Köşe Yazarları

Türkiye’de, piyasalardaki gelişmeler…


Bu hafta Borsa İstanbul’da en sıcak tahvil satışları ve sermaye çıkışları oldu. BİST sert inişlerle cuma günü en düşük seviyesini görerek 61bin küsur puan seviyelerine kadar düştü. Türkiye’deki son siyasi gelişmeler ve bir haftadan beri çalkantı yaratan iç huzursuzluklar, yolsuzluk iddiaları ve Hükümet üyelerinden bazılarının değişmiş veya değiştirilmiş olması, yabancı sermaye sahiplerini ürkütmüştür. 2012 Temmuz ayından beri borsanın en düşük seviyeye geldiği ve son gelişmelerde % 7 gerileyen endeksin düşmeye devam ettiğini, haftanın son günlerinde % 3 daha gerilediği haberleri ön plana çıkıyor. Halbuki 2013 yılında BİST 80 binler seviyelerinde puan değerine ulaşmıştı. Yalnız son 10 gün içinde 65 milyar $’lık değer kaybı oldukça yüksek bir rakamdır. Gerekli önlemlerle ekonominin tahribatının büyümemesi en büyük temennimizdir.
Yabancı sermaye sahibi hisse senetleri satışının artması, piyasada yaşanmakta olan panik nedeniyle sermayelerini geri çekmeye başlamalarıdır. Bu husus ekonominin en hassas dengelerinden birinin bozulmaya başladığını ve dövize karşı talebin artarak kur artışlarına neden olduğunu görüyoruz. Bunun devamı halinde, kurların daha da yükseleceği intibaını vermektedir. Türkiye’de cari açık sorunu üzerinde son yıllarda epeyce durulduğu ve bunun giderilmesi yönünde ihracata yönelik gerek kur, gerek teşvik, gerekse üretim ihracat odaklı kredi genişletilmesi politikalarıyla birçok önlemlerin alındığını biliyoruz. Bunun yanında yabancı sermaye ihtiyacının gerekliliği ve geçtiğimiz dönemlerde yabancı sermaye girişi ile yatırımlara finansman açısından epeyce yararı olduğu ve ekonomide bir denge sağladığı malumdur. Şimdi yabancı sermaye çıkışının devamı halinde kurların ve faizlerin daha da etkileneceği açıktır. Cuma günü Euro 3TL’yi, Stg 3.6’yı, $ ise 2.2’yi bulmuştur. Dolar bazında son aylarda 1.8’lerden sonra kısa sürede % 12oranında bir devalüasyon olmuştur. FED açıklamasından sonra da TL sına karşı % 5 civarında dolar değer kazanmıştır. Yıl başından itibaren ise dolarda iniş çıkışlar sonucunda bir yılda ortalama % 19 değerinde düşüş olmuştur. Euro’ya ve Stg’e karşılık ise yılbaşından bu yana ortalama % 24 oranında TL’de değer kaybı yaşanmıştır.
Kurların artışı haliyle fiyatları ve enflasyonu körükleyecektir. TCMB kur artışlarını piyasaya döviz vererek ve bu esnada 10 misli arttırarak döviz piyasasını arttırmaya çalışmakta ise de, tek başına bu ortamda sadece bu önlemle kurları frenlemeye, yetmeyecektir. Yalnız Haziran ayından bu yana 15 milyar$ piyasaları rahatlatmak için döviz satışı yapılmış ancak gezi olayları ile başlayan iç siyasi huzursuzluktan ve FED’in son aylarda yeni yılda sıkılaştırma politikası söylemlerinden sonra en son yeni yılı beklemeden uygulamaya başlatılan aylık 85 milyar$ yerine 75 milyar $’lık tahvil alımları, gelişmekte olan ülkeleri etkilediği gibi Türkiye’yi de etkilemiştir. Özellikle de gelişmekte olan ülkeler arasında uluslararası piyasalarda ekonomileri kırılgan sayılan ülkelerden olan Türkiye’de, iç siyasi gelişmelerle riskler daha da arttırılmış bulunmaktadır. Diğer ülkeler Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika olarak Türkiye ile beş ülke arasında bu yıl kurulan benzerlikler dış finansman ihtiyacı ile, büyümede yavaşlama ve enflasyon risklerinin yüksekliği olarak aynı kategoride değerlendirilmiş olmasına rağmen, son FED’in açıklamasından sonra bu ülkelerdeki para değerlerinin düşüşü % 0.5 ile % 1 arasında Türkiye’de ise % 5 olmuştur. Dolayısıyla siyasi olayların etkilerinin daha ağırlık kazandığı görülmektedir.
ABD’nin söylenenin aksine daha erken para sıkılaştırmaya girmesinin nedeni ise, ekonomisini toparlamış olmasıdır. 2013 yılının 3’üncü çeyreği için yayınlanan büyüme % 4.1 gibi iyi bir düzeye gelmiş, işsizlik oranı da % 7’e düşmüştür. En fazla önem verdikleri diğer husus piyasa istikrarıdır. ABD’nin üzerinde durduğu büyüme ve işsizlik oranlarında iyileşmenin sağlanması, artık ekonomide başka önlemlerin devreye konacağı ve kriz döneminde bol miktarda para politikası ile krizin aşılmaya çalışılması politikasının, amacına ulaşmış olduğu kanaatidir. Dolayısıyla yeni sıkılaştırma politikası, sermaye akımı bakımından bu güne kadar yararlanan gelişmekte olan ülkeleri, olumsuz etkileyeceği beklenmekte idi.
Bu dönemde gelişmekte olan ülkeler arasında dolaşmakta olan dış sermaye açısından en fazla kazançlı çıkılması için gayret gösterilmesi gereken husus, ekonomide istikrar ile iç ve dış siyasi istikrar konusunda başarılı ülke olmak kriteri, her halükârda ön planda olacaktır.
Son olaylarla Türkiye’de faizlerde de yükselme oldu. Hatta tahvil faizleri ile kurumsal faizler arasında farkın gittikçe genişlediği görüşleri mevcuttur. Gösterge faizler yılın en yüksek seviyesine % 10’lar civarına çıkmıştır. Artan kurlar dolayısıyla TL’den kaçışı önlemek için bir miktar faizlerde ayarlama yapmak gerekir. Bu konuda hassasiyet gösterilmekle beraber, artmakta olan kurlar ve dövize olan talep arttıkça sorunlar, muhtemel faiz artışından endişe edilen sorunlardan fazla olabilir. Çünkü bu dönem gerek artan akaryakıt talepleri için döviz gereksinimi, gerekse özel sektör dış borç ödemeleri için döviz talepleri, sermaye çıkışının olduğu bu dönemde döviz fiyatlarını daha tetikleyebilir. TL’ye olan içte talebi ve tasarrufu artırabilmek yönünde nominal faizlerin, reel değer kaybını önlemek için enflasyonun biraz üstünde olması kaçınılmazdır.
Haftaya ve yeni yıla daha hayırlı haberlerle girmek dileğiyle 2014 yılının uğurlu ve huzurlu bir yıl olmasını temenni ediyorum. Yeni yılın hepimize, milletimize ve dünyaya barış ve başarı getirmesini dilerim.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı