Köşe Yazarları

ESKİ AHİT’TEN OPERAYA, OPERADAN KIBRIS ’A








Bir grup kalburüstü insan Floransa’da Kont Giovanni dei Bardi’nin evinde toplanıyordu.




Bu toplantılara şair ve müzik çevrelerinden insanlar da katılıyordu.



Bu grubun “mafyöz” yapının ilk örneğini oluşturduğu söylenmesine rağmen grubun entelektüel birikimi operanın doğmasına neden olacaktı.

Grup içerisinde Galileo Galilei’nin babası flütçü Vincenzo Galilei de vardı.

Drama üzerine yaptıkları tartışmalar onları metinlerin şarkı şeklinde okunması fikrine götürecek ve operanın doğmasına neden olacaklardı.

Bu çalışmaların yapıldığı dönem 1580 ile 1589 yılları arasıdır.

Önce Floransa’da daha sonra Venedik’te opera salonları açıldı.

Belirtildiğine göre o dönemlerde Venedik’te her gece en az dört opera salonu faaliyet gösterirmiş, kapalı olanların yanında.

Venedikliler Kıbrıs’ta 1571 yenilgisi ile adayı kaybetmişlerdi ama opera salonları açmaktan geri durmamışlardı.

Aynı dönemde fetih sonrası kesilen “düşman” kafaları Mağusa kalesinin giriş kapısına tepeleme yığılmış ve bu görüntü yıllarca kapıda sergilenmişti.

Kıbrıs ahalisi operadan yüzyıllar sonra haberdar olacaktı.

Bahsettiğimiz yüzyılda (16. Yy) senfoni orkestralarının temeli de atılıyordu.

Orkestralar çeşitli çalgılarla zenginleşme sürecine girmişti.

Örneğin yay, Orta Asya kökenliydi ve Avrupa’ya oradan gelmişti.

Avrupa aydınlanması sürerken mimaride ve sanatta büyük patlamalar olacaktı.

Kağıdı, barutu ve pusulayı doğudan alan Avrupa, Orta Asya’da meydana gelen ilerlemeleri kendi kıtasına taşıyıp zenginleştirecek ve şaşırtıcı bir şekilde ilerleyecekti.

Avrupa aydınlanmasından önce Avrupa topraklarına yolculuk yapan Arap seyyahlar gördükleri insan topluluklarını oldukça vahşi olarak niteliyor, bu topraklarda yaşayanların geri kalmışlığına şaşıyorlardı.

Avrupalılar Aristoteles ve Platon’u Mısırlıların/Arapların çevirilerinden öğrenmişlerdir.

Ama İslam coğrafyasındaki bu gidişat çok sürmeyecek bilimdeki üstünlük Avrupa coğrafyasına geçecekti.

Öyle ki Avrupa’da kiliselerin tekelinde olan Eski Ahit eleştirilmeye, İsa’nın kimliği ve yaptıkları da sorgulanmaya başlanacaktı.

Mesela Eski Ahit’te geçen tufan meselesini ele alan bilim insanları, büyük dağları aşıp kaplayacak yoğunlukta yağmurların olamayacağını öne sürdüğünde kilise duvarlarından bir taş daha sökülecekti.

Dahası Eski Ahit’te kıtalar arasında Amerika yoktu, ancak Kolomb Amerika’yı keşfedince kilise ne yapacağını şaşırmıştı.

İnancını yitiren rahipler vardı.

Öte yandan insanoğlunun Adem ile Havva’dan başladığını öngören Eski Ahit, ilerleyen çağlarda arkeolog ve antropologların çalışmalarıyla bir takım ilkel insan fosillerinin Ademöncesine ait oldukları anlaşılınca Tevrat gerçekten de eski’yecekti.

Avrupa aydınlanma sürecine girerken her şeyin yolunda gittiği söylenemezdi.

Dönemin dindarları (kilise merkezli) yapmadıklarını bırakmışlardı.

Engizisyon ressamların çizimlerine bile karışıyor, onları yargılıyordu.

Günümüze aktarılan engizisyon tutanaklarında ibret verici sorgulamalar vardır.

Ancak yeni keşifler, yeni bilimsel süreçler kilisenin hakimiyetini yerle bir edecek ve Avrupa coğrafyası bilimsel ilerlemelerde ve refah toplumları yaratmada doğu ile arasını epey açacak; buna paralel İslam coğrafyası kendi kendini sorgulamaktan kaçındığı müddetçe geri kalmayı sürdürecekti.

Kıbrıs bu çağların neresindeydi?

Hiçbir yerinde.

Kıbrıslı filozof Zenon kendi döneminde (MÖ 300’lü yıllar) Kıbrıs’ta tüccar olarak hayatını sürdürmüş, düşüncelerini gittiği Atina’da geliştirmiştir.

O gün bugündür akıl yürütmek isteyenlere bu bölgede yer yoktur…





Başa dön tuşu