Rusya’nın Türkiye sınır ihlalleri sonucu uçak krizinden sonra gerginliği düşürmek için Türkiye’nin teşebbüsleri, Rusya’nın aşırı tepkilerini devam ettirmek niyeti içinde, henüz bir sonuca ulaşamadı.
Rusya’nın gerek Akdeniz’deki pozisyonunu gerekse karadan Suriye’deki üslerinin güçlendirilmesi yönünde füzelerini artırması, daha güçlü silahlarla ve füzelerle donatması, sanırım önceden ve çoktan tasarlanan bir plandı. Ve bir bahane ile Akdeniz ve orta doğuda gücünü arttırmak için planlanan bu politikanın uygulamasına geçilmiştir, şeklinde değerlendirmemiz, hiç de yanlış bir değerlendirme değildir. Birkaç günde bütün bu tedbirler, düşünülmeden alınan tedbirler olarak görülemez. Rusya’nın eskiden beri denizlere inmek isteği tarih boyunca bilinmektedir. Çar Petro zamanında Baltık denizine inmek için yaptığı mücadele ile Baltıklara açılmak Rus’lar için tarihlerinde dönüm noktalarından biridir. Böyle olmakla beraber Baltık denizine inmek, Rusya için soğuk ve kuzey denizinde tatmin edici bir sonuç olmamıştır. Tarih boyunca Osmanlı Devleti ve bilahare Türkiye Cumhuriyeti ile bidayetten beri özellikle II.ci Dünya harbi esnası ve sonrasında Rusya’nın hedefi boğazlara hakim olacak bir pozisyonu yakalamak ve Akdeniz’e inmekti.
Akdeniz, sıcak ve tüm kıtalara hakim, özellikle de diğer batı ülkeleri gibi petrol ve gaz kaynaklarına sahip -uzak doğuya köprü pozisyondaki – orta doğuya hakim olmak ve bölge politikalarını yönlendirmek, Rusya’nın en büyük emellerinden biridir. Batı dünyasının da, sürekli yüzyıllardır bu bölgede etkin olmak, haritalar çizmek, haritalar değiştirmek, yeraltı kaynaklarında söz sahibi olmak Rusya, Irak ve İran gibi diğer ülkeleri kontrol altında tutmak, bölgede güç sahibi olmak en büyük amaç ve dilekleridir. Özellikle de bu bölgede Küresel güç sahibi olmak iddiasındaki Rusya ile Batı arasında ezeli bir yarış vardır. NATO kuruluş nedenlerinden biri de bu cepheleşmeden kaynaklanmaktadır.
Bu çerçevede uzun bir zamandan beri tasarlanan Rusya’nın Akdeniz’de güç dengesini lehine çevirmek politikası da uçak neden gösterilerek işletilmeye alınmıştır. Güney Kıbrıs ile olan eskiden beri yakınlaşmaları ve destekleri de Rusya’nın Akdeniz’deki gücünün arttırılması nedenlerine dayanmaktadır. Nitekim Güney Kıbrıs ile Rusya arasında yapılan anlaşmalar ile Rusya Güney Kıbrıs limanlarını kullanabilecektir. Bir AB ülkesi olan Güney Kıbrıs’ın bu konuda serbest bırakılması ise ayrı bir sorudur. Esasen Rusya, sermayesi ile de Güney’de oldukça etkin bir konumdadır.
Şimdi Rusya’nın orantısız bir şekilde bölgede silahlanma stratejisini güçlendirme çabaları, öte yandan Türkiye’ye yönelik ambargo uygulama kararları, vizelerin kaldırılması, yıllardan beri yatırımları olan işadamları ve işyerlerini taciz etmesi, Rus turistlerin Türkiye’ye gelişlerini yasaklaması ve daha bir dizi önlemler, bu yapılan silahlanma ve Akdeniz’le orta doğudaki operasyonları ört bas etmek ve gözdağı vermek için de olabilir. Türkiye’ye karşı daha başka önlemlerin alınacağı hususunda en üst Rus Yöneticiler sürekli açıklama yapmaktadırlar. Rus Kalkınma Bakanı, Türkiye’ye karşı uygulanacak yaptırımların hafif bile kaldığını söylüyor. Rus Devlet Başkanı Putin, Türkiye ile görüşme tekliflerini kabul etmiyor. Ve her gün yeni sert beyanatlar vermeye devam ediyor. Bu esnada ihtilafın başladığı günlerde Türkiye ve Rusya dahil Paris’te hep bir araya gelen Batılı müttefiklerin liderlerinin bir arabuluculuk yapması gerekmiyor mu idi? O da olmadı. Şimdi bölgeye Batı ülkeleri de silah yığmaya başladı. Sonu ne gelecek ?sorularıyla sıcak bir dönem yaşanmaktadır.
