Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’de durumlar iyi değil! (KKTC’yi olumsuz etkiliyor!)

Türkiye’de  hükümet krizi yanı sıra artan terör olayları “kuşku verici”  olmaya başladı!  Sanki bir iç savaş yaşanmakta!  Sanki TC Güney Doğu’ya egemen değilmiş gibi! Sanki Güney Doğu da Diyarbakır odaklı özerk bir bölge ilan edilmiş gibi! Dahası sanki bu özerk bölgede bir Kürt devleti kurulacakmış gibi!
İnsan korkuyor! Çünkü tek sığındığımız güç olan Türkiye eğer içteki sorunlarını kısa sürede çözmezse Kıbrıs’ta ne istikrar bekleyin ne   de çözüm! Nitekim oradaki döviz vurgunu KKTC’yi üç günde darmaduman etti!  Ne ekonomi kaldı ne finans! Artı, pahalılık aldı başını gidiyor. Üstelik on gün sonra ödemeler var! Mesela ben geçmişte maaşın yarısından fazlasını kurtarabilirken,  son aylarda ancak yarısına fit gidiyorum. Ve bu on gün eğer böyle devam ederse  gitti o yarısının yarısı da diyorum!
Düşünün ki ben sıradan ve tabanda bir yurttaşım!  Eğer döviz nedeniyle böylesi açmazlara düşmüşsem, büyük şirketler, işletmeler,  esnaf zanaatkârlar ne yapacaklar?   Gelirler giderler dengeleri olmazsa tekerleği döndüremeyenler ne hallere düşecekler! Neyse ki galiba bankalar kazanıyor!
OLAYIN SİYASİ BOYUTU: Türkiye’deki bu krizler müzakereleri etkileyecek mi? Bir süredir bu olasılığa cevap bulmaya çalışıyorum… Ve handikapları şöyle sıralıyorum:
Ne zaman kurulacağı belli değil ama Türkiye’de seçim hükümeti kurulacak! Kurulduktan sonra en erken üç ay sonra da seçime gidecek! Neresinden baksanız dört ay gibi bir süre müzakereler “Türkiye’nin inisiyatifi dışında ve seçim sonuçları beklenilerek devam edecek yahut   bir vesile ile tıkanacak!”
Kabul etmek zorundayız. Türkiye’de taşlar yerli yerine oturmadan Kıbrıs sorununun öyle oldubitti maşallahla çözüm için referanduma taşınması o kadar kolay olmayacak tutun ki 2016’yı aşacak!
Türkiye’de geçici hükümet kurulsa da 2016 yılı bütçesini yapamayacak! Bu da TC tarafından KKTC’ye ayrılan   paranın  akışını engelleyebilecek.
  2016’da uygulamaya sokulması beklenen TC-KKTC Mali ve Ekonomik Protokolü’nün üçüncü aşaması olumsuz etkilenecek!  
Kısaca: Neresinden bakarsanız bakınız KKTC’yi zor günler bekliyor!
    **********
UBP’de aday furyası (Meğer ne çok kurtarıcısı varmış!)

Maşallah UBP’de başkanlığa aday furyası var. Bu ne demektir bilir misiniz? UBP’de artık başı çeken lider kalmadı!  Mesela İrsen Küçük dönemine kadar UBP’ye başkan olmak sırat köprüsünü geçmek kadar zordu. Demek ki artık UBP’li her milletvekili kendini “partinin başı”  olarak görebiliyor!
Tabii olaya “demokrasi”  açısından bakacaklar da vardır.  Hatta denecek ki “İşte. UBP budur. Şeffaf, açık ve    parti içi demokrasiyi çalıştıran parti!” Ne var ki öyle olmadığını biliyoruz!   Ve anlıyoruz ki Özürgün hem kendini UBP camiasına kabul ettiremedi hem de bir siyasi partiyi yönetmenin “çocuk oyuncağı” olmadığı fikrini çakamadı! 
