Türkiye AB’de 1974’den beridir Yunanistan, 2005’den beridir de Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin sarmalındadır. Ne zaman AB’e üyelik için adım atsa adımına, yeni “başlıkların” açılması için girişimde bulunsa girişimine barikat koymaktadırlar. Kısaca Yunanistan ve GKRY için Türkiye ezeli ve ebedi bir “hasımdır!” Nitekim geçtiğimiz günlerde AB Parlamentosunda bir delegesi Türkiye ve Türklere yönelik kinini ortalara tükürmüş bu nedenle salondan atılmıştır!
Bu husumet ve düşmanlığın pek çok nedenleri var ama 1974’den beridir öne çıkanı “Kıbrıs sorunudur!” Nitekim son günlerde sorun AB’ye taşınırken Türkiye Kıbrıs politikası üzerinden vurulmaya çalışılmıştır.
OLAY BİLİNİYOR: Güney ekonomik yönden sıkıntı içindedir. Dünyanın 5. Büyük deniz ticareti filosuna sahip olmasına karşın tankerleri boş oturmakta özellikle İskederun’dan yararlanamamaktadır. Bunun nedeni de TC’nin Güney’i tanımaması ve Ankara anlaşmasına karşın limanlarını hava alanları da dahil Rum gemi ve uçaklarına açmamasıdır… Rum tarafı da Türkiye’nin AB üyeliği için açılması gereken beş maddenin başlığını bloke ederek “ya önerim kabul edilir yahut başlıkların üzerinden vetomu asla kaldırmam” restini çekmektedir. Bu sürtüşme Türkiye yurttaşlarının “mültecilerle ilgili varılan yeni anlaşma” gereği AB’ye vizesiz girebilmeleri olayını olumsuz etkilerken, Anastasiadis yemin billah eğer TC Ankara anlaşmasını uygulamazsa vetosunu asla kaldırmayacağını açıklamaktadır! Ve işin komik yanı AB bu sorunu nasıl çözeceğinin telaşına kapılmış şaşkın tavuklar gibi sağa sola kaçışmaktadır!”
ANCAK: Türkiye’nin bir başka teklifi daha vardır. Rum tarafına “Ercan Hava Alanı üzerindeki vetonu kaldır biz de sana uyguladığımız vetoyu kaldıralım” demektedir…
Oysa Türkiye’nin her zamankinden fazla AB ile sağlıklı ilişkiler kurması gerekmektedir. Üyelik yolunda hızla ilerlemesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bunun için de Türk yurttaşlarına vize muafiyeti uygulanması bu yolda müthiş bir katkı olacak ayni zamanda “Türkiye ve Türkler” her yönü ile Avrupa’da test edilme olanağı bulacaklardır…
BUNA KARŞIN. Türkiye bu çok önemli AB şansını Kıbrıs Türk halkı için elinin tersi ile itmekte, “varsın Ercan hava alanı beklesin dolayısıyle KKTC üzerindeki ambargolar bir süre daha devam etsin” demeden ve kendi büyük çıkarlarını feda ederek Anastasiadis’in şartına “hayır” demektedir!
TC İÇİN KIBRIS: Bir kez daha ispat etmiştir ki “Ulusal davasıdır.. Bu “gerçeği görüp kabul edersek şu anda iki buçuk milyon mülteciye ev sahipliği yapan OECD ülkeleri içinde 18. Sırada bulunan Türkiye 300 bin kişilik Kıbrıs Türk halkını uçurur…
********** EĞİTİM ÖĞRENİM ÜZERİNE: ( EĞİTİMİ GİTTİ ÖĞRENİMİ VİZİLEMEKTE!)
Dün Refikim Mehmet Moreket’in KKTC’deki liselerin başarı yönünden TC’deki beş yüz lise arasına bile giremediğini vurguladığı yazısını sütunuma taşımış ve işte encamımız demiştim.
