Geçen hafta TC Başbakan Yardımcısı A. Babacan yanında ekonomi konularından sorumlu 5 bakanla birlikte yaptığı açıklamada 2014 yılı ve gelecek 2015-2017 yıllarındaki sürede hedeflerle ilgili evvelce öngörülenlere göre, revizyon yaptı.
2014 için yeni revize hedeflerle büyümede % 4 olan hedefin % 3.3 olabileceğini, enflasyon için öngörülen % 5 hedefin % 9.4’e çıkacağını, işsizlik oranının biraz daha yüksek % 9.6 olabileceği, Milli Gelir’in ise 2014’de 810 milyar TL olacağını ifade etti. Yani evvelce öngörülen hedeflerde oldukça aleyhe sapmalar mevcut.
Özellikle enflasyonda içinde bulunduğumuz dünya ekonomik koşullarında ve günümüzde gerçekleşmekte olan düşük enflasyon düzeylerine göre Türkiye’de bu yıl enflasyon oldukça yükselmiş durumdadır. ABD, İngiltere ve AB ülkelerinde ve gelişmiş ve gelişmekte olan bir çok ülkede enflasyon genellikle % 1-2 arasında seyrederken, Türkiye’nin bu kadar fark yaratması, 2014 ve gelecek için alınacak kararlarda ve özellikle para ve faiz politikalarında çok dikkatli olmayı gerektiriyor. Bu kadar yüksek enflasyonla faizleri Merkez Bankası hala düşürmeye devam ediyorsa TL’nin yabancı paralar karşısında değer kaybı ve kur riski artıyor demektir.
ABD ve AB’ de şimdi faizler çok düşük. Özellikle AB’ de hatta mevduatlara eksi faiz uygulaması devam etmektedir. Ancak resesyon devam etmekte enflasyon da çok düşük, ortalama % 1’lerde. Bankaların mevduat artışı yerine, yatırım ve kredilerin arttırılması ve genişletilmesi ve ekonominin resesyondan kurtulması gayretleri mevcuttur. Yatırımın, istihdamın ve harcamaların arttırılması hedefini güdüyorlar. ABD’de ise ekonomi toparlandığı ve istihdam hedeflerine ulaşıldığı cihetle dolarda faizlerin arttırılmasına gidileceği verilen beyanatlardan görülmektedir. Doların değer kazanması şimdiden başladı. Hâl böyle iken Türkiye’de enflasyonla faiz dengesinin sağlanması daha da önem kazanır. Türkiye’de borç stokunun özellikle de özel sektörün borç ödemeleri ve Türkiye’deki diğer ekonomik belirsizliklere ek olarak iç sosyal ve iç ve dış siyasi olayların yarattığı riskler dolayısıyla, yabancı sermayenin ürkebilme ihtimali yükselmektedir. 2023 hedeflerinde milli gelirin 2 trilyon olacağı tahmininin ise Sayın Babacan tarafından 2017 yılından 14 yıl sonra -yani 2031’de- gerçekleşebileceği, tahmini yapıldığını beyan etti.
Sayın Babacan 2015- 2017 OVP’nin birinci önceliğinin mali politikada sıkılaştırma, ‘birinci önceliğin de enflasyonla mücadeleye kararlılıkla devam etmek’ olduğunu açıkladı. ‘Geçen yıl birinci önceliğin cari açık olduğunu ve bunda başarılı olunduğunu, bu yıl ise ikinci önceliğe alındığını, üçüncü önceliğin de Türkiye’nin yapısal reformlara hız vererek potansiyel büyümesini arttırmak’, olduğunu ifade etti.
Bütçedeki faiz dışı fazlanın GSYİH içinde % 1.7’ye ulaşacağını, faiz dışı harcamaların da GSYİH’nin % 1.1’e geleceği öngörülmüştür. Bütçe dengesi ve mali disiplinle mali yapının tüm iç ve dış olumsuzluklara rağmen sağlam olduğu ve hafif sapmalarla iyi devam ettiğini görüyoruz. Bu göstergeler ve asgari bütçe açığının devam ettirilmesi mali denge tarafının sağlam bir zeminde gittiğini gösteriyor.
