Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türk-Rus ilişkileri veya yeni bir felaket

Savaş uçağının düşürülmesiyle büyük bir krize giren Türkiye-Rusya Federasyonu ilişkileri dün yeni bir aşamaya geldi ve Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan el sıkıştılar.

İki ülkenin krizden çıkması ve yeniden normalizasyona dönmesi için başta iş adamları olmak üzere birçok çevrelerin perde gerisinde büyük bir efor harcadığı yazılıp-çiziliyor.

İşadamlarının çabalarını duyunca şaşırmadım çünkü krizden en çok etkilenen onlar olmuştu.

Kamuoyuna  Türkiye’ye gelen on binlerce turist ve Rusya’ya gönderilen tarım ürünleri yansıdı ama Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkiler turistler ile sebzelerden çok daha derin boyuttaydı.

Rusya’da özellikle kamu ihalelerine katılan ve milyar dolarlar kazanan Türk işadamları mevcuttur.

Rusya Türkiye’de Akkuyu nükleer santralını inşa edecek ve sadece bu bile 10 milyar dolarlık başlangıç yatırımı demektir.

İki ülkenin enerji alanındaki bağımlılığı ve enerjiden kazandıkları yukarıda saydıklarımın da ötesindedir.

Dolayısı ile iki liderin yeniden barışması demek, ekonomide yeniden “eski günlere” dönülmesi demektir.

Nitekim iki lider dün yaptıkları ortak açıklamalarda da tamamen ekonomi boyutlu sorunları ele aldıklarını anlattılar.

Suriye konusunda iki satır itibarıyla görüş ayrılıklarının sürdüğünü belirttiler.

Peki Kıbrıs sorununu ele aldılar mı?

                                                                                                              ***

Türkiye’nin ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya ve Putin ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmasını “Amerika ve Avrupa Birliği’ne alternatif arayışları” olarak değerlendirenler fena halde yanılıyorlar.

Türkiye’de son zamanlarda yükselen milliyetçi ve muhafazakar dalga Türkiye’yi ısrarla doğuya çekmek ve doğu ülkeleri yanında konumlandırmaya çalışmaktadır.

Bu çevreler ele geçirdikleri her fırsatta (ki bu fırsatı kendilerine darbe girişimine karşı kayıtsız kalan Avrupa Birliği ile Amerika verdi) Türkiye’nin Amerika’nın stratejik ortağı olduğunu unutturmaya, Türkiye’nin NATO’nun Amerika’dan sonra en büyük üyesi olduğunu gizlemeye ve en önemlisi Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne  aday üye olduğu gerçeğini saklamaya çalışmaktadırlar.

Türkiye’de şuanda eli güçlenen Erdoğan da dahil hiçbir güç Türkiye’yi Batı paktından alıp Doğu’ya doğru sürükleyemez.

Bunu yapmaya çalışan ancak Türkiye’nin istikrarsızlaşıp yıkılmasını hayal edenler olabilir.

Veya Bolu’dan Erzurum’a kadar olan daracık bölgede Türkiye İslam Cumhuriyeti kurma macerası yaşamak isteyenler olabilir.

O denli ve o kadar tehlikeli bir oyundur Türkiye’yi Batı’dan kopartmaya çalışmak.

 ***

Kıbrıs sorununa gelince.

Rusya’nın Kıbrıs sorununa doğrudan müdahil olmadığı fakat Güvenlik Konseyi üyeliği hasebiyle belirleyici olduğu bir gerçektir.

Bir diğer gerçek de Rusya’nın bugüne kadar Rum resmi tezlerini destekliyor olmasıdır.

Dünkü Erdoğan-Putin görüşmesinde Kıbrıs sorununun ele alınmadığı anlaşılıyor.

Fakat ilerleyen günlerde ve rayına giren ilişkilerde Türkiye’nin Rusya’yı ikna etmesi şarttır.

Eğer Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılacaksa Rusya’nın ikna olması gerekir.

Yoksa 2004’de yaşanan felaketin tekrarını izleyebiliriz…