Türkiye’deki istikrarsızlık belki farkında değiliz ama bizi de olumsuz etkiliyor. Nitekim kendi sorunlarımızla boğulurken azıcık soluk almak için başımızı ne zaman tek güvendiğimiz ülke olan Türkiye’ye çevirsek, “meğer orada da huzursuzluk aldı başını” gidiyor düşüncesinde hüsrana uğruyoruz.. Çünkü:
Olası bir çözümde bizden önce yumruğunu masaya vuracak olan Türkiye’dir.. Suriye sorununda olduğu gibi, mülteciler konusunda AB ile hesaplaşıp pazarlıklar yaptığı gibi! AB üyelik yolunda başlıkların açılması için mücadele ettiği gibi. Bölgede “kilit ülke” konumunu muhafaza ettiği gibi. Doğu Akdenizdeki hidrokarbon yataklarında hak hukuk aradığı gibi. AB’de, Rusya ile sürdürdüğü dalgalı ilişkiler gibi…
BU NEDENLERDEN DOLAYI: Türkiye’yi ne Kıbrıs’tan ne de Kıbrıs’taki çıkarlarından ayrı gayrı politikalar içinde düşünmek mümkün değildir. Hele, “efendim Türkiye bize niye karışsın” demek ve Türkiyesiz bir Kıbrıs düşünmek ancak Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarına “Kıbrıslılar” diye hitap eden Schulz’un harcı olabilir! Nitekim Güney ilk defa “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” demeden Schulz’un açıklama ve nutuklarına bayılmıştır! Çünkü ayni zamanda ne demiştir AB parlamento Başkanı? “Kıbrıslılar olmadan Avrupa bir bütün olmayacaktır.” Tabi “müktesebatının da uygulanması esasında!”
KIBRIS PAZARLIK KONUSU OLMAMALI: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı da aşan adadaki çıkarları ile Doğu Akdenizdeki Enerji çıkarları yadsınamaz. Nedeni basittir çünkü bırakın adadaki Türk halkının garantörü olmasını, sadece 40 mil yakınındadır. Türkiye için bu mesafe kıta sahanlığını içerir hatta aşar bile.. Kıbrıs’ın Yunanistan’a yakınlığı 600 mildir ki buna uzaklık denir! Dolayısıyle olası çözümde içimizdeki marjinallere karşın Türkiyesiz bir Kıbrıs tasavvuru mümkün değildir…
********** SİYASİ PARTİLERİMİZE BAKTIK: (SALLAN YUVARLAN GİDİYORLAR İŞTE!)
CTP-UBP koalisyonunu hayal edenlerdendim. Sağ ve Sol iki büyük partinin bir araya gelmelerinden güçlü bir KKTC çıkacağını sanıyordum. Ve “karmacı” bir seçmen olmama karşın her aklıma geldikte “neden CTP-UP koalisyon hükümeti” olmasın diyordum.
İyi ki oldu! Çünkü görüp, elleyip, anlayıp, öğrenmek fırsatı bulduk!
Öğrendik ki CTP kendini murakabe edecek Sağ bir partiyle koalisyona hazır değildi!
Öğrendik ki Sağ’daki UBP’de CTP’yi murakabe edecek kadar güçlü bir parti değildi.
Öğrendik ki CTP hâlâ “ideolojilerinin statükocusu” oluştan kurtulamadı! UBP’de ise ne “Sağ” kaldı sağlam ne derman!
Öğrendik ki CTP için “devlet” hâlâ kafasındaki politbüro kokulu “Merkeziyetçi hantal bürokrasiye” dayanan vakti zamanı geçmiş bir antikadır! Ve anladık ki UBP artık “liberal ekonominin” bile adını unuttu, “ben neyim” diye ona buna sormakta!
Öğrendik ki CTP iflah olmaz bir Türkiyefobiktir, bu nedenle Ankara, “deniz tuzludur” dese CTP hayır tatlıdır” diyecek! UBP’yi de anladık tabi! Hamaset nutuklarında “anavatan” olan Türkiye, “su” ve “protokolün uygulanması” gibi sorunlar gündeme geldiğinde, elleri kolları bağlı olduğu için yan çizmekte, iktidarı yitirmemek için ortağı CTP’ye kaşını bile kaldırmamaktadır!