Geçen gün Maliye Bakanı ve ekibinin açıkladığı 2015 yılı Bütçesinde ise toplam gelirler 452 milyar TL, toplam giderler de 472.9 milyar TL, yani gelirlerin giderleri karşılama oranı % 95.7 oranında öngörülmüştür. Faiz dışında, bütçe fazlası vardır. 2015 için ise ekonomide büyüme % 5, enflasyon % 5, işsizlik % 9.1 olarak hedeflendi. Milli gelir de 971 milyar TL öngörüldü.
2015 ve 2016 için konan dolar kurunun sırayla 2.28 ve 2.37 olarak öngörülmesi, mevcut dünya para piyasaları ve Türkiye’nin belirsizliğini koruduğu kur politikası, para ve faiz politikası ve ABD’deki belirlenmekte olan faiz ve para politikası koşullarında, tutturulması zor gibi değerlendirilmektedir. Halen, dolarda 2.30 kuru bu hafta içinde şimdiden seyretmeye başladı. Merkez Bankası bağımsız ve gerçekçi politikaları uygulaması, diğer iç ve dış risklerin rahatsız edici olmaması halinde, kurların belirli aralıklar arasında dengede kalması muhtemeldir. Aksi durumda kurlar fırlayabilir, enflasyon kontrolü de çok zor olur.
Merkez Bankası, geçen gün dolar kuru artınca, kuru frenleyebilmek için MB’den dolar almak isteyen bankalara döviz depo faizini düşürerek ihtiyacı olan bankaların Merkez Bankasından döviz almalarını kolaylaştırdı. Bir de bankaların Aralık 2014’de MB’den döviz borçlanma limitlerini arttıracağına işaret etti. Ancak kur dengesinin korunmasında, enflasyon oranı göz önüne alınarak, en güçlü önlem olan faiz silahını kullanması mevcut koşullarda şarttır. Aksi halde bazı sanayici ve ihracatçıların etkisi ile Hükümetin bu konuda tam tersi önerilerin baskısı ile para politikalarında siyasi kararlar devam ederse, halledilmesi gerekli birinci öncelik olarak Orta Vadeli programda öne alınan enflasyon hedefinin tutturulmasının mümkün olma ihtimalinden uzaklaşılır.
AB’nin en son bu hafta yayınladığı Türkiye raporunda, 2001’den beri Türkiye’nin süren sağlam büyümesinin, ekonominin temellerinin geliştiğini ve şoklara dayanıklılığı vurgulanırken olumlu görüşler yanında ekonomi politikalarının oluşturulmasının son dönemde iç politika gerilimlerinden etkilendiği ve ekonomi politikaları temelleri üzerinde konsensüsün zayıfladığına değinilerek, makroekonomik dengelerin sağlanması için yapısal önlemlerin alınması tavsiye edildi. Ayrıca Merkez Bankası’nın şeffaflığı ve öngörülebilirliği engelleyen karmaşık para politikaları ile çoklu hedefler dolayısıyla tenkit edildi. Finans sektörünün ise sağlamlığı üzerinde müspet yorum yapıldı. Küresel riskler karşısında savunmasız duruma değinilerek, fiyatlara yapılan müdahale ile ihale yöntemlerine dikkat çekildi.
Türkiye’de en büyük sorun işsizlik olarak devam edecek görünüyor, çünkü istihdam yaratılmasına rağmen çalışabilir nüfusun her yıl daha hızlı artması dolayısıyla sorun aşılamıyor. Daha fazla istihdam yaratıcı yatırımların hızlandırılması ve özellikle gerilemeye başlayan sanayi sektörünün ve yoğun istihdam üretim sektörleri yatırımlarının teşviki ile ithal ara mal imalatının geliştirilmesi istihdamın artışına katkı sağlayabilecektir. Genel işsizlik oranı % 9.5’larda yüksek seyretmektedir, diğer taraftan genç işsizlik oranının ise TÜİK açıklamasına göre % 18.2, kadınlarda ise işe katılma oranı çok düşük % 30.8 düzeyindedir. Avrupa’da kadınların işe katılma oranı % 60-80 arasındadır. OVP’nin en fazla üzerinde öncelikle duracağı önlemlerden birinin de tüm gelişmiş ve birçok gelişmekte olan ülkelerde uygulanan insan odaklı politikaların geliştirilerek, büyüyen ekonomide işsizlik sorununun da azaltılması gerektiği kanaatindeyim.
































