Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısManşet

Türkeş’ten nüfus çıkışı: Yanlış hesaplama

“Son müzakerelerde, Kıbrıs Rum tarafının 820 bin dolayında, Türk  tarafının ise 220 bin olarak değerlendirildiğini” dile getiren Türkeş, şöyle  devam etti: ‘Bu yanlış bir hesaplamadır’ dedi.

TC Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, Kıbrıs müzakerelerine  ilişkin iyi niyeti koruduklarını belirterek, “Kıbrıs’ın iki toplumlu, iki kesimli  federe bir devlet olması ve bu federe devletin de Avrupa Birliği’nin bir ülkesi  olması açısından bu anlaşmanın hayırlı, iyi netice sağlamasını istiyoruz, arzu  ediyoruz ve destekliyoruz.

Müzakerecilere de bu manada destek veriyoruz.” dedi. Türkeş, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nde (ESAM) düzenlenen  “Milli Davamız Kıbrıs” konulu konferansta yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunun  birçok yönünün bulunduğunu ifade etti. Kayseri Pınarbaşı kökenli ama Kıbrıs’a göç etmiş bir ailenin çocuğu olduğunu dile getiren Türkeş, kendisinin de hem Kıbrıs ve Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşı olduğunu, bu bakımdan Kıbrıs’ı sadece milli bir dava olarak algılamanın  ötesinde, ata toprakları olması açısından da kendisi için ayrıca bir önemi  olduğunu söyledi.

“Kıbrıs’ta bir Türk toplumu olduğu için Kıbrıs ile Türkiye  ilgileniyor” şeklinde yanlış bir bilginin bulunduğunu ifade eden Türkeş, “Bir  kere Kıbrıs’ta bir tane Türk yaşamasa dahi Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi  vardır ve bundan vazgeçmesi mümkün değildir. ” diye konuştu.

Türkeş, Doğu Akdeniz siyaseti açısından da Kıbrıs’ın hayati öneme  sahip olduğunun bilinmesi gerektiğine işaret etti. Kıbrıs’a yapılan yardımlara da değinen Türkeş, bunların çok önemli rakamlar olmadığını vurguladı. Batı dünyası tarafından Kıbrıs Türk’ünün büyük bir  engelleme ile karşı karşıya olduğunun altını çizen Türkeş, serbest ticaret,  ithalat ve ihracat yapamaması ve ekonomisinin kısıtlanması nedeniyle KKTC’ye  Türkiye’nin bir destek sağladığını anlattı.

Türkeş, Doğu Akdeniz siyaseti  açısından önemi olan bu yardımın döviz artışından önce bakıldığında yıllık 300  milyon dolar dolayında olduğunu ifade etti. KKTC’deki rakamların, maaşların zaman zaman iç basında yanlış  yorumlandığına dikkati çeken Türkeş, ücretleri Kıbrıs Rus Kesimi ve Ada’nın  şartları ile mukayese etmek gerektiğini söyledi.

Ada’ya ilişkin taraf olan birden fazla ülkenin bulunduğunu anlatan  Türkeş, “Bir kere bunları bilmemiz lazım.  Bu mesele, çok karmaşık çok girift bir  meseledir ve bunu doğru görüp doğru analiz yapmazsak çözümü de doğru bulmamız  mümkün olmaz.

Kıbrıs’ta taraflar, sadece Kıbrıs Türk’ü ve Kıbrıs’taki Rum  yönetimi ile Yunanistan ve Türkiye değildir, çok daha fazla insanın ilgisi,  menfaati ve çıkarı vardır.” değerlendirmesini yaptı. Zaman zaman iç basında Kıbrıs’ta müzakerelere neden mani olunduğu yönünde bazı haberlerin çıktığını ifade eden Türkeş, meselenin kişilere  indirgenmeye çalışıldığını belirtti.

Türkeş, “Oysa ki işin aslında burada bir güç  mücadelesi vardır, burada bir Doğu Akdeniz siyasetinin 21. yüzyılda şekillenmesi  söz konusudur ve orada bu güçlerin birbiriyle çekişmesi, müzakeresi, münazarası  devam etmektedir bunu anlamak lazım.” dedi.

KKTC demokrasi ile yönetiliyor

KKTC’nin kurulduğu 30 yılı aşkın süredir demokrasi içinde  yönetildiğine dikkati çeken Türkeş, “Burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin  devlet aklının öneminin altını çizmek istiyorum. Bu, her babayiğidin yapabileceği  bir şey değildir. Bazı şeyleri, problem sıkıntı olmadığı zaman üstünde  durmuyoruz, önemsemiyoruz. Bir devlet olma aklı varsa, devlet kurabilme  tecrübeniz varsa o zaman bunları yapabiliyorsunuz.

Bu konuda, başından itibaren,  Kıbrıs’a Türkiye’nin müdahalesinden itibarenki devlet aklına hürmet etmek, saygı  durmak zorunluluktur, şarttır. Problem çıkmadığı zaman, onu takdir etmeniz  gerekir, problem çıktığı zaman üzerinde konuşmak değildir marifet.” ifadelerini  kullandı.

Bir uzlaşma noktası bulmak önemli

Kıbrıs’taki meselenin her iki tarafın da menfaatlerini asgari seviyede  muhafaza ederek bir uzlaşma noktası bulmak olduğuna işaret eden Türkeş, şöyle  konuştu: “Bu iki tarafın uzlaşı noktasını bulmadığınız zaman anlaşma yapmış  olamazsınız. Ona anlaşma denmez.

Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum yönetimi  arasındaki müzakeredeki yaşanan en önemli mesele budur. Kıbrıs Rum tarafı,  müzakerelerde, bir kere Kıbrıs Türk toplumunu azınlık olarak mütalaa ediyor. Bu  birinci yanlışları. Biz diyoruz ki iki kesimli, iki toplumlu federal bir devlette  uzlaşılsın. O zaman nüfusu göz ardı edeceksiniz. Yani Birleşmiş Milletler  müzakeresinin temelinde bu var.

İki toplumlu iki kesimli federe bir devletle  uzlaşmak için müzakereler yapılıyor. O zaman o toplumların nüfusları birtakım  detaylar da müzakere edilir ama müzakereyi iki eşit taraf arasında yapıyor  olmanız gerekir. Karşı taraf bir kere bu birinci maddeyi dikkate almayan bir  üslup içinde. Anlaşmazlığın ruhunda, felsefesindeki en önemli problem bu.”

Türkeş’ten nüfus çıkışı

“Son müzakerelerde, Kıbrıs Rum tarafının 820 bin dolayında, Türk  tarafının ise 220 bin olarak değerlendirildiğini” dile getiren Türkeş, şöyle  devam etti: “Bu yanlış bir hesaplamadır. Kıbrıs’ta 300 binin üzerinde Türk  yaşamaktadır kuzeyde ve artı bugüne kadarki daha önce yaşanan terör, şiddet ve  Kıbrıs Türk’ünün izolasyonları nedeniyle önemli bir nüfus dünyada farklı yerlere  göç etmiştir.

İngiltere’de Avustralya’da ve Kanada’da, Türkiye’de büyük bir  Kıbrıs nüfusu var. İngiltere’de yaşayan Kıbrıs Türk’ünün 200-300 bin arasında  olduğu söyleniyor. Oradaki derneklerle temas ettik şimdi bir çalışma başlatıyoruz  ve İngiltere’de yaşayan Kıbrıs Türkü’nün nüfusunu tespit etmeye çalışıyoruz.

Bunların Kıbrıs’ta yaşıyor olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Mühim olanı,  bunlar Kıbrıs Türkü’dür.” KKTC’nin asli nüfusuna diğer ülkede yaşayan Kıbrıs Türk’lerinin dahil  edilmediğini ifade eden Türkeş, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

“Aleyhte kampanyaya muhatap oluyoruz”

Türkeş, müzakerelerde, “anlaşmazlığın zemini Türkiye, Türk tarafıdır”  şeklinde aleyhte bir kampanyaya muhatap olduklarını aktardı. Kıbrıs’ın Rum kesiminin laik olmadığını, kilisenin gücünün  siyasetçilerin ve toplumun üzerinde olduğunu kaydeden Türkeş, bu nedenle Kıbrıs  Rum yönetimi ile anlaşmanın yeterli olmadığını, kilisenin bu anlaşmayı onaylaması  gerektiğini belirterek, “Daha önce birçok olaylarda yaşadık, onlar bir anlaşmaya  varır gibi oluyor, kilise bir açıklama yapıyor.

Diyor ki, ‘Ben bunu şöyle  anlıyorum eğer benim anladığım gibiyse olur, eğer benim anladığım gibi değilse  işin aslı bunun kabul edilebilir tarafı yoktur’ diyor. Herkesin dinine, inanışına  saygımız var ama bugün Baş Papaz, ‘anlamıyorsunuz bir türlü, bir de Türkçe  söyleyeyim demiş’ ve Türkçe, ‘anlaşma filan yok’ demiş. Daha bugünkü açıklaması.  Şimdi bu şartlarda bir Kıbrıs müzakeresi yürütüyoruz. Daha doğrusu Kıbrıs Türk  tarafı yürütüyor.” diye konuştu.

“Güvenlik ve garantiler noktasında da Türkiye olarak esas yapılması  gerekenleri geçtikten sonra devreye gireceğiz.” diyen Türkeş, şunları kaydetti: “Devreye girmek için bekliyoruz ama oraya gelmiyor. 5 madde üzerinde  her iki taraf anlaşma gayretinde. Yönetim, güç paylaşımı, toprak vesaire gibi  meseleler var.

Onlar üzerinde müzakere ediyorlar. Türkiye, bir şey talep etti ve  oradaki bir anlaşma sonrasında ilişkiyi sürdürebilir olmak bakımından da önemli.  Neydi o? Dedik ki 4 özgürlüğün Türk tarafına da verilmesi lazım.

İşçinin serbest  dolaşımı, serbest giriş çıkış, sermaye vesaire. ‘Bunu temin edin’ dedik. Hiç  buraya yanaşmıyorlar. Dedik ki o zaman ikinci bir öneri. Bunları bize imtiyaz  gibi düşünüyorsanız, o zaman bizim mahrum olduklarımızdan da Yunanlıların da  mahrum olmasını temin edelim, yani ya hakta ve imtiyazda eşitlik sağlayalım ya da  mahrumiyette bir eşitlik sağlayalım ki bir anlaşma olsun. Orada da bir uzlaşma  yok orada da bir anlaşma sağlanmadı bugüne kadar. | Milliyet