“SONUÇTA: Şöyle denebilir:  “Fakat bu bir parti kurultayıdır.” Fakat kurultay sonrası  sonucun “UBP’deki taşları nasıl etkileyip oynatacağını bilemiyoruz! Şu anda dört aday var gözüküyor…  Bu dört  ayrı görüştür ki Zorlu Töre aralarından sıyrılarak ayrı bir ekol oluşturmakta! Ortaya da  beş “ayrı  taraf” çıkmaktadır! Seçimden sonra da  “beş ayrı tarafın” tek yola düşüp  “yaşasın UBP” bayrağı altında yürüyeceklerine inanmak güçtür!  Çünkü gene öylesi bir İrsen Küçük’lü kurultayla başlayan tartışmalardır ki UBP’yi de küçülttüydü! Çarnaçar kurultayı bekleyeceğiz ama!
   **********
Kısaca takıldıklarım: (İlginç öneri – NEO barışçılarla Yurocular – ve S.Denktaş’ın çıkışı!    
        “Kim bilirdi 3-4 yıldır Kıbrıs’ın tamamına yönelik uygun bir master planının  Türkiye’nin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanmakta olduğunu? Kim bilirdi bu planın uygulanması halinde Kıbrıs’ta elektrik fiyatlarının üçte bire kadar düşeceğini? Kim bilirdi TC Enerji Bakanlığı’nın adaya kaplo ile elektrik verilmesine sıcak bakmadığını? Kim bilirdi Kıbrıs’ın elektriği için 30-50 yıllık sürdürülebilir bir projenin hayata geçirilmesi gerektiğini! Bunları Enerji Bakanı Taner Yıldız açıkladı. Şimdi Kıb-Tek’i izleyin.  Yahut devleti alilerini! Veya sendikalarımızı, birlik derneklerimizi. Hep bir ağızdan ve tek sesli koro halinde çağıracaklar   “bunlar bizim şartlarımıza uymaz!”  Hey gidi Kıbrıslı hey! Yıllardır TC ve TC’lilerin memelerinden düşmedik. Parasından işçisine, bakıcılarından  temizlikçilerine, sanatkârlarının  işlerinden zanaatkârlarının işlerine kadar ne becerileri varsa hepsini de  bize verdikleri hizmetlerinde tepe tepe  kullandık! Yine de beğenmedik! O kadar beğenmedik ki Annan planında elli binini birden postalıyorduk eğer Rum evet deseydi!  Ha şimdi de özel şirketlerin KKTC’ye sağlayacağı elektriğini beğenmiyoruz!”  Yok beğenecektik!  ESKİ “MİLLİYETÇİLERE” NE OLDU? Huyumdur:  Ben şüpheci insanım. Nitekim bu “şüphe hastalığım” nedeniyle kaç gündür düşünüyordum. “Neden şimdilerde bizim bazı tanıdık milliyetçiler “tabii ki Rum’a malını vermek gerekir” yollarında özellikle sosyal medyada mesajlar yayınlıyor ne kadar Barış yanlısı olduklarının ispatında tepiniyorlar? Buldum!  Bir  “Mülkiyet Komitesi”  kurulacak ya! Hah işte! O Komitede yer almak demek yuroları ceplemek demektir! Reytingi de ayrı! Bunun için ne yapılır? “Tamı tamına ve tabi bukalemun gibi, Mülkiyet Komitesine uygun insan  kılığına girilir!”  Giriyorlar kardeşim!
SERDAR DENKTAŞ’IN ÇIKIŞI: Neme lazım. Kıbrıs siyasi sorunu ile görüşlerini kıvırmadan, “çözüm, barış, insanlık” gibi lafların arkasına saklanmadan, kısaca siyaset cambazlığı yapmadan ve de kör gözlere parmağım diyerek ortalara seriyor.  Bir kere Rumlara inanmıyor! Hâlâ ozmosis yani Türkleri Rum halkı ve üstünlüğü içinde eritme politikasında olduklarını söylüyor… AB’nin Türk halkına kendi çözüm politikasını havuç gibi yedirmek istediğini iddia ediyor… Ve mülkiyet konusunda global çözümü savunuyor… Ya tazminat, ya takas (ki bana göre  takas olup bitmeden mülkiyet sorununun çözümüne geçilemez) ya da iade diyor! Doğrusu ya ayni akılda olmasak da tüm bunlar aklıma çok yatıyor…