SİYASİ PARTİLER İFLAS MI ETTİ? İktidardakileri “halktan bir daha nasıl oy isteyecekler” merakında seyrediyoruz ki kendi gözlerini kendi elleri ile ancak bu kadar oyabilirlerdi!
Ötekiler de meydanda: “Gözümüzün önünde eriyen bir DPUG! Helvasını hangi Cuma yiyeceğimizi merak etmeye başladık!
TDP’ye gelince: “En azından muhalefet yapıyor, hemen her gün TDP adı ile işitilip okunan bir açıklamasıyla gündemde kalmasını biliyor. Biliyor da hâlâ gücünü hesaplayamıyoruz…
Ve tabi “Halkın Partisi!” Özersay memleketin bir başından girip öte yakasından çıkıyor, arkasında bir ordu, halkın içinde dolanıyor. Şansı nedir ne olur bilinmez ama daha şimdiden diyorlar ki “küskünler, kırgınlar, yılgınlar oylarını HP’sine kaydırırlar.. Bizse “aman” diyoruz. Bir parti “onca kırgın, küskün, yılgın insanla sandıktan çıksa kime yarar? Ne var ki galiba yolu açık… Diyelim ve ekleyelim: İktidarımız muhalefetimizle düştük bir yola, inşallah başımıza yine gelmez bir kaza!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (DEVAM EDEN “DENETİM” SORUNU VE EKONOMİK PROTOKOL!)
Geçen gün anlı şanlı bir süper marketten iki kutu pastörize süt aldım! İkisini de döktüm çünkü bozuktular!
Bir süre önce KKTC’de yeniden dilimlenip paketlenen ithal peynirden aldım “ekşimiş” çıktı, kedilere attım, onlar da yemedi!
Bir arkadaşım anlatıyordu: Markası tescilli hellim aldım diyordu, üzeri sanki çamurla sıvanmış ekşimsi bir şey!
Neden ama? Daha dün gazetelerde haberi vardı: Günlük süt fazlası 60 tonmuş! Memleket sütün içinde boğuluyor ama yurttaşın sağlığını tehlikeye sokarken parasını da çöpe attırtan süt imalatçıları ile satıcıları “bu bolluğu” bile “kalite” olarak değerlendiremiyorlar! Hadi bu memlekete devletin Belediyelerin denetimleri ya yoktur ya yeterizdir.. Bari “süt ürünleri tesis ve sahipleri, marketler kendi otokontrollerini yapsınlar! Yoksa değil Mersin gümrüğünü aşmak, bu gidişle iç piyasada bile süt ürünlerini satın alacak yurttaş bulamayacaklar!
TC-KKTC PROTOKOLÜ NEDEN İMAZALANMIYOR? Çünkü Kuzey Kıbrıs hükümeti daha iyisini, daha güzelini, daha çağdaş olanını bilir ve yapar!
Çünkü: CTP-UBP hükümeti Türkiye hükümetinin istediğini değil, kendi halkının istediğini ve kendi halkının çıkarlarını gözetir. O kadar gözetir ki “ayın başında maaşın yüzde altmışını verir, geriye kalanı takside bağlar…”
Çünkü: CTP kanadı artık Türkiye’ye KKTC’nin “anavatanı” değil, diplomatik ikili ilişkiler ve anlaşmalar yaptığı dışındaki bir ülke olarak bakmaktadır..
Bu nedenle: Sanki Türkiye bizi yönetiyormuş da bağımsızlığımızla özgürlüğümüzü ilan etmişiz gibi kasılırken, Su’dan sonra TC’ye “çekilecek rest” kalmadığından sıraya giren Mali Ve Ekonomik Protokol’ü öne sürdüler! Olay budur!TÜRKİYE’DEKİ İSTİKRARSIZLIK: (BİZİ DE OLUMSUZ ETKİLEYECEĞİ İÇİN KORKUTUYOR.)
