Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye Milli Güvenlik kararı: (KKTC Hükümet ve Meclisi hangi safta olduğu ile Kıbrıs’la ilgili siyasi görüşünü açıklamalıdır)

Geçtiğimiz gün Türkiye Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında on saat yirmi beş dakikalılık toplantısı sonucunda radikal kararlar alırken, bunların bir maddesi de “Ege ve Doğu Akdeniz’deki Gelişmeler” başlığı altında şu açıklama ile yer alıyordu: “Deniz yetki alanları başta olmak üzere Ege ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler gözden geçirildi. Türkiye’nin kendi kıta sahanlığı içinde ve garantör ülke olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ruhsatlandırdığı sahalardaki hak ve menfaatlerinin korunması için gereken her türlü tedbir önümüzdeki dönemde kararlılıkla alınacaktır.” Bu karar sonucunda anlıyoruz ki önümüzdeki dönemde de Barbaros Hayrettin Paşa gemisi Doğu Akdeniz’de sismik araştırmalara devam edecektir. Zaten Türkiye bu araştırma hakkını iki nedenden dolayı kullandığını çoktan açıkladıydı. Bunlardan birisi “garanti anlaşmalarından” doğan hakkıdır. Diğeri ise KKTC ile yaptığı ikili anlaşmaya dayalı olan hakkıdır. Her hal’u kârda Türkiye Rum tarafının tüm itiraz ve çığlıklarına karşın, “benim KKTC adına Doğu Akdeniz’de en az senin kadar sismik araştırmalar yapma hakkım vardır” demektedir. Ve adadaki Rum Yönetimi’ni Türk tarafını dikkate almadan tek taraflı siyasi ve ekonomik tasarruflarda bulunmakla suçlamaktadır.
Buna karşılık geçtiğimiz gün NATO Genel Sekreteri ile görüşen Yunanistan’ın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri bakanı Samaras Türkiye’yi hem “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamakla” hem de uluslararası deniz hukukunu çiğnemekle” suçlamıştır!
Bu arada Atina’yı ziyaret eden NATO Genel Sekreteri Stotoltenberg Rusya’yı, Ukrayna’yı istikrarsızlaştırmaktan vazgeçmesi için uyarırken, Doğu Akdeniz’deki sorunla ilgili de taraflara sağduyu çağrısı yapmıştır. Ve herkesin “Suriye ile Irak’taki ve Rusya’nın saldırgan politikasının neden olduğu önemli tahriklere odaklanmasını istemiştir…”
Anastasidis’e gelince: Çıbanın başı oluşunu umursamaz politikası ile yaptığı açıklamada, Türkiye’nin sadece Rum’un Münhasır Ekonomik Bölgesi’nden çekilmesinin yetmediğini, bir daha bu bölgeye uğramayacağının taahhüdünü de vermesini de istemiştir!
Öte yandan Rum medyasına göre “Rum Yönetimi çıkacak doğal gazdan Türk tarafının da yararlanmasının görüşülmesi konusunun, çözümden önce mümkün olmayacağı kararında olduğunu açıklamıştır…”
Ve: Dün de yorumunu yapmıştık. Yine geçtiğimiz günlerde Mısır, Yunanistan ve Güney Rum Yönetimleri Dışişleri Bakanları Lefkoşa’da toplanmışlar, kel gelini kel kaynana över misali Türkiye’ye çağrıda bulunarak Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge’deki sismik araştırmalarını derhal durdurup bir daha geri gelmemek üzere bölgeden ayrılmasını istemişlerdir…
Tabii bu haberlere Rusya’nın Rum Yönetimi ile askeri anlaşmalarda bulunduğu, bir firkateyni ile Rum tarafına konuşlanacağı haberlerini de eklemeliyiz!
BU GELİŞMLERİN HEPSİNİ BİR ARAYA GETİRİP YORUMLAMAK GEREKİRSE: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’yi sadece “dürtmüyor” aynı zamanda “tahrik” de ediyor! Tabii son günlerde siyasi gelişmelerinin odağına kurulan Rusya’nın, Rum tarafınca gördüğü hüsnü kabule AB ile NATO’nun nasıl bu kadar tahammül gösterdikleri, insanda küçük dilini değil, büyüğünü bile yutturacak bir şaşkınlık yaratmaktadır!
Hem de İngiltere başbakanı Kamerun’un Rum’u MEB konusunda uyarması ve NATO Genel Sekreteri’nin Lefkoşa ziyaretinde “Rusya’yı istikrarsızlıklarla tehlikeler yaratan bir ülke” olarak lanse etmesine karşın!
Nitekim dünkü yazımızda, bu nedenle “Rum Yönetimi ateşle oynuyor” dediydik!
BUNDAN SONRASI GELİŞMELER: Amerika’nın tepkisine karşın gitgide anlaşılmaktadır ki Türkiye’nin Ortadoğu politikası büyük oranda “doğruydu” bu doğruları Amerika’ya kabul ettirmesi mümkün olmadı! Kobani olayına ise hiç değinmiyoruz çünkü orada da Türkiye açıktan haklılığının hakkında olduğunu çoktan ispatladı…