Geçen günlerde Türkiye ve Rusya Dışişleri Bakanları’nın Belgrad’da AGİT toplantısı vesilesiyle bir araya gelerek uçak krizinden bu yana ilk defa görüşme yapması, iyi bir gelişme olmakla beraber Rusya tarafından yumuşama sinyali veren bir açıklama olmadı. Türkiye Dışişleri Bakanı M.Çavuşoğlu görüşme sonrası ilişkilerin yumuşaması ve düzeltilmesi gereği üzerinde niyet ve dileklerini açıkladı. Ancak yapılan açıklamadan Rusya tarafından bir karşılık alınmadı.
Kıbrıs’ta iki toplum arasında Toplumlararası görüşmelerin iyi niyet çerçevesinde sürdürüldüğü ve bir sonuca ulaşmada tüm tarafların çabalarının devam ettiği, iyi niyet açıklamalarının ve yakınlaşmaların sağlandığı bir dönemde, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Kıbrıs’a yaptığı ziyarette, Güney Kıbrıs’a yaptığı ziyaret prosedürünü, Kuzey Kıbrıs’a da aynı şartlarda uygulamaması, çözümün teşviki açısından hiç de iyi bir davranış olmamıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın sınır’da görüşme konusundaki teklife tavrı da çok haklı ve kamuoyunda takdir edilen bir davranış olmuştur.
Toplumlararası görüşmelerin başladığı dönemden beri gerek ABD, İngiltere, ve diğer batı ülkelerinin gerekse BM en üst düzey yetkilileri ile AB organları en üst düzey yetkilileri ve Bakan’ları, Kıbrıs ziyaretlerinde her iki ülke Cumhurbaşkanları ile temaslarını aynı şartlarda ve düzeyde gerçekleştirmişlerdir. İlk defa bu sürede gelişen bu dengeli ve yapıcı teamül, uçak krizinden sonra süratle Rusya tarafından, ziyaret ile bozulmaya çalışılmış ve Taraf’lara ziyaret konusunda ayrıcalık ve ötekileştirme ortaya konarak, toplumlararası barış ve uzlaşma yönündeki çabalara teşvikten ziyade araya mesafe koyma ve diplomatik ilişkileri ve dengeyi Kıbrıs Türk tarafı aleyhine değiştirme teşebbüsünde bulunulmuştur. Küresel güçlerin her zaman Kıbrıs üzerinde oynadıkları rolün inşallah barışa etkisinin olumlu yönde devam edeceği temennisini muhafaza etmeye devam ederek, Rusya’nın daha dengeli bir safhaya gireceğini ve Türkiye ile olan gereksiz seviyedeki gerginliğin de ortadan kalkacağına mantıken inanmak istiyoruz. Ve Rusya’nın bu safhada Kıbrıs’ı da kullanmak niyetinin bir tarafa konmasını diliyoruz.
Türkiye’nin Rusya’ya Rusya’nın da Türkiye’ye hem komşu ve hem de son yıllarda gelişen ekonomik, ticari, enerji, turizm ve her konudaki yakınlaşmalarla birbirlerine ihtiyaçları olduğu açıktır. Yakınlaşmanın her iki ülkenin de menfaatleri icabı olduğu unutulmamalı ve her iki ülke halkının bundan mutazarrır olmaması sağlanmalıdır. Türkiye’nin uzatmakta olduğu eli, Rusya’nın da soğukkanlı ve mantık çerçevesinde karşılıksız bırakmaması her iki ülkenin de menfaatine olduğu gibi bölge barışına da katkı sağlayacaktır.
Ticari ilişkilere bakılırsa Türkiye Rusya’dan 25 milyar$ civarında ithalat ve Rusya’ya 5 mlyar$ civarında ihracatı vardır. Doğalgazın % 56’sı Rusya’dan satın alınmaktadır. Yani Rusya lehine bir gelir akışı vardır. Buna mukabil hizmetlerde Rus turizmi daha fazla olduğu gibi Türk iş adamlarının da Rusya’da sermaye ve yatırımları söz konusudur. Rusya ekonomisine çarpan etkisi ile kalkınmasına etki sağlamaktadır.
Krizin çözülmemesi durumunda Türkiye’nin gaz ve petrol ithalatı da ihracatı da Rusya yerine başka ülkelerle zaman içinde yer değiştirebilir. Ve maddi zararlar telafi edilebilir. Önemli olan iki ülke imkânlarının, en iyi ve yakın konum avantajı ile karşılıklı bir şekilde ülkelerinin ve insanlarının lehine kullandırılabilmesidir.
Ülkeler ve insanlık, tarih boyunca fevri ve aşırı istekler uğruna felaketlere sürüklenmiştir. Umarız geçmişten ders alınarak bölge sükûneti ve barışı en erken bir zamanda sağlanabilir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