Türkiye’deki istikrarsızlık belki farkında değiliz ama bizi de olumsuz etkiliyor. Nitekim kendi sorunlarımızla boğulurken azıcık soluk almak için başımızı ne zaman tek güvendiğimiz ülke olan Türkiye’ye çevirsek, “meğer orada da huzursuzluk aldı başını” gidiyor düşüncesinde hüsrana uğruyoruz.. Çünkü:
Olası bir çözümde bizden önce yumruğunu masaya vuracak olan Türkiye’dir.. Suriye sorununda olduğu gibi, mülteciler konusunda AB ile hesaplaşıp pazarlıklar yaptığı gibi! AB üyelik yolunda başlıkların açılması için mücadele ettiği gibi. Bölgede “kilit ülke” konumunu muhafaza ettiği gibi. Doğu Akdenizdeki hidrokarbon yataklarında hak hukuk aradığı gibi. AB’de, Rusya ile sürdürdüğü dalgalı ilişkiler gibi…
BU NEDENLERDEN DOLAYI: Türkiye’yi ne Kıbrıs’tan ne de Kıbrıs’taki çıkarlarından ayrı gayrı politikalar içinde düşünmek mümkün değildir. Hele, “efendim Türkiye bize niye karışsın” demek ve Türkiyesiz bir Kıbrıs düşünmek ancak Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarına “Kıbrıslılar” diye hitap eden Schulz’un harcı olabilir! Nitekim Güney ilk defa “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” demeden Schulz’un açıklama ve nutuklarına bayılmıştır! Çünkü ayni zamanda ne demiştir AB parlamento Başkanı? “Kıbrıslılar olmadan Avrupa bir bütün olmayacaktır.” Tabi “müktesebatının da uygulanması esasında!”
KIBRIS PAZARLIK KONUSU OLMAMALI: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı da aşan adadaki çıkarları ile Doğu Akdenizdeki Enerji çıkarları yadsınamaz. Nedeni basittir çünkü bırakın adadaki Türk halkının garantörü olmasını, sadece 40 mil yakınındadır. Türkiye için bu mesafe kıta sahanlığını içerir hatta aşar bile.. Kıbrıs’ın Yunanistan’a yakınlığı 600 mildir ki buna uzaklık denir! Dolayısıyle olası çözümde içimizdeki marjinallere karşın Türkiyesiz bir Kıbrıs tasavvuru mümkün değildir…
********** SİYASİ PARTİLERİMİZE BAKTIK: (SALLAN YUVARLAN GİDİYORLAR İŞTE!)
CTP-UBP koalisyonunu hayal edenlerdendim. Sağ ve Sol iki büyük partinin bir araya gelmelerinden güçlü bir KKTC çıkacağını sanıyordum. Ve “karmacı” bir seçmen olmama karşın her aklıma geldikte “neden CTP-UP koalisyon hükümeti” olmasın diyordum.
İyi ki oldu! Çünkü görüp, elleyip, anlayıp, öğrenmek fırsatı bulduk!
Öğrendik ki CTP kendini murakabe edecek Sağ bir partiyle koalisyona hazır değildi!
Öğrendik ki Sağ’daki UBP’de CTP’yi murakabe edecek kadar güçlü bir parti değildi.
Öğrendik ki CTP hâlâ “ideolojilerinin statükocusu” oluştan kurtulamadı! UBP’de ise ne “Sağ” kaldı sağlam ne derman!
Öğrendik ki CTP için “devlet” hâlâ kafasındaki politbüro kokulu “Merkeziyetçi hantal bürokrasiye” dayanan vakti zamanı geçmiş bir antikadır! Ve anladık ki UBP artık “liberal ekonominin” bile adını unuttu, “ben neyim” diye ona buna sormakta!
Öğrendik ki CTP iflah olmaz bir Türkiyefobiktir, bu nedenle Ankara, “deniz tuzludur” dese CTP hayır tatlıdır” diyecek! UBP’yi de anladık tabi! Hamaset nutuklarında “anavatan” olan Türkiye, “su” ve “protokolün uygulanması” gibi sorunlar gündeme geldiğinde, elleri kolları bağlı olduğu için yan çizmekte, iktidarı yitirmemek için ortağı CTP’ye kaşını bile kaldırmamaktadır!
