Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TÜRK BAYRAĞI VE YUNAN BAYRAĞI…

Okurlardan birisi bir fotoğraf gönderdi.

Güney Lefkoşa’daki Alfa Mega marketin önünde BMW bir cip. Bagajı tıka basa eşya dolu.  Bir erkek ve bir kadın önlerindeki market trollisinde, tepeleme yığılı naylonları, tıka basa dolu bagaja yerleştirme telaşında.
Fotoğrafa dikkatlice bakınca yüzler tanıdık geliyor. Hayret ediyorum.
Yok yok, yanlış anlaşılmasın hayretim  Güney’den alışveriş yapılmasına karşı oluşumdan değil.
Serbest ve yasaksız bir ekonomiyi savunuyorsak eğer herkes istediği yerden alışveriş yapabilir.
Zaten devlet 200 Euro’luk alışverişe de izin veriyor.  Dolayısı ile kimsenin bir şey söyleme hakkı yoktur bana göre.
Fakat, ince bir çizgi var arada. 
İnce çizgi şudur;
Eğer arada fahiş fiyat farkı yoksa Kuzey’den alışveriş yapmayı tercih etmek gerekir.  Sonuçta  “birbirimizi desteklemek gerekir” düsturuna da inanırım.
Tamam bu düstur için kazıklanmak istemem ama üç kuruş için de tanıdığım-bildiğim iş insanlarını satmam.
Sonuçta bu piyasa kendi aramızda dönüyor.
Eğer birbirimizi desteklemezsek topyekun batma tehlikesi mevcuttur.
Neyse, Alfa Mega’da, BMW cipin bagajını tıka basa dolduranlar, bu günlerde, bu piyasanın verdiği reklamlarla ayakta duranlar ve işlettikleri okulda Kıbrıslı Türklerin çocuklarından para kazananlardı.
Zaten okuyucu da buna itiraz ediyor.
Fotoğrafı yayınlamıyorum ama bu durumu not düşmeyi de istiyorum.

       ***

Pazar günü bir Noel yemeğine davetliydik.
Öğlene yakın Kermiya barikatına gittik.
Uzun bir araç kuyruğu var.
Yaklaşık bir saat kuyrukta bekledik Güney’e geçmek için.
“Olağan şüpheli” saydığımız bizimkilere sinirlendik önce.
Fakat sonra gördük ki kuyruğun nedeni  Rum barikatı.
Ağzında sakız, cak cak kemiren bir kadın gayet küstah tavırlarla yüzlerce aracı kontrol ediyor.
Edemiyor tabii ki.
Kilometrelerce araç bekliyor, hanımefendi hem etrafındakilerle sohbet ede ede hem de Facebook’ta yazışa yazışa işlem yapıyor.
Bizim tarafta olsa arabadan inip o kabini dağıtırdım.
Ama hey hat.
Katlanıyoruz…
Şu sıralar Güney’e geçişlerin çoğu alışveriş maksatlıdır.  Yani Güney’deki piyasaya para bırakıyor Kıbrıslı Tükler.
Ama embesiller, adeta “gelmeyin” muamelesi yapıyorlar.

      ***

Arada bir Lokmacı barikatından Uzun Yol’a yürürüz.
Ev yemekleri yapan Şandri’nin yerine uğrarız.
Aradaki farka her defasında kahroluyoruz.
Yüzlerce turist Arasta’ya geçmek için kuyrukta beklerler.
Her defasında sanki bizim işimizmiş gibi müdahale ediyoruz.  Oradaki görevlilerle konuşup işlemleri hızlandırmaya çalışıyoruz.
Sonuçta bu turistler bizim çarşıyı ziyaret edecekler. Surlariçi hep derdimiz oldu. Daha fazla turist ziyaret etsin, daha fazla alışveriş yapılsın diye.
Bizim barikatta zaman zaman böylesi sorunlar yaşanıyor ama Rum barikatı tam bir fecaat.
Oradaki görevlilerin küstah tavırları katlanılır gibi değil.
Hele birkaç tanesi var uzattığınız KKTC kimliğine dokunmuyor, göz ve kafa işaretiyle kimliği görebileceği yere koymanızı işaret ediyor, sonra da göz işaretiyle almanızı istiyor.
Bunu fark ettiğimde ısrarla KKTC kimliğini vermeye başladım, üstelik her defasında göremeyeceği mesafeye bıraktım ama nafile.
Çünkü hışt huşt şeklinde sesler çıkararak ikaz ediyor.
Sonuçta onun istediği oluyor ama KKTC kimlik kartını gösterenlerin sayısı da her geçen gün artıyor.
Bizimkisi suratsızlara bir tepki olarak hızla çoğalıyor.

      ***

Eskiden her çeyiz sandığında bir de Türk bayrağı vardı.
“Niye” diye sorduğumda komşusu Rum’un Yunan bayrağına karşı bir aidiyet olarak Türk bayrağını çektiklerini söylerdi yaşlılar.
Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.
Üzerinde Kıbrıs haritası ve zeytin dalları olan turuncu beyaz Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını bir Kıbrıslı Türk çizdi. (İsmet Vahit Güney)
Fakat bu bayrak hiçbir zaman Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak bayrağı olamadı.
1974 sonrası ortak duygular için değil, Rum milliyetçiliğini temsilen Rumlar tarafından sahiplenildi. O da kısmen.
“KKTC bayrağı ne kadar sahiplenildi” diye soranları duyar gibiyim.
Başa döndük.
Çeyiz sandığına  Türk bayrağı koyan nenelerimiz-dedelerimizin zamanına.
Dışlanmak ve ötekileştirilmek şimdiki zamanda bir insanlık suçudur.
Bu böyle biline…