Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TÜRKİYE’DEKİ ÇOCUK OLAYLARI (VE BİZDE ÇOCUK NEDİR, NASIL BİR GENÇLİK YETİŞTİRİYORUZ)

Son günlerde Türkiye’deki gündemi en çok meşgul eden konulardan birisi “çocuklara yönelik şiddet, tecavüz, kaçırma ve öldürme olaylarıdır” bu olaylar vicdanları o kadar sızlatıyor ki “idam cezası getirilsin” diyenlerin sesleri çok daha yoğun çıkmaya başladı! Gazeteler, televizyonlar çocukları kaçırıp tecavüz edenlere, öldürenlere haberlerinde geniş yer verirlerken bu kişilere “cani, canavar” gibi sıfatlar da takıyorlar! Ağlayan anne babaların feryatları televizyon ekranlarında dakikalarca asılı kalıyor. Çocuklara tecavüz edip öldürenler lanetleniyorlar!
Başta Erdoğan olmak üzere “yetkili ve sorumlular” önüne geçemedikleri insanlık dışı bu olaylar karşısında o kadar çaresiz kalıyorlar ki suçlu insanlar için “idam cezası geri getirilsin” derlerken, en azından “ağırlaştırılmış müebbet hapis” konusunda birleşiyorlar! Kısaca Türkiye müthiş bir dram yaşıyor. Yürekler yanıyor.
İDAM YAHUT MÜEBBET HAPİSLİK CEZASI CAYDIRICI OLUR MU? Bundan yıllar önce rahmetlik Arif Hasan Tahsin anlatıyordu ki ne zaman bu tip insanlık dışı olaylar söz konusu olsa hatırıma gelir “Köşemde” yazarım.
Arif Desem uzun yıllar önce kızını ziyaret etmek için Avustralya’ya gider ve yaşadığı bir olayı şöyle anlatırdı:
Bir gün televizyonlar “flaş” diyerek şu haberi veriyorlardı: Yaşı yirmilerde bir genç bir otobüs dolusu öğrenciyi elindeki silahla taramış, sonra da intihar etmiş. Olayda on beş kişi ölmüştü. Merak etmiştim, bu olayı gazeteler nasıl duyuracaklardı. Ertesi gün o gazetelere bir göz attım haberi hiç de alışık olmadığımız bir anlayışla duyuruyorlar ve şöyle diyorlardı: “Biz nasıl bir genç yetiştirdik ki böyle istenmeyen korkunç bir olayın insanı oldu!”
Ve Arif Desem ekliyordu: “Bizde olsa diyordu, “vay cani, canavar, bunu kazığa oturtacak, kurşuna dizeceksin” derler, manşetlerden de öyle yansıtırlardı. Oysa Avustralya’da “Biz nasıl bir insan yetiştirdik ki bu korkunç katliamı yapacak kadar kendini kaybetmiş” diyerek önce kendilerini suçluyorlardı!
Zaman zaman dünyanın şurasında burasında böylesi çılgın ve canice olayları işitiyor, televizyonlardan da izliyoruz. Ne bizdeki kadar “asalım keselim” lafları duyarsınız ne de “canavarlık” suçlamalarına ellersiniz. Hep “yetiştirme” dolayısıyla “eğitim” olayını öne çıkarır ve öncelikle “sistemi” yargılarlar.
DOLAYISI İLE YİNE GELİYORUZ EĞİTİME: Türkiye’de insanların özellikle Doğu ve Güneydoğu’da nasıl yetiştikleri, okul olsa bile nasıl okuma fırsatı bulamadıklarını, fukaralığın getirdiği koşullarda nasıl sokakların insanları olduklarını biliyoruz! Hurafelerin, tarikatların esirleri olduklarını, kan davalarını, küçücük kız çocuklarının on üç, on dört yaşlarında evlendirildiklerini biliyoruz. Ve ne diyoruz “cehalet?”
Pekala kimdir bu cehaletin yaratıcıları? Osmanlı döneminden beridir Doğu’ya bırakın okul, yol, su götürmeyi, üstüne üstlük canını çıkartana kadar vergi almaktan, savaşlar döneminde askere çağırmaktan öte ne verdiler ki?
Ki yaygınlığınca traktörleşmeyle Türkiye ancak Menderes döneminde tanışmaya başlamıştı! Doğuya su elektrik Özal döneminde gitmişti! Bizler Mahmut Makal, Fakir Baykurt’ların kitaplarını okuyarak büyüdüydük. Bu nedenle Anadolu’yu Anadolu’dan yaşayanlardan daha iyi biliyorduk. Bu insanların kör kütük cahil imamların, türlü çeşitli tarikat şeyhlerinin, bir o kadar gaddar toprak ağalarının ellerinde nasıl “köleleştirildiklerinin” hikâyeleri hâlâ anlatılıyor… Dolayısıyla ne beklersiniz ki yoksulluk ve zaruretten baka hiçbir şey vermediğiniz bu insanlardan? Kürtler de tam canlı örnekleri işte!
GELELİM KKTC’YE: Okullaşma oranımızla okumuş yazmışlarımız yönünden her halde çok iyi durumdayız. Genelde çoğunluğu “orta sınıf” olan Kıbrıs Türk insanı ülkeye gelen yabancıların bile dikkatini çeken bir büyük ilgide adeta “çocukları için yaşamaktadır!” Ağızlardan çıkan “evlâdım” kelimesi her halde bu ülkedeki kadar “sevgilerle” dolu dolu olamaz…
Daha ilkokul sıralarından başlayan okullaşmalar, öğretmenler ve kitaplar olanaklarına karşın veliler bu olanakları asla yeterli görmemekte, her halde örneği pek az ülkede görülecek bir seferberlikle çocuklarını özel derslerden özel derslere koşturtmaktadırlar…
SONUÇ? Buna karşın üzüntüyle yazalım: “Artık biz de nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz” diye kendimizi sorgulamaya başladık mı?
Neredeyse çocuklarımız ilkokula kadar düşecek sigara ve esrar olayları ile sarmalanmaya başladılar mı?
Onca okul ve öğretmene karşın sınavlarda gitgide daha başarısız sonuçlar alınıyor mu?
O gençleri trafikte, bet ofislerde, şu veya bu eğlence yerleri ile gece kulüplerinde izledikçe gelecekleri açısından kaygı duyuyor muyuz?
Her yıl yüzlercesi ile evlenip bir süre sonra ayrılmalarının bir gelenek haline gelmesi karşısında üzülüyor muyuz?
Bilgisayar derken servi ile çamı bile birbirinden ayıramayan genç okumuşlar bizi şaşırtıyor mu?
Masada oturup doğru dürüst yemek yemeyi unutmuşlukları karşısında bu nasıl bir alışkanlıktır diyerek yakınıyor muyuz?
Cümleleri yan yana getirmeyi beceremeyip hep yarım yamalak konuşmalarla anlaştıklarını işitip de bu nasıl bir eğitimdir diyor muyuz? Ve ilahi…
Tek tesellimiz şu oluyor. Tanrı’ya şükürler olsun ki bu ülkede küçük çocuklara yönelik şiddet ve tecavüz gibi olaylar çok azdır…
Buna karşın artık kendimizi sorgulamalıyız ama: “Biz nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz?” Ki bunun içinde vatan sevgisi de vardır devlete sahip çıkma da vardır…