SİYASİ PARTİLER İFLAS MI ETTİ? İktidardakileri “halktan bir daha nasıl oy isteyecekler” merakında seyrediyoruz ki kendi gözlerini kendi elleri ile ancak bu kadar oyabilirlerdi!
Ötekiler de meydanda: “Gözümüzün önünde eriyen bir DPUG! Helvasını hangi Cuma yiyeceğimizi merak etmeye başladık!
TDP’ye gelince: “En azından muhalefet yapıyor, hemen her gün TDP adı ile işitilip okunan bir açıklamasıyla gündemde kalmasını biliyor. Biliyor da hâlâ gücünü hesaplayamıyoruz…
Ve tabi “Halkın Partisi!” Özersay memleketin bir başından girip öte yakasından çıkıyor, arkasında bir ordu, halkın içinde dolanıyor. Şansı nedir ne olur bilinmez ama daha şimdiden diyorlar ki “küskünler, kırgınlar, yılgınlar oylarını HP’sine kaydırırlar.. Bizse “aman” diyoruz. Bir parti “onca kırgın, küskün, yılgın insanla sandıktan çıksa kime yarar? Ne var ki galiba yolu açık… Diyelim ve ekleyelim: İktidarımız muhalefetimizle düştük bir yola, inşallah başımıza yine gelmez bir kaza!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (DEVAM EDEN “DENETİM” SORUNU VE EKONOMİK PROTOKOL!)
Geçen gün anlı şanlı bir süper marketten iki kutu pastörize süt aldım! İkisini de döktüm çünkü bozuktular!
Bir süre önce KKTC’de yeniden dilimlenip paketlenen ithal peynirden aldım “ekşimiş” çıktı, kedilere attım, onlar da yemedi!
Bir arkadaşım anlatıyordu: Markası tescilli hellim aldım diyordu, üzeri sanki çamurla sıvanmış ekşimsi bir şey!
Neden ama? Daha dün gazetelerde haberi vardı: Günlük süt fazlası 60 tonmuş! Memleket sütün içinde boğuluyor ama yurttaşın sağlığını tehlikeye sokarken parasını da çöpe attırtan süt imalatçıları ile satıcıları “bu bolluğu” bile “kalite” olarak değerlendiremiyorlar! Hadi bu memlekete devletin Belediyelerin denetimleri ya yoktur ya yeterizdir.. Bari “süt ürünleri tesis ve sahipleri, marketler kendi otokontrollerini yapsınlar! Yoksa değil Mersin gümrüğünü aşmak, bu gidişle iç piyasada bile süt ürünlerini satın alacak yurttaş bulamayacaklar!
TC-KKTC PROTOKOLÜ NEDEN İMAZALANMIYOR? Çünkü Kuzey Kıbrıs hükümeti daha iyisini, daha güzelini, daha çağdaş olanını bilir ve yapar!
Çünkü: CTP-UBP hükümeti Türkiye hükümetinin istediğini değil, kendi halkının istediğini ve kendi halkının çıkarlarını gözetir. O kadar gözetir ki “ayın başında maaşın yüzde altmışını verir, geriye kalanı takside bağlar…”
Çünkü: CTP kanadı artık Türkiye’ye KKTC’nin “anavatanı” değil, diplomatik ikili ilişkiler ve anlaşmalar yaptığı dışındaki bir ülke olarak bakmaktadır..
Bu nedenle: Sanki Türkiye bizi yönetiyormuş da bağımsızlığımızla özgürlüğümüzü ilan etmişiz gibi kasılırken, Su’dan sonra TC’ye “çekilecek rest” kalmadığından sıraya giren Mali Ve Ekonomik Protokol’ü öne sürdüler! Olay budur!TÜRKİYE’DEKİ İSTİKRARSIZLIK: (BİZİ DE OLUMSUZ ETKİLEYECEĞİ İÇİN KORKUTUYOR.)