Beni izleyen okuyucular bilirler. Bir iki sorunu temcit pilavı gibi sürekli “köşemde” ayazlatır, döne dolana hep o sorunları neşterlemeye çalışırım! Çünkü bu sorunlar çözüme ulaşmazsa inanırım ki KKTC tırnak kadar yol kat edemeyecektir. Eğitim bunlardan birisidir.
EĞİTİM ÖĞRENİM. Geçmişte bir bütündüler. Babalar analar inanırlardı ki “okul” hem “öğrenim” hem de “eğitim” verir. Zaten öğretmenler de bunun farkında olduklarından öğrencilere sadece matematik, tarih, coğrafya gibi dersleri “öğretmekle” yetinmezler, öğrencileri “iyi ve başarılı insan olmaları” amacında “eğitirlerdi.”
Böylesi bir eğitim inanın çok kapsamlıydı. Çiçek ekiminden koleksiyon yapmaya, kütüphanecilikten duvar gazetesi çıkarmaya, ilk yardımdan ağaç dikmeye, hatta saç tırnak kesiminden bitlerle nasıl mücadele edileceğine kadar… Artık böyle bir eğitim kalmadı. Pekala “yerine ne kondu?” Hiçbir şey! “Eğitim aile ile sınırlı sokakla kaim hale geldi!”
GELELELİM “ÖĞRENİME.” Gitgide sınavlarla ağırlaştırılmış bir öğrenim söz konusudur ve öğrenciler “yarış atı gibi yetiştirilmektedir.” Bu durumda öğretmenlere adeta “seyislik” görevi düşmektedir.. Bir ellerinde falan ayın şu gününe kadar yetiştirilecek müfredat konuları, diğer ellerinde kamçı niyetine kullandıkları “testlerden ibaret sınavlar!” Kupkuru ve tek düze! Artı, çoğu zaman öğrencinin “bilgisayar ve akıllı telefon kullanma becerisine bile ulaşamadığı için gerilerde kalmış zayıf öğretmen profilini yansıtmakta!
SİSTEMİ DEĞİŞTİRMEK: Mümkün değildir çünkü onu yaratanlar ayni zamanda dünya mihveri ve teknoloji yönünden önde olan ülkelerdir. Amerika, Japonya, Çin, İngiltere ve AB ülkelerinin bazıları… Artık dünya eğitim sistemleri bu ülkelerin yarattığı “büyük ekonomi ve endüstrilerle teknolojiye uygun insan yetiştiriyorlar…” Fakat:
DÜNYANIN HALLERİ! Ne doğa kaldı temiz ne de soluk alacak hava! İklimler değişiyor, dünya ısınıyor, buzullar eridikçe gün gele kıtaları yutacak suları ile okyanuslar yükseliyor… Devletler daha çok kalkınma, daha çok teknoloji, daha çok üretim ve daha çok pazar diye diye “makineleşmiş, robotlaşmış yeni bir insan tipi yaratıyorlar. Üstelik kendileri yerine bilgisayarlarla akıllı telefonların düşündüğü müthiş bir değişimin anaforunda dönerlerken…
SADEDE GELELİM. Bir gazete köşesinde “eğitimin bilimselliğine” yönelik ahkâm kesecek değiliz. Ancak KKTC’de artık ne öğrenimin ne eğitimin ne de dünyayı saran “bilgisayar teknolojisinin” bile kalmadığı, bulunmadığı bir gerçekten söz ediyorum. Ve ekliyorum:
Okullarla aileleri “okul-aile birlikleri” lafzına uygun çalıştıracak olay yaratılmaz, okul-aile işbirlikleri geliştirilmez ve her şeyden önce “eğitmenin eğitilmeye ihtiyacı olduğu” gerçeği ciddiyetle kabul edilip sistem haline getirilmezse…
EVET: Okullarımızda uyuşturucudan alkole kadar dünyasal belalar gelişip büyüyecektir ama “eğitim öğrenim” hep küçücük kalacaktır!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























