Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türk işadamı, Rum işadamına göre neden şanssız?

Tüketim de aslolan “kaliteli malı, en uygun fiyata” satın almak değil midir?

Yani uygun fiyat aslında cazip mal demektir. Ülkemiz iş dünyasının en büyük talihsizliği de kuşkusuz budur aslında…
Yerli üretim bir yere kadar…
Önemli oranda tüketim maddesi yurt dışından geliyor.
Kuzeyde markalarla alış- veriş gelişmiş… Kıbrıs Türkü iyi markayı tüketmek ister. Türkiye’den gelen mal ile Türkiye dışı ülkelerden gelen mal arasında da ciddi oranda taşıma maliyetleri ortaya çıkıyor.
“Kuzey mi pahalı, güney mi pahalı?” tartışması bir yere kadar… Kolay üstelik…
Reyonlardaki fiyatlara bakarsınız olur biter… Tartışmayı daha da derinleştirmenin yolu, aslında, “Güney’de ucuz olan neden ucuz, kuzeyde pahalı olan neden pahalı?” sorusuna yanıt aramaktır.

Mesela Çin’den, Japonya’dan ülkemize gelen marka beyaz eşyalara bakmak lazım. Çok basit bir yol izleyerek, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum işadamlarının neler yaşadığını ortaya koymak adına, dün, değerli bir işadamımız ile, elde kağıt kalem hesaplamalar yaptık.
20 bin dolarlık bir mal alımı üzerinden devam ettik.
Güneyde ekonomi, kuzeydeki ekonominin 12 katı…
Tüketim güneyde daha yaygın. Düşünün, KKTC’de bir bulaşık makinası 7- 8 yıl ortalama ile kullanılırken, kuzeyde bulaşık makinesi 4 yılda bir değişiyor… Keza, buzdolabı, çamaşır makinesi de öyle…
Çin’den, 20 bin dolarlık mal alınacak ve Kıbrıs’ın kuzeyine ve güneyine gelecek… Aynı adamdan mal alınıyor…
Kuzey’de yaşayan işadamı, 1 konteyner, güneyde yaşayan işadamı ise 10 konteyner sipariş veriyor…
Haliyle, 10 konteyner sipariş veren yüzde 20 de indirim alıyor. Bu işdünyasının olmazsa olmazı… Yökün mal çeken, indirimini de alıyor.
Yani, Kıbrıslı Türk işadamının 20 bin dolara aldığını, Kıbrıslı Rum işadamı 10 kat daha fazla mal çekeceği için 16 bin dolara alıyor…
Önce, Kıbrıslı Türk işadamının 20 bin dolara aldığı malı, KKTC’ye kaça rafa sokacağını da hesaplayalım…
Çin’den buraya gelecek olan konteyner, Mersin aktarmalı geleceği için maliyet 3 bin dolar… 20 bin dolara alınan mal, haliyle Mağusa gümrüğüne 23 bin dolara gelmiş oluyor.
Peki, Kıbrıslı bir Rum, yüzde 20 indirim ile aldığı bir konteyner malı, Limasol’a kaça getiriyor? Sadece 850 Dolar. Kıbrıslı Türkün 20 bin dolara aldığı mal 23 bin dolara, Kıbrıslı Rum’un 16 bin Euro’ya aldığı mal ise 16 bin 850 dolara ülkeye geliyor.
Mal etme farkı buradan açılmaya başlıyor.
Kıbrıslı Türk mal sahibinin ödemeleri burada bitmiyor… Önce “ne idüğü belirsiz” olarak nitelenen yüzde 4 stopaj… 20 bin dolara, yüzde 16 da KDV… Yüzde 3 de vergi…
Yani, 20 bin dolara alınan bir mala 3 bin TL nakliyat, 800 dolar stopaj, 3 bin 200 dolar KDV ve 600 dolar da vergi giriyor. 20 bin dolara aldığınız mal tüm bu vergilerle 7 bin 600 dolar artarak 27 bin 600 dolara ulaşıyor.
Vergilerimizden bir miktarı peşin olduğu için, bize mal 24 bin 610 dolara geliyor.
Peki ya güneyde… 16 bin 850 Dolara Çin’den Limasol’a gelen mal için ödenen sadece 20 Euroluk bir harç vergisi… Gerisi devletle işadamı arasında… Bizim mal oldu 24 bin 610 dolar… Rum’un aynı marka malı 16 bin 820 dolar.
Araya ciddi bir fiyat farkı çıktı mı?
Bu mala yüzde 10 distribütor payı bizde, yüzde 15 de güneyde biniyor… yüzde 15 satış karı bizde, yüzde 20 satış karı da güneyde…
Bizim 20 bin dolarlık mal rafa 31 bin 131 dolara, güneyde ise 22 bin 935 dolara çıktı mı?
Varın gerisini siz hesaplayın. Çin’de 20 bin dolara alınan bir konteyner malın iki yakaya nasıl maliyeti olduğunu?