Türkiye’deki istikrarsızlık belki farkında değiliz ama bizi de olumsuz etkiliyor. Nitekim kendi sorunlarımızla boğulurken azıcık soluk almak için başımızı ne zaman tek güvendiğimiz ülke olan Türkiye’ye çevirsek, “meğer orada da huzursuzluk aldı başını” gidiyor düşüncesinde hüsrana uğruyoruz.. Çünkü:
Olası bir çözümde bizden önce yumruğunu masaya vuracak olan Türkiye’dir.. Suriye sorununda olduğu gibi, mülteciler konusunda AB ile hesaplaşıp pazarlıklar yaptığı gibi! AB üyelik yolunda başlıkların açılması için mücadele ettiği gibi. Bölgede “kilit ülke” konumunu muhafaza ettiği gibi. Doğu Akdenizdeki hidrokarbon yataklarında hak hukuk aradığı gibi. AB’de, Rusya ile sürdürdüğü dalgalı ilişkiler gibi…
BU NEDENLERDEN DOLAYI: Türkiye’yi ne Kıbrıs’tan ne de Kıbrıs’taki çıkarlarından ayrı gayrı politikalar içinde düşünmek mümkün değildir. Hele, “efendim Türkiye bize niye karışsın” demek ve Türkiyesiz bir Kıbrıs düşünmek ancak Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarına “Kıbrıslılar” diye hitap eden Schulz’un harcı olabilir! Nitekim Güney ilk defa “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” demeden Schulz’un açıklama ve nutuklarına bayılmıştır! Çünkü ayni zamanda ne demiştir AB parlamento Başkanı? “Kıbrıslılar olmadan Avrupa bir bütün olmayacaktır.” Tabi “müktesebatının da uygulanması esasında!”
KIBRIS PAZARLIK KONUSU OLMAMALI: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı da aşan adadaki çıkarları ile Doğu Akdenizdeki Enerji çıkarları yadsınamaz. Nedeni basittir çünkü bırakın adadaki Türk halkının garantörü olmasını, sadece 40 mil yakınındadır. Türkiye için bu mesafe kıta sahanlığını içerir hatta aşar bile.. Kıbrıs’ın Yunanistan’a yakınlığı 600 mildir ki buna uzaklık denir! Dolayısıyle olası çözümde içimizdeki marjinallere karşın Türkiyesiz bir Kıbrıs tasavvuru mümkün değildir…
********** SİYASİ PARTİLERİMİZE BAKTIK: (SALLAN YUVARLAN GİDİYORLAR İŞTE!)
CTP-UBP koalisyonunu hayal edenlerdendim. Sağ ve Sol iki büyük partinin bir araya gelmelerinden güçlü bir KKTC çıkacağını sanıyordum. Ve “karmacı” bir seçmen olmama karşın her aklıma geldikte “neden CTP-UP koalisyon hükümeti” olmasın diyordum.
İyi ki oldu! Çünkü görüp, elleyip, anlayıp, öğrenmek fırsatı bulduk!
Öğrendik ki CTP kendini murakabe edecek Sağ bir partiyle koalisyona hazır değildi!
Öğrendik ki Sağ’daki UBP’de CTP’yi murakabe edecek kadar güçlü bir parti değildi.
Öğrendik ki CTP hâlâ “ideolojilerinin statükocusu” oluştan kurtulamadı! UBP’de ise ne “Sağ” kaldı sağlam ne derman!
Öğrendik ki CTP için “devlet” hâlâ kafasındaki politbüro kokulu “Merkeziyetçi hantal bürokrasiye” dayanan vakti zamanı geçmiş bir antikadır! Ve anladık ki UBP artık “liberal ekonominin” bile adını unuttu, “ben neyim” diye ona buna sormakta!
