Son günlerde, “Alo ben Beşir” ve ardından Tayyip Erdoğan’ın, “İstenmediğimiz yerde durmayız. Askerimi çeker giderim” şeklindeki konuşmaları Kıbrıs’ta yeni bir sürece doğru gidildiğini göstermektedir.
Kuzey’deki bu tartışmaların içeriğinde, Türkiye’nin istemediği politik gelişmelerden duyduğu rahatsızlık yatmaktadır. Ancak, “İstenmediğim Yerde, Askerimi Çeker Giderim” sözünü gerçekleştirmek PEK DE KOLAY DEĞİLDİR.
Dünya ülkesi olmaya çalışan, komşularındaki iç çalkantıları bile belirlemeye çalışan bir Türkiye’nin, istenmezsem Kıbrıs’tan askerimle çekilirim yaklaşımı, derinden incelenmeye alınmalıdır.
Gelişen bölgesel koşullar, Türkiye’yi daha hukuksal bir çizgiye doğru sürüklemektedir.
Özellikle komşu Suriye’de olanlar karşısında, Tüm dünyayı Suriye’ye müdahaleye çağıran bir Erdoğan, Kıbrıs’taki askeri varlığının da, gelecek günlerde, tartışılmaya açılacağının farkındadır.
Tayyip Erdoğan, iktidara geldiği günden beri, Kıbrıs Sorununu bitirip, tüm enerjisini Orta Doğu’daki çatışmaya harcamak istemektedir.
Erdoğan, Kıbrıs Sorununun yanı sıra, KÜRT SORUNU’nda da ilerleme PLANLAMAKTADIR.
Orta Doğu’da, gittikçe büyüyecek çatışmalarda iç sorunlarla uğraşarak ENERJİ VE GÜÇ KAYBINA uğramak istemeyen Erdoğan’ın, Kürt sorununun yanı sıra, Kıbrıs Sorunundan da kurtulmak isteyeceği açıktır. Ancak, Türkiye BİR BEDEL ÖDEMEDEN Kıbrıs sorunundan kurtulamaz.
Şimdiye kadarki Türkiye yöneticilerinin ADAYA TAŞIDIĞI NÜFUS ve bu nüfusun EKONOMİ ve SİYASET üzerindeki etkileri nasıl giderilecektir. Kıbrıs Türkü’nün demografik yapısını bozan bu ‘etken’in bedelini Türkiye nasıl ödeyecektir.
Bu nüfusa DAĞITILAN EV VE TOPRAK’lar, Kıbrıs Sorununun çözümünde önemli bir sorundur. Bu ‘yük’ün ortadan kaldırılması için Türkiye elini taşın altına koymalıdır.
Rum mallarının YAĞMALANMASINDA birinci derecede sorumlu olan TÜRKİYE’dir. Tüm MÜLKİYET İLİŞKİLERİNİ bozan, en güzel turistik alanları TÜRKİYE SERMAYESİNE peşkeş çektiren Türkiye, HESAP ÖDEMEDEN NEREYE GİDİYOR.
Garantörlük hakkını kullanarak, BOZULAN NİZAMI TESİS İÇİN adaya gelen Türkiye, BİZZAT KENDİSİ, her şeyiyle KENDİSİNE BAĞLI bir düzen yaratmıştır. Türkiye’deki idari düzenin aynısı Kıbrıs’a taşınmıştır. Üretimden kopuk, BÜROKRATİK KUZEY KIBRIS’ın yaratıcısı TÜRKİYEDİR…
Şimdi, dünya şartları dayatıyor diye, Kıbrıs Türkleri bu yapıya KARŞI ÇIKIYOR DİYE, hemen ŞANTAJA BAŞLAMAK Türkiye gibi DÜNYA ÇAPINDA rol almaya çalışan bir ülkeye YAKIŞMAZ.
İç çelişmeler yerine, bölgedeki dış çelişmeler hızla, tüm süreçlere damgasını vurmaya çalışırken, Kıbrıs Türklerinin, iç sorunları ön planda tutan bir siyasi çizgi izlemeye çalışması, hayatın diyalektik dinamiği içerisinde, mutlaka başarısızlığa uğrayacaktır. Gözlerimizi artık DIŞ GELİŞMELERE çevirmeli ve GERÇEKÇİ politikalara yönelmeliyiz.
Şimdi, tüm siyasi partiler ve sendikalar, yeni durumun analizini doğru bir şekilde yeniden yapmak zorundadırlar.
Hem Türkiye’ye karşı mücadele edip, hem de daha fazla maaş artışı talep etmek artık mümkün değildir.
Türkiye, tavrını net olarak ortaya koymaya başladığına göre, bu tavra karşı yapılacak tek iş vardır. O da Birleşik Kıbrıs ve Çözüm için yeniden yollara düşmektir.
Kıbrıs Türkleri Donkişot olmamalıdır. Herkese bu dönemde karşı çıkmak ne kadar doğrudur, bunun analizini yapmalıdır.
Türkiye’nin “Askerimi alır giderim” tarzındaki sözlerinin, Kıbrıs sorunu bitmeden herhangi bir şekilde ciddiye alınır yanı yoktur. Sadece askerini değil, 40 YILLIK EGEMENLİĞİNİN bedelini de nasıl ödersin diye sormanın tam da zamanıdır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























