e yaptığı gibi! Suriye konusunda tek başına mücadele ederek “Esat’ın gitmesi gerektiğini” vaz geçilmez politikası yaptığı gibi! Barışçı müzakereleri darmaduman eden Kandil’deki PKK’ya  kan kusturduğu gibi! Şimdilerde açık seçik ve dünyaya haykırarak “evet Türkmenler bizim kardeşlerimiz soydaşlarımızdır elbette yardımda bulunacağız” dediği gibi…
ÇÜNKÜ: Türkiye sadece Ortadoğu’da değil bir NATO üyesi, bir Amerika müttefiki olarak “başrol oyuncularındandır.”  Eğer bu özelliği ile stratejik önemini kaybederse ayaklarının altındaki Anadolu da kayar!”  Dört yanı fırsat gözleyen ülkelerle dolu! Üstelik hemen sınırlarının ötesindeler! Kaldı ki Amerika ta Amerika’dan kalkıp gelecek, uçakları ile bölgeyi hallaç pamuğu gibi atacak,  Rusya Rusya’dan kopup gelecek Suriye safında bombardıman  üstüne bombardıman gerçekleştirip İşid diye göz göre göre Türkmenleri vuracak, Fra
nsa  bile dayanamayıp uçakları ile bombardımanlara katılacak… Fakat bölgenin asıl sahibi olan, iki buçuk milyon mülteciyi barındıran Türkiye, “sınır güvenliği için” parmağını bile oynatmayacak!  Breh breh brehhh!
RUSYA’YA GELİNCE. Putin Türkiye’ye verir veriştirir ama bir süre sonra olayı kapatır. Çünkü ne en büyük kozu olan gaz akımını durdurabilir ne de ekonomik ilişkileri kesebilir. En kabadayısından zaten yaptı, halkına, “Türkiye’ye gitmeyin” çağrısında bulundu! Öte yandan  Rusya  Ukrayna’dan dolayı AB tarafından ambargolu..  Rusya’nın gıdası Türkiye’den gidiyor.. Kaldı ki ekonomisi nanay gazı her hal’u kârda satmak zorunda…
KISACA: Gerçek şu ki asıl büyük olay bir Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi değildir.  Yıllar sürecek bir bölge savaşının gitgide artan ateşleri ile savaşa müdahil olanların  çoğalmasıdır! AB’i saran korkulardır! Türkiye bu bölgenin başrol oyuncu olarak artık çok daha önemli bir ülke konumundadır ve Türkiye için bu “stratejik gerçeklerde Kıbrıs’tan ayrılmasını beklemek mümkün değildir!”
     **********     BİR ÖĞRETMENLER GÜNÜ DERKEN: (EĞİTİMDEKİ DÜZEYİMİZ DE İYİ DEĞİL!)
Geçen gün Öğretmenler Günüydü. Nedense aklıma Rahmetlik Kemal Yücel geldiydi. Ne zaman bir yerlerde buluşsak saatlerce tartışırdık. Sindiremediği olaylar karşısında yüzüne kan basar,  maviş gözlerini iri iri açarken,  “olur mu yahu Eşref derdi…”  ve eklerdi:

“Bir öğretmen için “yer” önemli değildir. Bir öğretmen için karatahtanın olması da önemli değildir. Öğretecek öğretmen her yerde kırda bayırda, dağda ormanda, harmanda kerpiç evde de öğretmendir.. Bir öğretmen için yokluk, imkânsızlık  diye bir olay söz konusu değildir…” Yücel ölene kadar “eğitim öğrenimin” büyük ustası olduğu halde  alt yapısında çalışıp didinen bir neferi olarak kaldı. Öyle kalmayı daha çok sevdi! O yıllarda Kemal Yücel’le çok da takışıyorduk ama bugün kendilerini daha iyi anlıyorum.  Çünkü “okullaşmaların artmasına, öğretmen sayıları  ile araç gereçlerin çoğalmasına, bilgisayarla türlü çeşitli “akıllı” adıyla pazarlanan elektronik cihazların tüm öğretmen ve öğrencilerin ceplerine girmesine  karşın eğitimde çok ileri aşamada olduğumuzu söylemek mümkün olmuyor.       ÇÜNKÜ: Okullar da öğretmenler de öğrenciler de geçmişe oranla daha büyük olanaklara sahip olmalarına karşın istenen  “verim” alınamıyor.        Çünkü eğitimde gitgide  “mekanikleşen bir süreç var!” Tutun ki eğitim öğrenim “ruhunu” kaybediyor!          Çünkü öğretmenle öğrenci ilişkileri iç içecilik değil  ayrı gayrılık üzerinde gelişiyor!     Çünkü artık öne çıkan öğretmenlik misyonu değil, “iş, aş, maaş” üzerine kurulan bir mesleki anlayış oluyor.
Çünkü “ben dersimi verir giderim diyen bir öğretmen tipi oluşurken, ben de sınavdan sınava çalışır ezberlerim diyen öğrenci profili oluşuyor!
Çünkü “okul aile birliklerine” karşın okullarla  aileler arasındaki ilişkiler bir türlü istenen düzeye getirilemiyor!
TABİ Kİ: Eğitim çok karmaşık bir olaydır. İyi bir eğitim ortamı için ülkenin her yönden istikrarlı olması gerekir. Siyasi sorunlarını halletmesi gerekir…    KKTC’nin halleri ise ortada! Hangi sorununu çözdü ki Eğitim de nasibini alsın!              **********
KISACA TAKILDIĞIM. (KKTC DE EKO TURİZM OLUR MU?)

Önce şu Eko turizm dedikleri olaya bakmak ardından da  sormak gerek: KKTC’de gelişme şansı var mıdır? Ki ben her sabah işte şuradaki Beşparmak Dağlarını görürüm. Deniz de beş dakika ötede.. Kantara’ya yarım saatte ulaşmak mümkün. Salamis ormanlarında saatlerce yürümek koşmak bedava!
Kısaca diyorum. Bu küçük coğrafya’da insanlar evlerinin eşiklerinden ayaklarını attıkları anda sahip olacakları doğa ve doğasal imkânlar varken, doğa ile haşır neşir olmaları ve istedikleri anda istedikleri kadarını bedavadan  “yaşamaları” mümkünken neden kendilerini  “eko turizm” denilen tesislere kapatsınlar? Hele her tarafta dolanıp piknik yapmak, yürümek, bisiklet turları düzenlemek falan varken… Değil mi ama?