Bir taraftan bu hafta açıklanan ekonomik büyüme rakamları, evvelce öngörülen tahminlerin üzerinde olumlu gelişmeleri yansıtırken, öte yandan faizin düşürülüp düşürülmemesi üzerindeki tartışmalar, bir süre daha devam edeceğe benziyor. Çünkü mayıs ayı enflasyon oranı, faizin düşürülmesi yönündeki beklentileri, erteleyeceğini göstermektedir. TCMB Başkanı’nın, Ocak 2014 ayındaki faiz artırımından sonra kurların dengelenmesinin ve fiyat istikrarının sağlanmasına yönelik MB politikasını, uygulamaya devam edeceği anlaşılmaktadır. Nitekim hükümetin oldukça bastırmasına rağmen faizleri düşürmemekte direnmektedir.
Enflasyon 2014 yılının ilk beş ayında bu kadar yükselmişken faizin düşürülmesi, tekrar döviz talebine olan hızı arttırması ve kurların yeniden hareketlenmesi nedenini tetikleyecektir. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu gelişme pozisyonunda döviz borçları ve cari açık sorunu ile yatırımlar için gerekli olan yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi ve döviz çıkışının azaltılması esas dikkat edilmesi gerekli önlemlerdir ki TCMB de buna özen gösteriyor. 2013 yılında ve özellikle Aralık 2013’ten sonra Ocak 2014’e kadar düşük faiz uygulanmasıyla kurların fırlamış olmasının enflasyon artışına da önemli ölçüde etkisi olmuştur.
TCMB Başkanı geçen hafta Bakanlar Kurulu’na bir sunum yaptı. Sunumda öne çıkardığı hususlar büyüme ve istihdamda iyi bir gidiş olduğu, %4’ü aşan büyüme hedefinin gerçekleşeceği, yatırımların milli gelire oranlarının diğer benzer ülkelere göre çok daha iyi olduğunu, faizin birdenbire düşürülmesinin dengeleri bozacağı, mesajını vererek politikasını savunmuştur. Cari açıkta da iyileşme beklendiği, döviz rezervlerinde artış olduğu, enflasyonun çıkış trendini takiben alınan önlemlerle Haziran 2014’ten sonra düşüşe geçilebileceği beklentilerini de izah etti. Hükümetin faiz düşmezse yatırım olmaz görüşüne de tüketimi daha az olan ülkelerde yatırımın daha çok, tüketimin daha fazla olduğu ülkelerde ise yatırımın daha düşük gerçekleştiğini örnek vererek enflasyonu düşürecekleri ve buna göre faizlerin de düşürüleceği imajını verdi. Hükümeti yumuşatmaya çalıştı. Ancak Sayın Başbakan bu açıklamadan memnun olmadı ve faizin düşürülmemesi halinde enflasyonun düşmeyeceği görüşündedir, bunu da müteaddit defalar açıklayarak, ters argümanla “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” konusunda ısrarlı oldu.
Tabii ki Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacaktır. O tarihe kadar enflasyon düşemezse, faizler aynı kalabilecek mi? MB ısrarlı duruşunu sürdürebilecek mi göreceğiz. Çünkü zaman az kaldı. Mayıs enflasyonu daha da yüksek % 9.66 yani % 10’a yakın oldu. Haziran enflasyon düşüşü bir ümit olarak beklenmektedir de bunun MB tarafından tek başına yerine getirilmesi mümkün değildir. Uygulanacak Hükümetin ekonomik ve mali politikalarının etkisi ve önemi daha büyüktür. Enflasyonu etkileyen pek çok unsur vardır. Seri üretim, etkinlik ve verimlilik, kâr marjları, hammadde fiyatları, kalite, tüketim meyli, talep, devlet harcamaları, gelir artışı, ihracat, maliye politikaları ve daha birçok sayabiliriz. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Babacan, uygulanan politikalar güveni arttırıyorsa bu iyi bir sonuç verecektir. Bu faiz artışı da olsa güveni arttırmaya katkı sağlıyorsa sonuçta büyümeye de yardımcı olacaktır diyerek MB’nin uygulamakta olduğu politikaya destek verdi.
Türkiye’de geçen gün açıklanan 2014 birinci çeyrek sonu ekonomi verilerine göre önemli sonuç, ekonomide % 4.3 büyüme gerçekleşmesidir. En yüksek büyüme hızı finans ve sigortacılık sektöründe(%13.9), inşaatta(% 5.2), imalatta (% 4.9) oldu. Üretimde % 4.3 oranındaki büyümeye en çok katkı yapan sektörler de 1.3 puanla imalat sektörü ve 1.7 puanla finans ve sigorta sektörü oldu. Büyümenin esas kaynağı da ihracattan ve iç tüketim artışından kaynaklandı. İhracatta ilk çeyrekte % 11.4’lük bir artış gerçekleşirken ithalatta %0.8 gibi çok düşük bir artış, olumlu bir sonuçtur. İhracat artışı, cari açık için de olumlu bir gelişme sağladı. Dünyada genelde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme ve diğer ekonomik göstergelere göre, Türkiye’de ekonomik gelişme iyi seviyede devam ediyor. Mayıs sonuna kadar sermaye girişlerinin devam etmesi de yatırımlar için ferahlatıcıdır. Avrupa Merkez Bankası’nın açıkladığı çok düşük ve eksi faiz oranları dolayısıyla, sermaye çekiminin daha avantajlı olan Türkiye’ye yönelik artması beklenmektedir.
Geçen hafta AMB Başkanı, faiz ve likidite politikasını açıkladı. Aldıkları kararla AMB’nin piyasaya verdiği faizleri 0.10’luk indirimle % 0.15’e indirdi. AMB nezdinde mevduat bulunduran bankaların faizlerini de eksi faize (% -0.10)a indirdi. Bunun anlamı, bankaları AMB nezdinde para tutmamaları ve ellerindeki kaynakları krediye yönlendirmeleri içindir. AMB ayrıca piyasaya 650 milyar€’ vermeyi tasarlamaktadır. Bunun 400 milyar €’luk kısmının kredilere yönlendirilmesi hedef alınmaktadır ve bu krediler EURO Bölgesi bankalara uzun vadeli imkân olarak verilecek. Deflasyondan korkulduğu cihetle kriz döneminde durgunluğa giren kredi ve bankacılık sisteminin desteklenmesi ve canlandırılması amacı güdülüyor. Bunun, en yakın mesafede gelişmekte olan ülke olarak Türkiye’ye olumlu yansımaları olacaktır. AB ülkelerinden Türkiye’ye yönelik kanaatimce dolaylı bir sermaye akımı da söz konusudur. Faiz avantajı dolayısıyla AB bankalarından düşük faizli kredi alıp Türkiye’ye yatırım için sermaye aktarımı kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca AB ekonomisinde bu önlemlerle iyileşme halinde özellikle ihracatının büyük bir kısmı Avrupa ülkelerine olan Türkiye’ye, talep yönünden olumlu yansıması olacaktır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