Öğrendik ki CTP iflah olmaz bir Türkiyefobiktir, bu nedenle Ankara, “deniz tuzludur” dese CTP hayır tatlıdır” diyecek! UBP’yi de anladık tabi! Hamaset nutuklarında “anavatan” olan Türkiye, “su” ve “protokolün uygulanması” gibi sorunlar gündeme geldiğinde, elleri kolları bağlı olduğu için yan çizmekte, iktidarı yitirmemek için ortağı CTP’ye kaşını bile kaldırmamaktadır!
SİYASİ PARTİLER İFLAS MI ETTİ? İktidardakileri “halktan bir daha nasıl oy isteyecekler” merakında seyrediyoruz ki kendi gözlerini kendi elleri ile ancak bu kadar oyabilirlerdi!
Ötekiler de meydanda: “Gözümüzün önünde eriyen bir DPUG! Helvasını hangi Cuma yiyeceğimizi merak etmeye başladık!
TDP’ye gelince: “En azından muhalefet yapıyor, hemen her gün TDP adı ile işitilip okunan bir açıklamasıyla gündemde kalmasını biliyor. Biliyor da hâlâ gücünü hesaplayamıyoruz…
Ve tabi “Halkın Partisi!” Özersay memleketin bir başından girip öte yakasından çıkıyor, arkasında bir ordu, halkın içinde dolanıyor. Şansı nedir ne olur bilinmez ama daha şimdiden diyorlar ki “küskünler, kırgınlar, yılgınlar oylarını HP’sine kaydırırlar.. Bizse “aman” diyoruz. Bir parti “onca kırgın, küskün, yılgın insanla sandıktan çıksa kime yarar? Ne var ki galiba yolu açık… Diyelim ve ekleyelim: İktidarımız muhalefetimizle düştük bir yola, inşallah başımıza yine gelmez bir kaza!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (DEVAM EDEN “DENETİM” SORUNU VE EKONOMİK PROTOKOL!)
Geçen gün anlı şanlı bir süper marketten iki kutu pastörize süt aldım! İkisini de döktüm çünkü bozuktular!
Bir süre önce KKTC’de yeniden dilimlenip paketlenen ithal peynirden aldım “ekşimiş” çıktı, kedilere attım, onlar da yemedi!
Bir arkadaşım anlatıyordu: Markası tescilli hellim aldım diyordu, üzeri sanki çamurla sıvanmış ekşimsi bir şey!
Neden ama? Daha dün gazetelerde haberi vardı: Günlük süt fazlası 60 tonmuş! Memleket sütün içinde boğuluyor ama yurttaşın sağlığını tehlikeye sokarken parasını da çöpe attırtan süt imalatçıları ile satıcıları “bu bolluğu” bile “kalite” olarak değerlendiremiyorlar! Hadi bu memlekete devletin Belediyelerin denetimleri ya yoktur ya yeterizdir.. Bari “süt ürünleri tesis ve sahipleri, marketler kendi otokontrollerini yapsınlar! Yoksa değil Mersin gümrüğünü aşmak, bu gidişle iç piyasada bile süt ürünlerini satın alacak yurttaş bulamayacaklar!
TC-KKTC PROTOKOLÜ NEDEN İMAZALANMIYOR? Çünkü Kuzey Kıbrıs hükümeti daha iyisini, daha güzelini, daha çağdaş olanını bilir ve yapar!
Çünkü: CTP-UBP hükümeti Türkiye hükümetinin istediğini değil, kendi halkının istediğini ve kendi halkının çıkarlarını gözetir. O kadar gözetir ki “ayın başında maaşın yüzde altmışını verir, geriye kalanı takside bağlar…”
Çünkü: CTP kanadı artık Türkiye’ye KKTC’nin “anavatanı” değil, diplomatik ikili ilişkiler ve anlaşmalar yaptığı dışındaki bir ülke olarak bakmaktadır..
Bu nedenle: Sanki Türkiye bizi yönetiyormuş da bağımsızlığımızla özgürlüğümüzü ilan etmişiz gibi kasılırken, Su’dan sonra TC’ye “çekilecek rest” kalmadığından sıraya giren Mali Ve Ekonomik Protokol’ü öne sürdüler! Olay budur!
