KIBERIS’A GELİNCE: Türkiye MGK kararları bağlayıcıdır. Dolayısıyla Türkiye Doğu Akdeniz’de geri adım atmayacaktır. Bu durumda da Rum öyle kısa zamanda müzakere masasına dönmeyecektir…
Pekala bizim KKTC’deki pozisyonumuz ne olacaktır? Kimse gocunmasın ama soracağız: Kendi ulusal çıkar hesapları içinde Orta Doğu’daki ülkeler savaşır ve saflaşırlarken, Güney Rum’u Rusya, Mısır, İsrail ile yeni ittifaklar oluşturup Türkiye’ye tos atarken, Kıbrıs Türk halkının bu ortamdaki “siyasi yeri” hangi safta ve hangi politikadadır?
Bu cevabı her şeyden önce Yorgancıoğlu hükümeti ile Meclis vermelidir! Yalnız sivil toplum örgütleri gibi yetkisiz ve sorumsuzluk havalarının ahkâmlarında değil, devlet olma haddi ve iradesinde:
KISACA: KKTC Türkiye ile beraber mi hareket edecektir? Yoksa laf ebeliğinde kıvıra uydura “çözüm isteriz” diyerek “derhal müzakereler başlamalıdır” çağrıları yaparak zaman mı öldürecektir!
Çünkü artık bıçak kemiğe dayanmıştır: Ya KKTC Türkiye ile beraberdir (Anastasiadis’in Yunanistan ve Rusya ile beraber olduğu gibi) yahut da değildir! O zaman da açıkça nerede olduğunu hangi politik yörüngede döndüğünü açıklamalıdır!

**********
Kısaca takıldıklarımız: (Sorunlar ve narenciyenin hikayesi!)

Fasit bir dairenin içinde dönüp duruyoruz! Bütün sorunları eskiden “cincirak” dediğimiz “atlı karıncaya” arka arkaya oturtmuşsuz, sonra karşısına geçip dönerken başımızı da döndürüp bizi sersemletmesine aldırmadan başlamışız seyredip saymaya:
“İşte bu önümüzden geçen hayvancının sorunu ile narenciyecilerin sorunlarıdır!
Bu gelip geçen de Turizmcilerin!     
İşte geliyor, dertleri hiç bitmeyen çiftçiler!   
Bak bak bunlar da CAS’cılarla “eşit işe eşit ücret” isteyenler!  
O yeni gözükenler belediyeler değiller mi? Ta kendileri!    
İşte öğretmensiz okullar! arkasında da geçen gün çöken ADS’le geçiyor selama kalkın! Patatesçiler daha geçmediler mi… Şimdi geçerler!
Ooo! Bu da Kıb-Tek ile Telekomünikasyon! Baş taçlarımız! Arkalarına üniversiteler dizilmişler! KISACA: Bizim “cincirak” aynı minval üzere dönmeye devam ediyor! Seyretmesi ile yorumları bedava! Hadi aralarından birisini çekip neşterleyiverelim:
MESELA ŞU NARENCİYE SORUNU: Yıl 1974’ün hemen sonrası. İşte hikâyem:
Orhan Aydeniz arkadaşımdır ve Tarım Bakanlığı müsteşarıdır. Birlikte yollara düşmüşüz o denetime ben de gazeteci olarak görüp izlemeye Güzelyurt’a gidiyoruz.
Kente girerken bakıyorum “dönümlerce” kelimesi ile ifade edeceğim bir portakal bahçesi yanıyor! Kimsenin umurunda değil! Orhan’la hayıflanıyoruz, yapacak hiçbir şey yok! Sadece aklıma geliyor. “Çocuk kakasından bellidir, bu çocuk yani Narenciye sektörü zor hayır eder!”
Sonra Güney’den yeni yeni gelen göçmenlerle konuşmaya başlıyor Orhan. Diyor ki “işte size seksen bin dönüm Narenciye bahçesi! Bir servet!”
Aldığı cevap şu oluyor: “Ne anlarız ya efendi biz narenciyeden! Bize bağ lazım. Biz bağdan anlarız!
“Allah diyorum ben! İşte şimdi tam yandı narenciye bahçeleri…”
Yılların geçişi içinde uzaklardan izliyorum. Cyfpruvex kuruluyor falan… Öğreniyorum ki Rum’un bu bahçelerde on beş yıllık bilimsel çalışmaları var. Barış Harekâtı ile birlikte tümü de kaybolup gitmiş! Nitekim:
Bu nedenle bahçelere sahiplik koyanlar dededen kalma usullerle gün yirmi dört saat narenciye ağaçlarına salıyorlar suları! Ne rejim var ne sistem!
Ve ne oluyor? Ağaçlarda bir iştah değmeyin gitsin! Rum’un bile beceremediğince yaz kış başlıyor ağaçlar ürüne yatmaya! Bahçeciler gururlu! Oysa ağaçlar dejenere olmuşlar, gitti giderler!
Sonra memlekete Asil Nadir geliyor. Büyük projeleri vardır. Tüm Güzelyurt narenciye bahçelerini kapatıyor. Üretici altın devrini yaşıyor derken onun da başına gelmedik kalmıyor, narenciye bir kez daha kaderi ile kalıyor!
Tabii tüm bunların arasında “ihracat derdi, gününde ödenmeyen paralar, Mersin yollarında telef olmalar…”
Ve gitgide yaşlanan ağaçlar verimden düşerken falan, 15 bin dönümü Mağusa’da 70 bin dönümü falan Güzelyurt’ta olan narenciye bahçeleri, 30 bin dönüme iniyorlar!
Ve geçen gün Güzelyurt narenciye bahçelerinden son çığlık işitiliyor: “Narenciye bahçeleri can çekişiyor!”
İŞTE SİZE: “Narenciye ve narenciyeciliğimiz” başlıklı bir KKTC hikâyesi! Yazanı da senaryosu da oynayanları da devlet’i âli’leleri! Tam kırk yıldır “müzmin sorunlar” silsilesinden sahnededirler ve oyuncaları ile izleyenleri reyting rekorları kırmaktadırlar! Öyleyse soruna devam!