Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’deki eğitim şurası ve bize etkileri

Türkiye’de yasa ile belirlendiği için dört yılda bir eğitim şurası yapılır. Bu özel durumlar dışında pek aksamaz. Bizdeki gibi keyfe göre şura yapılmaz. Bizde 40 yıllık sürede beş kez şura yapmışız. Bu beş şuranın üçü toplam on yıl iktidarda kalmayan CTP’li hükümetler döneminde yapılmış. Bizde genelde şura kararları raflarda çürür ve dikkate alınmaz. Türkiye’de ciddiye alınır ve uygulanmasına çalışılır. Türkiye 90 yıllık cumhuriyet tarihinde 19 kez şura yapmış biz ize 40 yılda beş şura…

Türkiye’deki 19. Milli Eğitim Şurası’na bizim bakanlığımızın temsilcileri de katılmış ve ciddi temaslarda bulunduklarını öğrendim. Bu şurada şu dört temel konu ele alınmış; öğretmenlerin niteliğinin artırılması, okul yöneticilerinin niteliğinin artırılması, ders programları ve çizelgeleri ile okul güvenliği…
Belli ki Türkiye’de eğitimi yönetenler, eğitimin kalitesi ile öğretmen ve okul yöneticisinin niteliği arasındaki ilişkinin doğru orantılı olduğunu kavramışlar. Bundan dolayı hem öğretmen niteliği hem de okul yöneticisinin niteliğini ana konular arasına almışlar. Bundan dolayı da öğretmenlerin yüksek lisans ve doktora yapmalarını teşvik etmek amacı ile yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlere ek ücret verme kararı alındı. Bununla birlikte her dört yılda bir yıpranma payı verilmesi uygun görüldü. Ne ilginçtir ki bizde de kadın öğretmenlere verilen yıpranma payı geçtiğimiz yıllarda yapılan yasal düzenleme ile kaldırıldığını biliyorum. Daha geçtiğimiz günlerde konuştuğum Türkiye’nin doğusunda yeni göreve başlayan öğretmen arkadaşımın maaşının 3 milyon TL’den fazla olduğunu öğrendim. Bizde ise yeni başlayan öğretmenlerin 2 milyon TL civarında maaş aldığını biliyoruz. Türkiye öğretmeni teşvik etmek, niteliğini artırmak için çeşitli olanaklar yaratırken, biz öğretmenin elindekileri nasıl alırız diye uğraşıyoruz.
Türkiye’deki 19’uncu Milli Eğitim Şurası’ndan elbette ki çıkaracağımız dersler vardır. Şura kararları kamuoyu ile henüz daha paylaşılmadığı için şura ile ilgili bazı kararları basına yansıdığı kadarı ile takip edebiliyoruz. Ancak özellikle ders programları konusunda çok ciddi tartışmaların yaşandığını anlıyoruz. Özellikle din eğitimi konusunda hükümete yakın sendikaların önerdiği “din eğitimi okul öncesinden başlasın” ve “kız-erkek ayrı olarak eğitime devam etsin” önerileri her ne kadar da kabul edilmedi ise de ciddi tartışmalara neden oldu.
Milli Eğitim Bakan Avcı’nın NTV’ye yaptığı açıklama din eğitimi konusunda farklı düşüncelerin de olduğunu anlıyoruz. Avcı, “Alevi, Bektaşi kültürünün din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde yeterince temsil edilmediği veya ona yeterince yer verilmediği iddiaları üzerine çok önceden başlatılmış çalışmalar var. Hüseyin Çelik Bey zamanında başlatılmış, Nimet Hanım zamanında devam ettirilmiş, Ömer Bey zamanında ayrıca üzerine konmuş ve bizimde geliştirdiğimiz müfredatlar var. Dolayısıyla, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde çok ciddi bir Alevi, Bektaşi kültürüne ilişkin temel bilgilerin yer aldığı bölümler, üniteler var.” dedi.
Buradan da anlaşılacağı üzere yeni basılacak olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında Aleviliği de göreceğiz.
******
Belli ki Türkiye eğitimi ciddiye alıyor. Çağın gereklerine göre ve yeni eğitim paradigmalarını dikkate alarak eğitim sistemini değiştirmeye dönüştürmeye çalışıyor. Aslında biz de Türkiye’den kopya etmeden, yararlanabileceğimiz konuları almakta çekince göstermememiz gerekir. Tıpkı farklı ülke ve kültürlerden de almamız gerektiği gibi…
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Geçtiğimiz mart ayında yaptığımız 5. Milli Eğitim Şurası ve daha önceki şura kararları da yabana atılacak nitelikte değildir. Ciddi bir şekilde incelenirse, bizim şuralarda aldığımız birçok kararı, Türkiye’den daha önce aldığımızı göreceksiniz.
Tek fark onlar şura kararlarını dikkate alıp uygulamaya çalışıyor. Biz ise çoğu zaman kararları tozlu raflara kaldırıyoruz.