Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’de ve KKTC’de ocak ayı enflasyonu, kurlar ve faiz…

Türkiye’de, Ocak 2015 enflasyonunda bir önceki aya göre % 1.10 artış oldu. 12 aylık ortalamalara göre ise, % 8.80 artış gerçekleşti. TCMB Başçı, gerekçe olarak petrol düşüşüne karşılık, kurların hareketlenmesinin ve özellikle dolarda yükselmenin ocak ayı enflasyonunun yükselmesine etki yaptığını açıkladı. Artışın mal ve hizmetler bazında en çok haberleşme, hizmetler gruplarında ve bunların içinde oteller ve lokantalar, mobilya, elektrikli ve elektriksiz ev eşyalarında ve gıda ürünlerindeki fiyat artışlarının, yükselmeyi etkilediği beyan edildi.
KKTC’de ise Türkiye’deki aynı koşullar altında, hatta dövizin KKTC’yi daha çok etkilediği bir ortamda, piyasadaki fiyatlar el yakarken, enflasyon, Türkiye’de açıklanan aynı gerekçe KKTC’de de açıklanarak,  enflasyon eksi çıktı. Özellikle de lokantalar, oteller, eğitim ve genellikle hizmetler sektörlerinde, eğlence kültür,  ulaştırmada fiyatların düştüğü açıklanarak eksi -% 0.88 sonucuna ulaşıldı. Normalde, KKTC hem ithalata dayalı ekonomisi olan hem de açık kambiyo rejiminin uygulandığı bir ülke olarak döviz hareketlerinden daha fazla etkilenmekte olduğu malumdur. Üstelik KKTC’deki enflasyon “düşüşünün” gerekçesi ile Türkiye’deki enflasyon “artışının” gerekçesi aynı. Petrol düşüşüne karşılık kur hareketleri. Türkiye’de kur hareketleri yukarı doğru hesaplandı. KKTC’de kur hareketleri ise düşüşe neden gösterildi. Aynı gerekçe ile Türkiye’de enflasyon artışı, KKTC’de ise eksiye düşüş mevcut koşullarda inandırıcı oldu mu? KKTC’ de terslik olduğu açık. Aradaki fark da az değil % 2’ye yakın.
Aslında özellikle KKTC’de gerçek olan, kurlar arttığı zaman fiyatlar hemen yükseliyor da, kurlar düştüğü zaman maalesef fiyatlar düşürülmüyor. Dolayısıyla kısa bir süre 8-10 gün Euro düşüşünün bütün bu hizmetlerin fiyatlarını düşürmesi mümkün olabilir mi?  Öte yandan aynı zaman dilimi içinde ABD doları düşmedi tam tersi yükseldi, Euro ve sterlinin düşüşü de çok kısa sürdü. Bu kısa sürede kurlar stabil olmadan fiyatları düşüren imalatçı ve ithalatçı veya satıcı olabileceği, işin tabiatı gereği mümkün olur mu?
Aslında enflasyon hesaplamalarında diğer önemli bir konu, sepete giren malların ağırlıklarını değiştirmek zamanı gelmiş ve geçmiştir. Halkın alışkanlıkları değişmiştir, tercihler değiştikçe sosyal ve ekonomik yapının etkilediği mal ve hizmetler değiştikçe ve halkın genelinin gelir seviyesi düştükçe mal bazında ağırlıklar değişmektedir. Otellere, lokantalara, eğlence yerlerine halkın yüzde kaçı gider? Ülkemizde ağırlıklı olan maddeler, gıda maddeleri, eğitim, konut ve konut ihtiyaçları, enerji gibi temel ihtiyaç maddelerinin ağırlıkları, günün koşullarına göre değişmelidir. Esas sorun bundan da kaynaklanmaktadır.
Türkiye’de enflasyon, bu ay beklentilerin üstünde çıkınca TCMB faizleri düşürmedi. Geçen hafta enflasyonda düşük beklentinin gerçekleşmesine bağlı olarak faizlerin, 4 Şubat’ta ara toplantı yapılarak düşürüleceğini TCMB Başkanı açıklamıştı. Bu defa enflasyon beklentinin üstüne çıkınca, yapılması açıklanan toplantı iptal edildi ve faizler de değiştirilmedi. Bu konuda son bir hafta TCMB ile hükümet arasındaki faizler konusundaki anlaşmazlık hem gündemleri doldurdu hem de piyasaların farklı algılamalarıyla kurlar tekrar yükselmeye başladı. Hükümetin faiz indirimi üzerinde aşırı ısrarlı duruşu, bunun etkisi ile TCMB’nin günü gelmeden Para Politikası Kurulu’nun 4 Şubatta toplanacağı ve muhtemel faiz düşüşünü lanse etmesinin ardından, enflasyon dolayısıyla 4 Şubat toplantısının ertelenmesi ve faiz konusunda hükümetin ısrarlarının devam etmesi, piyasalarda güven bunalımı yarattı, dövizler tekrar yükselmeye başladı. Dolar zaten ABD’deki faiz artırım söylemleri ile dünyada değerlenmeye başlamıştı. Bunun yanında Türkiye’de de faiz tartışmaları, siyasi baskı olarak ve baskının kabul edileceği algısıyla, hem dolarda hem de en çok kullanılan Euro ve diğer dövizlerde sterlinde de kurların yükselmesine neden oldu.  Para politikalarında, teknik nedenler yerine siyasi kararların ağırlık kazanacağı inancı, yabancı sermayeyi korkutabilir endişeleri, piyasa yorumcuları arasında yaygınlaşmıştır. Tasarruf oranının düşük olması ve büyüme hedefi olan Türkiye’de yapısal önlemler yanında, dış sermayeye ihtiyaç olduğu açık. Teknik kararlara müdahaleyi yabancı sermaye ve piyasaların kabullenemediği de bir gerçek. Piyasalarda sağlanacak istikrar ve güven diğer önlemlerle birlikte büyümeyi kolaylaştıracaktır.