Köşe Yazarları

TÜRK DEVLETLERİ TARAFINDAN TANINABİLİRİZ…







Geçtiğimiz  hafta “politikanın” bir sanat, “politikacının” bu sanatın  icracısı olduğuna bir kez daha tanık olduk.




İlgili konuya girmeden önce hatırlatayım ama:                                                                  Yıllardır Kıbrıs’taki Türk halkının en az Rum toplumu kadar egemen ve ayrı devlet hakkına sahip olduğunun iddiasında  mücadele ederken Ankara’ya serzenişte bulunur, “dostun olan onca ülkeye karşın neden bizi en azından Türk kökenli Devletlere bile tanıtma başarısı gösteremediğinden” yakınırdık..



Mesela Pakistan derdik..  Türkiye ile “iki devlet bir millet” birlikteliğinde Azerbaycan..    Türk kökenli dediğimiz öteki orta Asya cumhuriyetleri…                                                                                   ***                                        ÇAĞRI BİR İLK OLMALI:  İşte geçtiğimiz hafta böylesi serzenişlerimizle  hayal kırıklıklarımızın  arasına sıkışmışlığımızda, Erdoğan Tarafından   KKTC’nin tanınmasına yönelik bir “çağrıya” tanık olduktu. Olay şuydu:                               ***

GEÇTİĞİMİZ  hafta İstanbul’da “Türk Konseyi Zirvesinin” Devlet Liderleri, Erdoğan’ın ev sahipliğinde İstanbul’da bir araya geldilerdi.

Zirvede Türk diliyle konuşan, aslında kökenleri de Türk olan altı ülke vardı.

Zirvenin amacı bu Türk Devletleri arasında ticari, ekonomik, kültürel her yönden ilişkilerin geliştirilmesine yönelik işbirlikleri oluşturmaya yönelikti. Tutun ki Türk devletleri arasında “yeni bir ittifak oluşum ve dayanamışsı…”

***

İŞTE ayni zamanda “konsey” anlamına gelen ve “Keşniş” kelimesiyle de anılan bu “Türk ülkeleri  Konseyinde” Erdoğan, “Gelecek toplantıda Kıbrıs Türk Cumhuriyetini de aramızda görmek isteriz” diyerek kulaklarını deliverdi.                                 Bu altı “Türki Cumhuriyetlerine” resmen  KKTC’nin siyasi yönden tanımasının kapılarını açabilecek  bir teklifte bulunmuş oldu…                                                                                                                                  ***

SÖZ KONUSU ÜLKELER ŞUNLARDI: Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Macaristan…

“TÜRK dili konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinde” bir ilk olması gereken ve KKTC’nin de gelecek konsey toplantısına katılması temennisini içeren Erdoğan’ın bu çağrısının, şimdilerde adını “Türk Devletleri Teşkilatı” olarak  değiştiren bu ülkeler örgütü  tarafından  nasıl karşılık göreceğini, daha doğrusu Erdoğan’ın temennisinin Türk dili konuşan bu 6  ülke tarafından ne kadar ve nasıl  dikkate alınacağını  bilemiyorum..

Malum, bir yandan Amerika’nın  öte yandan Rusya’nın bu ülkeler üzerinde hâlâ Demoklesin kılıcı gibi durduğu bir gerçek..                                        ***                                   BUNA karşılık Erdoğan’nın teklifi bu aşamada doğrusu zaman ve mekân yönünden  yerli yerinde olmuş. (Politika sanattır” derken bunu kastediyordum..)                                              ***

PEKİ İSTANBUL’DA bu gelişme olurken ya biz KKTC de ne yapıyorduk?

Az bir zaman önce bir hükümet daha yıkarken, bir yenisini kurduktu!                           (Eğer Turki Cumhuriyetleri bizi aralarına alırlarsa Allah isterse ve işlerine gelirse  onlara daha bir yıl dolmadan nasıl hükümet yıkıp yerine  hem de seçimli sepetli yeni hükümet kurulabildiğini öğretiriz belki lazım olduğunda kullanırlar!)                                                                                   ***

KISACA TAKILDIĞIM: (YOK BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ)

Evet, Kıbrıs Türk insanı hem  akıllı hem  beceriklidir! Hem de her yıla bir seçim sığdıracak kadar!.

Buna karşın medyaya bakıyorum şu bizim “eskiler” dediğimiz politikacı taifesi var ya.

“Büyük ağabeyler”  gibi bilmiş bilmiş konuşup açıklamalar yapıyor ve son yılların “koalisyon hükümetlerinden” şikâyetçi oluyorlar..

OYSA “her yıl seçim de yapsak hükümet kurup hükümet de yıksak, bu teamüller Rahmetlik Denktaş’lara hatta öncelerine kadar gider..

Bu günlerin genç yönetici   jenerasyonları o günlerde ağabeyleri tarafından ekilen tohumların ürünleridirler!

Ki politikada ilk öğrendikleri “yapamazsan yık’tır..” “Yıkmışsan yeniden kur, tutmazsa yeniden yık…”

Bir de demezler mi “artık gelip giden hükümetler  halka güven vermiyorlar!”

OYSA MANTIK BASİTTİR: Eğer siz “ağabeyleri” vakti zamanında devleti başarıyla yönetebilmiş dolayısıyla iyi örnek olabilmiş olsaydınız,   bugün dudak kıvırdığınız  bu genç devlet ricali  arkanızda bıraktığınız “düzenleri, kurumları” devralmak zorunda kaldıklarında neden başarısız olsunlardı? Ki en basitinden sadece ufacık kısacık bir ikisini yazayım:

***

EN BASİTİ utanç duyduğumuz çevre pisliğinin tavan yaptığı ülkede eğer ormanlarımız fırtınalı havalarda elektrik tellerinin birbirlerine değmesinden yanıyorsa…

Yol çalışmalarında kullanılacak taşlar için eğer dağlar oyuluyorsa…

Memleketteki hayvan besicilerinin 50 bini borç batağındaysa..

Belediyeler batmışsa..

Güney’de Kıbrıs bandıralı gemi sayısı bin 750’e çıkarken Kuzey’de Mağusa limanı viraneye dönmüşse

Her yıl neden seçim yapılmaktadır şikâyetlerine nazire “karma oylama kalsın mı kalksın mı” tartışmaları yapılıyorsa vesaire…

BUNLAR sizin yani devleti kurup yıllar yılı yönetim erkleri olarak görev yapan sizlerin  ektiklerinizin, bugün hasadı yapılan mahsullerinden bir kaçı  değiller mi?                                                  ***

BİRLİK beraberlik laflarının demokrasiye aykırı sayıldığı bu ülkede yüzlercesiyle sivil toplum örgütleri varken, ayni siyasi görüşlere sahip siyasi partiler bile bir araya gelip bir bütün olamazken…

Ve gitgide her şeyin kişiselleştirildiği, dolayısıyla kişisel  çıkar hesaplarının ulusal çıkarların önüne geçtiği ülkede…

TUTUN ki hepimiz suçluyuz. Kimsemiz görevini yapmadı, yapmak isteyenlere de yaptırtmadı…









Başa dön tuşu