Eşit fiyat bile başarı
Bu rakamlar ortadayken, bırakınız “daha ucuz olmayı”, bazı noktalarda “eşit fiyatlar” varsa, bu işadamımızın başarısı demek değil midir?
Tabii bu maliyette hata yapmış olabiliriz. Eksik fazla önemli değil… Ama arada yaklaşık yüzde 45’e varan bir fark ortaya çıkıyor.
İşadamına diyorum ki, “Nasıl daha ucuz olabilir Kuzey…? Bana öneri yap…”
Bir çırpıda beş öneri sıraladı, o önerileri de buraya yazıyorum:
1. Stopaj vergisi mutlaka kalkacak
2. Güney’den kuzeye geçirilmesi mümkün olan tüm ürünlerde KDV düşürülecek
3. KDV iadesi uygulamasına ya da benzer bir uyulamaya geçilmesi kaçınılmaz…
4.  İşadamına uygulanan sabit giderler (dolaylı- dolaysız vergiler vs.) azaltılacak
5. Sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerinde indirim veya paylaşıma gidilebilir…

İşadamının kaybı nelere mal oluyor?
2002- 2007 arasındaki büyüme, her açından işadamı için de, çalıştırdığı işçi açısından da pozitif bir süreç oldu. Farkettiniz…
Sonrasına bakın. Uzmanlara göre, Annan Planı ekonomik etkisi sonrasında daralma yüzde 60’ı buldu…
Daralan ve bir türlü açılamayan ekonomik devinim, işadamının da “daraldığının” göstergesi…
Peki daralan işadamı ne yapar?
Bu soruyu da aktardım işadamı dostuma…
Cevabı basitti:
“2008’deki kayıplarımız 2009’da da devam etti. Sonra da bugünlere kadar ulaştı. Peki işadamı zarar etti mi? Birçoğumuz etti. Her yıl, 2007’de 2008’de daha iyi olacak diye bekledik. Tedbirlerle zarar etmeme yoluna gittik. Ama bu tedbirler, bir çok işadamının başını yere indirdi…
İşçi çıkardık çünkü. Ve bir işadamı için daha kötü bir gün olamaz. Küçük bir adayız bir birimizi çok iyi tanıyoruz… İşçi çıkardık… Sonra, telefon, elektrik, kırtasiye giderlerinde ciddi bir ekonomi yapma yoluna gittik. Bu da hem devletin, hem başka işadamlarının kaybı demek… Zincirleme bir etki ile tüm toplum daraldı aslında… Bu daralma hem psikolojik, hem de ekonomik anlamda…”
Evet sevgili dostlar… Bugün de “aracılık” yapmak istedim… Bir işadamı, gelinen konakta neler düşünüyor…
Gidecek başka bir yerimiz yok bizlerin… Bir gemi, hepimiz bu gemide…
Ve gerçek olan da şu aslında: Kurtulmak yok tek başına… Ya hep beraber… Ya hiçbirimiz…