Bakıyorum da son bir aydır yazdığımız yazılar Covid-19 ile alakalı… Covid-19’un eğitime etkilerini yazıyoruz, konuşuyoruz, düşünüyoruz, yeniden yazıyoruz. Kabul etmek gerekir ki 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyayı bu denli etkileyen bir başka olay yok. 7.5 milyarlık dünya nüfusu öyle veya böyle bir şekilde bu Covid-19 salgınından etkilenmiş durumda… İşin ilginç yani bu Covid-19 salgınının daha ne kadar dünyayı etkileyeceğini kesin olarak bilen de yok. Tahmini birtakım ifadeler var. Uzmanlar da geleceği kurgulamada ciddi sorunlar yaşıyor.
Elbette eğitim de bundan nasibini alıyor. Bugün eğitimciler yaşanan eğitim kayıplarını nasıl gidereceklerini konuşurken, dünyanın bir başka yerinde Covid-19’un etkisi ile gelecekte eğitim nasıl olacağı üzerinde kafa yoruluyor. KKTC dahil olmak üzere dünyadaki bütün eğitimciler Covid-19 ile birlikte öğrencileri ile nasıl iletişim kuracaklarını düşünüp, bunun için çaba sarf ediyor.
Belki de bu Covid-19 eğitimi yeniden düşünmemize, eğitimi yeniden şekillendirmemize yarayacak. Bizleri buna zorlayacak. Zaten uzunca bir süredir eğitimde geleneksel anlayışın bittiğini, son zamanlarını yaşadığını söylüyorduk. Covid-19 bu konuda artık son noktayı koydu. Elbette KKTC gibi üçüncü dünya ülkesi durumunda olan yerlerde geleneksel eğitimde ısrar edilebilir ancak buralarda da ömrü çok olmayacaktır.
Bugün okullarda olan Z Kuşağı çocukları teknoloji ile yatıp kalkan, Messenger, Snapchat ve WhatsApp gibi uygulamalar ve benim bilmediğim daha başka uygulamalar ile anında iletişim kuran ve anından geri bildirim alan bir kuşaktan bahsediyoruz. Dünya Ekonomik Formu’nun bir raporuna göre bugün ilkokula giden çocukların %65’inin şu anda bilmediğimiz/var olmayan işlerde çalışacağı ve yine Dell Teknoloji firmasının başka bir raporuna göre de 2030’lu yıllarda bu Z kuşağı çocuklarının çalışacağı işlerin %85’nin bilinmediğini gösteriyor*.
İşte dünyada beklenen bu değişime ülke olarak ne kadar hazırız. Bu noktada eğitimin de eğitim anlayışımızın da kökten değişmesi gerekmektedir. Mesela bu Covid-19 salgını dünyada herkese göstermiştir ki birlikte hareket edersek başarabiliriz. Tüm dünya bir dayanışma içerisinde bu salgından kurtulmanın yollarını arıyor. Bireysel özellikleri ile öne çıkan Z Kuşağı gençleri bile birlikte hareket etmenin ve yardımlaşmanın derdine düşmüş…
Covid-19 sonrası bu dönemde belki de insanlardan istenen beceriler de değişecektir. Yani benim Covid Kuşağı diye isimlendirdiğim 2020 sonrası dönemde iş dünyasının arayacağı özellikler farklılaşacaktır. Bugünkünden daha çok işbirliği, daha çok empati ve küçülen dünya ile birlikte farklı demokrafik özelliklerdeki insanlarla birlikte çalışma becerisi gösterme öne çıkacaktır. Tabii ki bunların yanında esas olan teknolojiyi çok iyi kullanabilmeyi söylememe gerek yok herhalde…
Covid-19 salgını bize gösterdiği bir başka gerçeklik de eğitimde teknoloji kullanımı artık geciktirilemez. Uzaktan eğitim uygulamalarından tutun da diğer bütün teknolojik imkanların okullara girmesi gerekmektedir. Elbette bu pahalı bir hedeftir ancak bunun için ciddi bir bütçe ayrılmadığı sürece geleneksel eğitim ile varabileceğimiz bir yer yoktur. Bugün artık karşımızda anında bilgiye ulaşan bir Z Kuşağı var. Benim Covid Kuşağı dediğim Z Kuşağı sonrası kuşak bundan çok daha ileride olacaktır. Bu anlamda öğretmenler de kendilerini bu anlamda geliştirmek, dönüştürmek ve anlatan olmaktan çok yol gösteren olmalıdır. Öyle görünüyor ki Covid-19 salgını sonrasında bizleri yeni bir ülke ve yeni bir dünya beklemektedir. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin. Eğitimin de…
*https://www.weforum.org/agenda/2020/03/4-ways-covid-19-education-future-generations/
































