Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’de Finans sektöründen beklenenler

Bu hafta bankacılık sektörü üzerinde Hükümetin yönlendirmelerinin ağırlık kazandığını görüyoruz. Özellikle Türkiye’de ekonomik gelişmelerin sağlanması konusunda ve piyasanın canlandırılması görüşüyle, gerek Cuma gün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Sermaye Piyasaları Birliği kongresinde yaptığı konuşmada gerekse de Başbakan Yardımcısı Canikli’nin bankalara yönelik olarak faiz indiriminin devam ettirilmesi ve bunun yatırımların gerçekleşmesine ivme kazandırılması için gerekli olduğu vurguları, bankaları harekete geçirdi.

Özellikle vurgulanan husus, kredi faizleriyle mevduat faizleri arasında bankaların bir çoğunda yeterinden fazla marj bulunduğunu, % 3- 3.9  hatta fazla olduğu, dolayısıyla bu kritik dönemlerde bankaların da kârlarından bir miktar fedakârlık yaparak ülke ekonomisinin içinde bulunduğu bu yılki çeşitli olumsuz etki yaratan terör dahil siyasi, jeopolitik ve ekonomik nedenlerden dolayı durgunluğun aşılması için, para maliyetinin düşürülmesi konusunda  bankacılık sektörünün de bu zor günlerde Ülke menfaati için destek olmasıdır.

Esasen gerek Hükümetin bu konudaki politikası, gerekse TCMB.ca bu etki ile özellikle bu yıl başlattığı ve her ay bir miktar düşürdüğü faiz oranlarının, daha da düşürülmesi gerektiği hususundaki artan telkinlere, Bankacılık kesimindeki güçlü ve etkili bazı bankaların öncülük yaparak olumlu cevaplar verilmesi ve büyüme için kredi hacminin % 15 daha artması gerektiği görüşlerinin bu bankalar tarafından da paylaşılması, bankacılık sektörü içinde de olumlu tepki aldı. Öncülük yapan Türkiye İŞ Bankası ve TC Ziraat bankası olmuştur. Bu bankalar aynı zamanda Faiz’le birlikte Vade konusuna da olumlu baktıklarını gösterecek yeni uygulayacakları kriterleri, oran ve süreleri ve yeni yapılandırmalarını açıkladılar. Ve kredi vade sürelerinin de arttırılmasını öngördüler.

Bu çerçevede İş Bankası genel Müdürü, 15 temmuz sonrasında ‘zor dönemler için özel sorumluluklar yüklenmiş bir kurum’ olarak haklı taleplere cevap vereceklerini, çünkü vatandaşın da bu esnada ne yurt dışına para transferi yaptığı ne de kredi taleplerini artırdığı, aksine 11 milyar$’ın üzerinde parasını bozdurarak ihtiyaçlarını karşıladıklarını yani halkın fedakârlıkları karşısında kendilerinin de bir şeyler yapmak durumunda olduğunu izah ederek, özellikle Konut, Esnaf, Taşıt ve ihtiyaç kredilerindeki faizleri düşürerek yeni faizlerini açıkladı. Buna göre konutta faizleri % 0.90’a, esnaf’ta % 0.99’a taşıtta % 1.10’a , ihtiyaç kredilerinde % 1.15’e, kredi kartlarında da % 1.90’a düşürdü. Arkasından AkBank, TEB, Şekerbank, Vakıfbank, Yapı ve Kredi bankası da hemen faizleri düşürdü ve bunu diğer bankalar takip ediyor.

TC Ziraat Bankası, faizle birlikte Vade konusunun da çok önemli olduğunu hatırlatarak ödeme kolaylığı bakımından vadeleri bir misli arttırmak suretiyle yapılandırılacağını ve bu şekilde taksitlerin yarıya düşürülmesini sağlayarak kredi alanları rahatlatacaklarını ve ekonomiye can vereceklerini açıkladı. Bankaların çoğunun, ülke menfaatleri için kârdan bir miktar feragat gereğini vurgulamaları, aynı gemi içinde ve karşılayabilecek kâr marjlarının bulunduğunu ima ederek bu sıkıntılı durumda sorumluluklarının bulunduğunu ifade etmeleri önemli bir davranıştır.  Ülkenin önünün açılması için dayanışma açısından çok takdir edilecek bir adım attılar. Yeni faiz ve vadelerde öngörülen önlemlerin öncelikle konut-inşaat sektörünün canlanmasına, üretimin hareketlenmesine, tüketimin ve piyasanın canlandırılmasına yardımcı olması beklenmektedir. Yatırım için iş yapmak isteyenlere de bir teşvik olacaktır. Türkiye’de bu sıkıntılı dönemde sektörlerin ve vatandaşların bu güne kadar ülke genel menfaatleri için gösterdikleri fedakârlıklar takdire şayan olduğu gibi krizin aşılmasına da yardımcı olacak faktörlerdir.

Türkiye’de Türk Bankacılık sisteminin sağlam olduğu da açıklanan göstergelerden gözlenmektedir. Gerçi toplam krediler toplam mevduatların üzerindedir ve mevduatların krediye dönüşüm oranı % 120 civarındadır. Ancak bu oran bütün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde vardır hatta fazlası söz konusudur. Bu da bankaların borç karşılarken sermaye piyasalarından, yurt dışından ve Merkez bankaları fonlarından yararlandıklarını göstermekle birlikte, büyük yatırımlar ve gelişme, kalkınma yolunda kullanılmak üzere piyasalarda mevcut sermayeden yararlandıklarını da göstermektedir. Her ne kadar da yerli kaynaklara ve mevduat kaynaklarına dayalı olmak çok daha sağlıklı olsa da yeterli mevduat artışlarına kadar geçiş için her ülkenin yatırım amaçlı dış ve iç sermaye kullanması geçerli olan bir yöntemdir de.

Çekirdek enflasyonun geçen gün açıklanan Ekim raporuna göre % 7.69’dan % 7.04’e düşmesi, faiz düşüş talebini de desteklemiş oldu. Ve yıl sonu Merkez Bankası % 7.5 hedefine ulaşma ümidini arttırdı.

Bu arada yine Cuma günü gerek dolara karşı gerekse Euro ve sterling’e karşı TL’sında değer düşüşü yaşanmıştır. Dolar 3.17’TL yi, Euro ise 3.51TL’yi gördü. Bist 100 de 74,267’e gelerek % 3.15 değer kaybetti. Bunun nedeni hem ABD’deki bu ayki istihdam ve ekonomik verilerin olumlu olması ile dolar değerinin genelde bir çok ülkelerin yerel paralarına karşı yükselmesinden kaynaklandığı gibi seçimlerin yakın olmasının etkileri de düşünülmektedir. Ancak etkilenen diğer ülke paralarına göre TL’de daha çok değer kaybının olması ise Türkiye’deki iç ve dış siyasi gelişmelere bağlanmaktadır. S&P ise Cuma gün Türkiye notunu negatiften durağana çevirdiğini duyurdu. Yatırım cesareti için İyi bir haber oldu. Daha iyi günler dileğiyle.