Kendi çocukluğumdan tutun da şimdiki çocukların okul hayatına baktığımız zaman büyük bir çoğunluğun söyleyeceği cümle; “mutlu bir okul hayatımız olmadı” olacaktır. Bu ülkede çocuklar niye okulda mutlu değil. Ne yazık ki okullar ve eğitim sistemimiz mutlu çocuklar yaratmak için değildir.
Tek düze sıralanmış masalarda, öğretmenin sürekli aktif olduğu, grup çalışmasının neredeyse hiç olmadığı, teknolojik donanımdan yoksun bir sınıf ortamında; Sürekli “sus, otur yerine, konuşma, önüne bak” gibi komutların olduğu bir eğitim anlayışında mutlu çocukların olması mümkün görünmüyor.
Okulun bitiş saatini iple çeken, okulda daha çok sınıf dışı aktiviteleri tercih eden bir çocuk profili var karşımızda… Okulda öğretmenden duydukları belli komutların benzerlerini evde anne-babadan da duyan bu küçük bedenler, bir kapanın içine sıkışmış durumda…
Bugün bisiklet sürmeyi, sokakta oyun oynamayı bilmeyen, hatta kaldırımdan aşağıya inmekten korkan bir nesil var. Bu ailelerin aşırı korumacı, çocukların yerine her şeyi yapma girişimi çocukların sağlıklı büyümesini engelliyor. Aslında bu şekilde davranarak ellerinden mutlu bir çocukluk dönemini de almış oluyoruz.
Bugünün çocukları belki bizim çocukluğumuza göre çok daha fazla olanağa sahip ve istediklerini daha kolay elde edebiliyorlar. Ancak sanki biz daha mutluyduk, birçok şeyin değerini daha iyi biliyorduk gibi geliyor bana…
Galiba özgür olmak ile mutluluk yakın ilişki içinde olmadığı sürece mutlu çocuklar yetiştirmek zor olacak. Kendi dönemimden düşünüyorum da, dersler boş geçtiği zaman sevinirdik. Halbuki sevdiğimiz, mutlu olduğumuz dersler olsaydı derslerin boş geçmesine sevinir miydik? Bugünün çocukları da ayni şekildedir ve boş derslere sevinirler. Ya da beden eğitimi derslerini iple çekerler. Çünkü o sıkıcı sınıf ortamından dışarı çıkılan tek derstir de ondan…
Gezi-gözlem, kitap okuma, kültür-sanat, yaparak yaşayarak öğrenme, düşünme becerilerini geliştiren problem çözme gibi aktivitelerden uzak bir eğitim anlayışı çocukları mutlu etmek için yeterli değildir.
Süreç odaklı bir ölçme-değerlendirme sistemi geliştirilemediği sürece ve kolej sınavı, yerleştirme sınavı, üniversiteye giriş sınavı gibi kısa sürelere sıkıştırılmış sınav anlayışı ile çocukların mutlu olması mümkün değildir.
Kolej sınavına hazırlanan bir çocuğun, 4’üncü sınıftan başlayarak dershanelere, özel derslere gittiğini neredeyse bütün zamanını ders çalışarak geçirdiğini düşünürsek, nasıl bir mutlu çocukluk yaşayabilirler ki?
İşte bizim memlekette bu eğitim anlayışı ile yapılan işe “öğretim” diyebilmemiz mümkün mü? Bizim ülkemizde bir çocuk veya genç 4’üncü sınıftan 12’nci sınıfa kadar geçen sürenin yarısını merkezi sınavlara hazırlanmak için harcıyor. İşin ilginç yani hep da bu merkezi sınavlar kademeler arası geçişte kullanılıyor. Dolayısı ile çocukların ve gençlerin daha da stresli bir ortamda bu sınavlara hazırlanmasına zemin hazırlanılıyor.
Aslında çocuklarımızın çocukluklarını ellerinden alıyoruz. Bir yerde hayatlarını çalıyoruz. Neredeyse onlara hiç sormadan hayatlarını şekillendiriyoruz. Sonra da gün gele çocukların istekleri ile bizim isteklerimiz uyuşmadığı zaman sorunlar daha da karmaşıklaşıyor, sorunun çözümü zorlaşıyor.
Bugün dünyada eğitimde elde ettiği başarılar ile bilinen Finlandiya eğitim sisteminin başarısının nedeni nedir biliyor musunuz?
Amerikan eğitim anlayışının aksine teknolojik donanımdan çok, sınavsız, rekabete dayalı olmayan, gücünü özgür öğretmen ve öğrenciden alan bir anlayıştır.
Böyle bir eğitim anlayışı geliştirebilir miyiz?
Bekliyoruz.
































